"Vicdanımız, bizim de acı çekmeye başladığımız noktaya varıncaya kadar diğerlerinin maruz kaldığı sıkıntıları umursamaz. İstisnasız tüm durumlarda, bu bizi de rahatsız etmeye başlayana kadar, diğer kişinin acısına kayıtsız kalırız." #İnsan Nedir
Bu kitapla bir ilki başardım diyebilirim. Normalde kitap okurken ne kadar akıcı olursa olsun ve ne kadar ince olursa olsun en az üç günde okurdum. Ama bu kitabı 5 saatte okudum ve çok mutluyum. Mutluyum ama kitabı okurken bir o…devamıBu kitapla bir ilki başardım diyebilirim. Normalde kitap okurken ne kadar akıcı olursa olsun ve ne kadar ince olursa olsun en az üç günde okurdum. Ama bu kitabı 5 saatte okudum ve çok mutluyum.
Mutluyum ama kitabı okurken bir o kadar üzülmüştüm. Çünkü kitap, adından da anlaşılacağı üzere bir köy hayatını anlatıyor ve köydeki bir öğretmenin yaşadığı zorluklardan bahsediyor.
Mahmut Makal kitabın yazarı olduğu gibi aynı zamanda da kitabın baş karakteridir. Orada genelde köy ağzından olacak ki hep "Mamıdefendi" diye sesleniyorlar. Mamıdefendi köy enstitüsünden mezun olan bir öğretmendir. Bazı kişiler onu okumuş etmiş diyerek el üstünde tutarken bazı kişiler de "daha namaz kılmıyor gavurun derslerini çocuklarımıza öğretiyor" diyorlar ve onu kale almıyorlardı.
Bu arada köy hayatı deyince günümüzdeki köyler gelmesin aklınıza; burada bahsedilen daha çok eski zamanlarda yoksulluğun en diplerde yaşandığı zamanlardır.
Örneğin önlerinde şu anki gibi birçok yemek çeşidi yoktur bu insanların, sadece tandır ekmeğiyle karınlarını doyuruyorlar. Açıkçası kitabı okurken zenginlik içinde yaşadığımızı düşündüm. Tabi şu anki durumla elli sene önceki durum kıyaslanamaz biliyorum ama yine de en azından yediğimiz önümüzde yemedigimiz arkamızda bir yaşam sürüyoruz ve halimize hiç şükretmiyoruz.
Neyse kitaba dönecek olursak; ben en çok hastalıktan ölen çocuklara üzüldüm. Çocuklar hastalıktan ölüyor ama kimse doktora gitmeyi düsünmüyor çünkü hem doktora gidecek para yok hem de halk dinen o kadar kapalı ki bu ölümlerin de Allah'tan olduğunu düşünüyor.
Zaten doğumlar da ölümler de Allah'tan ama tedbir almadan da her şeyi Allah yaptı demek biraz kolaya kaçıyor.
Günümüzde bu kadar sık olmasa da hala böyle düşünen insanlar var. Keşke bunun ceremesini çocuklar çekmese...
Dediğim gibi kitap klasik köy hayatını ele alıyor. Bu tarz kitaplar okumayı seviyorsanız tavsiye ederim. 🧡
Hayırlı geceler herkese. Şimdi size az önce bitirdiğim kitaptan bahsedeceğim. "Öğretmenim Bir Bakar Mısın?" kitabı Doğan Cüceloğlu'nun sosyal medya üzerinden "Öğretmeninizle ilgili sizleri derinden etkileyen bir anınızı paylaşır mısınız?" diye sorması üzerine temelini atıyor. Yani kitap birçok mektuptan oluşuyor ve…devamıHayırlı geceler herkese. Şimdi size az önce bitirdiğim kitaptan bahsedeceğim.
