Ödevim kapsamında bu filmi yorumladım, buraya da aktarmak istedim kopyala yapıştır yapıyorum o yüzden yazılar kayabilir. Filmde otizm tanısı almış bir genç olan Ben ‘in yaşadığı zorlu hayat ve yaşadığı zorbalıklar ele alınmıştı. Filmde otizm tanısının tipik özellikleri doğru ve…devamıÖdevim kapsamında bu filmi yorumladım, buraya da aktarmak istedim kopyala yapıştır yapıyorum o yüzden yazılar kayabilir.
Filmde otizm tanısı almış bir genç olan Ben ‘in
yaşadığı zorlu hayat ve yaşadığı zorbalıklar ele alınmıştı. Filmde otizm tanısının tipik
özellikleri doğru ve güzel yansıtılmıştı. Ben ‘in insanlarla iletişimden kaçışı , içine
kapanıklığı , sesten hoşlanmayışı , dışarıda bulunduğu vakit sesleri duymamak için kulaklık
takışı , birtakım takıntılara sahip oluşu gibi özellikleri itibarıyla otizmin kendi içindeki
özellikleri güzel işlenmişti. Örneğin Ben ‘in sayılara takıntısı vardı. Bir sahnede elimi
yıkamam için 20 saniye , saçımı düzeltmem için de 15 saniyem var diyordu. Ayrıca yine bir
sahnede her sabah 05.45 ‘ten 06.33 ‘ e kadar oyun oynadığını belirtmişti. Her gün aynı vakit
dilimlerinde oyun oynaması da yine takıntısını gösteren bir durumdu . .Otizm tanısı almış
çocukların içine kapanık oluşları ,insanlara karşı mesafeli duruşlarının işlenişini de yine
başkarakterimiz Ben ‘ de gördük. Ben ‘in annesiyle bile mesafeli bir duruşu vardı,
gerekmedikçe konuşmuyordu , iletişimi tercih etmiyordu hatta bir sahnede “ insanlar
konuşuyor tuhaf tek yaptığım onları taklit etmek ve kopyalamak “ diyerek hayatın doğal ve
kaçınılmaz bir parçası olan iletişime geçmeyi ve konuşmayı yadırgadığını ve tuhaf bulduğunu
dile getirmişti. Kalabalıktan , dışarıda olmaktan da hoşlanmıyordu , çekine çekine hatta tabire
caizse ezile büzüle omuzları çökük bir şekilde yürüyordu dışarıda. Otizmli bireyler
gözlemlerim ve duyumlarıma göre ön plana alınmaktan , görülmekten hoşlanmayan , arka
planda kalmayı tercih eden , kendi iç dünyalarında yaşamayı seven bir yapıdadırlar. Filmde
başkarakterimiz Ben’ de de bu özelliklerin yansıyışına şahit oluyoruz . Filmde Ben oyunu
hayatının merkezi yapmış , oyundan bir sanal dünya kurmuş kendine , gerçek hayatı oyunla
özdeşleştiriyor , zorda kaldığı anlarda kendini oyundaymış gibi düşünüyor , bir çeşit savunma
ve gerçek hayattan kaçış mekanizmasına benzetebiliriz bunu. Okulda zorbalık görüyor , dalga
geçildiğinde karşı koyamıyor . Zorbalık gördüğünü kimseye anlatamıyor , annesine bile.
Çocukların kendilerine savunamamalarının , kendilerini koruyamamalarının , dur
diyememenin sebeplerinden birinin onlara istemediği bir şey olunca hayır demeyi öğretmemiz
olduğunu düşünüyorum. Onlarla güvenli bir bağ kuramıyoruz , belki zorbalık yaşayınca ona
bunları yaşatanlar yerine kendisi utanıyor , söylemeye çekiniyor , bizim kızacağımızıdüşünüyor olabilir. İşte ebeveynlerin de çocuklarında bu algıları yıkması gerekiyor. Zorbalık
görmenin onların suçu olmadığını sadece zorbalığı yapanların suçu olduğunu anlatmamız ve
her daim yanında ona destek olduğumuzu onun güvende olduğunu hissettirmemiz gerekiyor.