"Öğretmenim Bir Bakar Mısın?" kitabı Doğan Cüceloğlu'nun sosyal medya üzerinden "Öğretmeninizle ilgili sizleri derinden etkileyen bir anınızı paylaşır mısınız?" diye sorması üzerine temelini atıyor. Yani kitap birçok mektuptan oluşuyor ve bu mektuplarda da öğretmen öğrenci ilişkilerinden bahsediliyor. Bu ilişki üzerine de yazarımız düşüncelerini aktarıyor. Yani öğretmenin bu davranışı öğrenciyi olumu etkiler ya da olumsuz etkiler diyerek aslında okurlarını yönlendiriyor.
Ben bu kitabı okurken bazı öğretmenlere sinir olduğum gibi bazılarına da hayranlık duydum. Gerçekten çok naif, ince düşünen insanlar var. Umarım biz de onlardan olur ve öyle insanlarla karşılaşırız.
Ben üniversite sınavından sonra tercih zamanı çok düşündüm. Acaba ne olursam mutlu olurum diye. Hani bazı insanların hayali olur, doktor olacağım çünkü ... der. Ben hep öyle insanlara imrenirdim çünkü benim bir hayalim bile yoktu. Aklımda yüksek bir puan alıp mesleğimi ona göre seçmek vardı ve öyle düşünen varsa kesinlikle tavsiye etmiyorum.
Tercih zamanı o kadar karışık düşünceler içerisindeydim ki anlatamam.
Ailem sürekli öğretmen ol, bir kadın için en rahat meslek o deyip duruyordu ve bu biraz aklıma yatmıştı. Rehberlik öğretmenimin rahatlığı, ayrı odasının olması, sadece odasına gelen kişilerle ilgilenmesi hoşuma gitmiş olacak ki PDR bölümüne karar vermiştim. Bu sefer de ataması yok yapamazsın deyip durdular. Bir sene mezuna kalmıştım, iyi de bir puan çıkarmıştım ama bir türlü hangi mesleği seçeceğimi bilmiyordum. Hatta komik gelecek ama keşke yüksek puan çıkarmasaydım diye ağlamışlığım da var. Neyse böyle böyle sınıf öğretmenliğinin atamasının çok olması bana o bölümü seçtirdi ve şu an birinci yılımı bitirdim.
Şimdi bu kız ne saçmalıyor diyebilirsiniz. Haklısınız da bayağı uzattım ama içimden geçenler bunlar :)
Öğretmenlik çok kutsal bir meslek ama içimde hep "yapamazsın Beyza ! sen daha bir toplulukta rahat konuşamıyorsun. Sınıfta nasıl konuşacaksın" diyen ruh emiciler var ama ben bu kitabı okuduktan sonra o ruh emicilerin uzaklaştığını hissettim.
İçimde bir filiz yeşerdi sanki. Öğrencilerime kavuşup bu öğrendiklerimi uygulamak istiyorum. Her ne kadar kötü bir öğretmen geçmişim olsa da; öğrencilerimin benden hep iyi bir şekilde bahsetmelerini istiyorum.
Neyse uzun lafın kısası öğretmen adaylarının mutlaka okuması gereken bir kitap. Sadece öğretmen adayları da değil velilerin de okuması gereken bir kitap.
İyi okumalar ;)
Merhaba 🙋🏻♀️ bugün farklı bir kitapla geldim. Beyinde Ararken Bağırsakta Buldum, miktrobiyotanın yani mikropların aslında o kadar zararlı olmadığını anlatıyor hatta bazı mikropların bize faydası olduğunu da detayli bir şekilde anlatıyor. Açıkçası ben bu kitabı okuduktan sonra mikroplarımı sevmeye başladım…devamıMerhaba 🙋🏻♀️ bugün farklı bir kitapla geldim. Beyinde Ararken Bağırsakta Buldum, miktrobiyotanın yani mikropların aslında o kadar zararlı olmadığını anlatıyor hatta bazı mikropların bize faydası olduğunu da detayli bir şekilde anlatıyor. Açıkçası ben bu kitabı okuduktan sonra mikroplarımı sevmeye başladım hepsi benim yavrularım 😂
Genel olarak kitap akıcı bir dille yazılmış, benim gibi biri bile bu kadar kolay bir şekilde okuduysa herkes rahatlıkla okuyabilir diye düşünüyorum. Üstelik kitap genel kültür düzeyinde bilgiler barındırıyor yani bilmesek hayatımızda hiçbir şey eksilmez ama bilirsek de daha bilinçli oluruz.
Kitabın en sevdiğim yönlerinden biri de çizimleri oldu çünkü okuduğuklarım o çizimler sayesinde zihnimde yer buldu. Ve gerçekten o kadar güzel çizimler var ki... Okumanızı tavsiye ederim 😊
"Yaşam ve ölüm, kelimelerle tanımlayacağınızdan öte, çok uzun zamandır birbirlerine aşıktır. Yaşam, ölüme sayısız hediyeler gönderir... Ve ölüm onları sonsuza dek saklar." #Beyinde ararken b.a.ğ.ı.r.s.a.k.t.a buldum
Spoiler içeriyor
Merhabalar bugün Sergüzeşt kitabıyla geldim. Edebiyata çalışırken o kadar çok kitap özeti okumuştum ki Türk klasiklerinden nefret ediyordum özellikle de Sergüzeşt'ten. Çünkü romanda Dilber adındaki bir esirin sürekli satıldığı anlatılıyordu ve bu da çok zoruma gidiyordu hatta kitabın ilk sayfalarını…devamıMerhabalar bugün Sergüzeşt kitabıyla geldim. Edebiyata çalışırken o kadar çok kitap özeti okumuştum ki Türk klasiklerinden nefret ediyordum özellikle de Sergüzeşt'ten. Çünkü romanda Dilber adındaki bir esirin sürekli satıldığı anlatılıyordu ve bu da çok zoruma gidiyordu hatta kitabın ilk sayfalarını okurken o kadar çok daraldım ki bırakmayı bile düşündüm ama bir çekilişe katıldığımı hatırlayıp zor da olsa devam ettim.
Neyse kitaba gelecek olursak; dediğim gibi ilk sayfalarda Dilber'in satılması ve satıldığı evde çektiği eziyetlerden bahsediliyor.
Düşünsenize küçücük bir kız çocuğuyken sizi ailenizden ayırıp bir eve köle olarak getiriyorlar ve o evde eziyet üstüne eziyet çekiyorsunuz.
Ne zor değil mi ?
Ben romanı okurken kendi halime o kadar şükrettim ki... Eğer eski zamanlarda doğmuş olsaydım, bir ismim olmayacaktı herhangi bir halayık parçası olarak çağırılacaktım. Ne kötü.
Dilber ilk gittiği evde o kadar eziyet çekiyor ki bir gün kaçmaya yelteniyor ama nafile, geri dönmek zorunda kalıyor. Daha sonra bir şekilde o evden ayrılıyor ve başka bir eve satılıyor. Bu sefer gittiği evde o kadar eziyet çekmiyor ama kendini kötü hissettiği anlar oluyor.
Mesela evin oğlanı Celal Bey, onu bir oyuncaktan farksız görüyor ve bunu açık bir şekilde belli ediyordu. Kendisi resim yapan biyirdi ve Dilber'i kılıktan kılığa sokarak onun resimlerini çizerdi. Bu durum her ne kadar kötü gözükmese de onur kırıcıydı.
Bir gün Celal Bey ile Dilber'in arasında bir aşk başladı. Dilber tam da mutlu olduğu bir döneme girmişken hanımı bu durumdan rahatsız oldu ve oğluna esir bir kızı layık bulmayarak onu başka birine sattı.
Daha sonra da Celal acı çekti, Dilber acı cekti, Celal'in annesi acı çekti... Kısaca kimse mutlu olmadı. Klasik Tanzimat dönemi romanı.
Konu bakımından çok hoşuma gitmese de Samipaşazade Sezai'nin betimlemelerini çok beğendiğimi söylemek isterim. Yani yazılanlar tüm gerçekliğiyle zihninizde belirebiliyor ve bu da benim hoşuma gitti.
Eğer Türk edebiyatından bir şeyler okumak isterseniz tavsiye ederim.