Ona yardımcı olacağımızı ona inandırmamız ve kabullendirmemiz gerekiyor .Zorbalıktan
korunma yollarını , istemediğinde hayır demeyi , kendini savunmayı , kendini korumayı ,
kollamayı öğretmemiz gerekiyor. Bu konuda özellikle velilere çok iş düşüyor.
Filmdeki otizmli başkarakterimiz Ben’in uyum sorunları güzel yansıtılmıştı. Annesiyle bile
sorunlarını paylaşmıyordu. Özellikle gelişimsel yetersizliği olan bireylerde anne – çocuk bağı
kurmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Onun her daim yanında olduğumuzu
hissettirmemiz gerektiğini düşünüyorum . Ben ‘in annesi Ben için bir sahnede “ otizm diye
etiket yapıştırıyorlar , bana göre benim çocuğum sadece benim çocuğum “ demişti . Bu
sözünde her türlü tanıyı , tanımlamaları , etiketleri bırakıp çocuğunu benimsediğini ve her
türlü tanıyı bırakıp çocuğunun her şeyden önce birey ve onun çocuğu olduğunu dile
getiriyordu. Bir sahnede doktor da Ben için “ sıradışı bir çocuk , sıradan olmak için mücadele
ediyor “ demişti burada gelişimsel yetersizliği olan çocukların ayırıcı özellikleri bulunan ,
özünde özel bireyler olduğunu kastetmek istemişti benim çıkarımlarım doğrultusunda .Ben
insanlardan alamadığı saygı – sevgi ihtiyacını oynadığı online oyundan alıyordu. İnsanlarla
yaşadığı uyum sorunlarının doğurduğu sevgisizliğin açığını oyunlardan kapatıyordu , sürekli
oyun oynayarak yüksek bir levele ulaşmıştı ve bu durumdan ötürü sanal dünyada saygı
görüyordu , seviliyordu. Kendisi de bu durumu “ oyunda ne olmak istersen o olursun , alet ve
silahların kadar güçlüsün , gerçek hayatta sadece bir kişisin “ diyerek dile getirmişti.
Çevrimiçi oyunlar , sanal dünya ona seçme ve varoluş özgürlüğü veriyordu bir bakıma
.İstediği karaktere bürünüyor , istemediğinde karakteri değiştiriyordu. Gerçek hayat ise
yaşamak mecburiyetiydi ona göre . Kendisi zaten yapı itibarıyla intihara meyilli , karamsar
bakışlı bir bireydi. Karamsar bakışlı olduğunu bir sahnede kurmuş olduğu “ her zaman hatalı
olan ben oldum “ lafından çıkarım yaptım çünkü hep kendisinde suç bulduğunu belirtmişti.
Kendisine de tahammülü yok gibiydi çünkü bir sahnede aynada kendisini görünce aynaya
yumruk atıp aynayı kırıp elini yaralamıştı kendini aşağı ve değersiz görüyordu. Duygularını
yansıtamıyor , kimseyle paylaşamıyor çünkü güvenmiyor kimseye . Anne – oğul bağı da yok
annesiyle arasında. Bu bağın kurulmasında annesine çok iş düştüğünü düşünüyorum. Ben
annesine kendisini açabilse , ördüğü duvarları annesine karşı yıkabilse , annesine dert yansaBen ‘in psikolojik olarak rahatlayacağını , bu durumun Ben ‘in ruhuna iyi geleceğini
düşünüyorum. Sonuçta sorunlarımıza belki çözüm getirmese de sevdiklerimize sadece dert
yanmak , sorunumuzu paylaşabilmek ve karşılığında sadece onlardan manevi destek alsak bile
yalnız olmadığımızı anlamak bize iyi gelecektir.