"Ağlamak, uğraştığımız felaketlere karşı vücudumuzda kalan son kuvvetin bir feryadıdır. Ağlayamadığımız zamanlar bizde o gücün de mahvolduğu vakitlerdir ki onun yerine geçen etkili bir sessizlik en şiddetli acı gözyaşlarından daha çok gönül yakıcıdır. " 🏵️ #Sergüzeşt | Samipasazade Sezai
Spoiler içeriyor
Uzun zamandır okumayı düşündüğüm ama bir türlü fırsatını bulamadığım bir eserdi. Daha doğrusu daha önceden okumaya başlamıştım ama bir süre sonra sıkılıp yarıda bırakmıştım, tekrar okuyunca yarıda bıraktığıma pişman olurken bir yandan da okumalar konusunda geliştiğimi hissettim. Neyse kendi duygularımı…devamıUzun zamandır okumayı düşündüğüm ama bir türlü fırsatını bulamadığım bir eserdi. Daha doğrusu daha önceden okumaya başlamıştım ama bir süre sonra sıkılıp yarıda bırakmıştım, tekrar okuyunca yarıda bıraktığıma pişman olurken bir yandan da okumalar konusunda geliştiğimi hissettim.
Neyse kendi duygularımı bir yana bırakıp kitaba geçecek olursak; Veronika adında genç bir kız, bir gün intihar etmek istiyor, nedenini soracak olursanız monoton bir hayat desek daha doğru olur. Yani Veronika yaşamın tekdüzeliğinden ve insanlar ne der duygusundan o kadar çok sıkılmış ki hayatı artık yaşamaya değer bulmuyordu. Fakat intihar girişiminde de başarılı olamayınca onu Villete adında bir akıl hastanesine kapatıyorlar. Aldığı aşırı doz ilaç, kalbinde bir hasara sebep olmuştu bu yüzden doktorlar bir haftalık ömrünün kaldığını söylediler.
Bu durum Veronika'yı çok hem korkutuyor hem de ölümü yaklaştığı için mutlu ediyordu.
Bir insan ölmek amacıyla denize atlar ama suyun içinde boğulurken hayat bir anda tatlı gelir fakat iş işten geçmiştir. Veronika için de aynısı olmuştu. Yani ölümden korkmuyordu ama Villete'de kaldığı süre boyunca hayatı sevmeye baslamıştı. Bu sadece kendi için de değil etrafındaki insanları da olumlu yönde etkilemişti.
Villete'de birçok kişi vardı. Bazıları gerçekten akıl hastasıydı bazıları da iyileşmesine rağmen hala burada duruyorlardı çünkü kendilerini yargılayan kimse yoktu. Herkes deliydi ve kimse "Neden onu öyle yapıyorsun?" diyerek karşısındakine laf etmezdi. Burada tedavi gören insanlar bu ortama alıştıkları için normal olarak nitelendirdiğimiz insanların olduğu yaşama yani Villete dışındaki yaşama ayak uyduramıyordu.
Delilik konusuna da güzel bir şekilde değinmiş Paulo Coelho, "Kendi dünyasında yaşayan herkes delidir. Şizofrenler, psikopatlar, manyaklar. Yani başkasından farklı olanlar." demiş mesela bu söz benim içime işledi, güzel bir yer edindi. Şimdiye kadar bendeki farklılıkları bir kusur olarak görüyordum ama bu kitabı okuduktan sonra daha farklı düşünüyorum.
Hem hepimiz aynılaşmaya başladık, sanki herkes birbirine benziyor sanki tek bir güzellik algısı var da insanlar o biçimlere bürünmek için her şeyi yapıyorlar.
Açıkçası bu kitap bende bazı farkındalıklar oluşturdu. Kitabı daha önce okumadığım için pişman değilim çünkü tam zamanında okuduğumu düşünüyorum. Bu aralar her şeyin monotonlaştığını düşünürken gerçekten aynı duyguları yaşayan birinin hayatını okumak bana iyi geldi.
Eğer kitabı okuyup da çok sıkıldıysanız belki zamanında okumamışsınızdır ama kötülenecek bir kitap da değil. En azından benim için 🌹