2000 ile 2001 yılları arasında İstanbul'da meydana gelen kesik bacak cinayetlerinden esinlenerek senaryosu ele alınmış olan Beyza'nın Kadınları filminin yönetmenliğini Mustafa Altıoklar üstlenirken, senaristliğini ise Nuket Bıçakçı üstlenmektedir. Asıl mesleği doktor olan Mustafa Altıoklar, çektiği filmlerde genel olarak bunalımlı karakterlere…devamı2000 ile 2001 yılları arasında İstanbul'da meydana gelen kesik bacak cinayetlerinden esinlenerek senaryosu ele alınmış olan Beyza'nın Kadınları filminin yönetmenliğini Mustafa Altıoklar üstlenirken, senaristliğini ise Nuket Bıçakçı üstlenmektedir. Asıl mesleği doktor olan Mustafa Altıoklar, çektiği filmlerde genel olarak bunalımlı karakterlere odaklanan ve etkileşimli insan ilişkilerini sorgulayan tarzda bir sinema akımı geliştirmiş olsa da Psikolojik Gerilim ve Polisiye türü kapsamı içerisine giren Beyza'nın Kadınları filmi ile dönemin Türk Sinemasında örneğine rastlanmayan türü ve konusu bakımından bir ilk sayılabilecek bir filme imza atıyor. Film, Türk Sinemasının çember çizdiği bir dönemde yenilikçi ve farklı bir sinema anlayışı ile adeta Türk Sinemasına ışık tutmuş bir yapıya sahip. Filmin olumlu yönlerinin olduğu gibi olumsuz yönleri de mevcut. Şimdi bunları sırasıyla ele alalım. “Beyza'nın Kadınları” çoklu kişilik bozukluğu (Dissosiyatif Kişilik Bozukluğu) yaşayan bir kadından hareketle şehirde ardı ardına işlenen seri katil cinayetleri arasındaki bağlantıyı kurmaya çalışan çok aksiyonlu ve gerilimi yüksek bir film. Cinsel veya duygusal istismar sonucunda çocukluk çağında ortaya çıkan bir rahatsızlık olarak psikiyatri literatüründe “Dissosiyatif Kimlik Bozuklukları” altında gösterilir. Tıpkı Beyza karakterinde görüldüğü gibi. Her zaman olmasa bile diğer kişilikler birbirinden haberdar değildir ve nevrotik davranış yapısına sahip olsa bile, kişinin bilinç yönü gerçeklikle bağını koparmamaktadır. Tıpkı Dilara'nın olaylarla ilgili bilgiler verip kendisini cinayeti işlemediğine dair tanık göstermesi gibi. Çoklu kişilik çok küçük yaşlarda başlayan bir rahatsızlık olduğu bilgisinden yola çıkarak burada, Beyza'dan önce Ayla'ya dikkat etmek gerekiyor. Ayla özel bir yetimhanede büyümüş, daha sonradan evlatlık verilerek Beyza ismini almış. Ama o yetimhanede küçük çocuklara tacizde bulunan Pakize Öğretmen, Ayla'yı da bacağından karyolaya bağlayarak sürekli cinsel tacizde bulunmuştur. Bunun travması onda Ayla'yı unutup bünyesinde sığınacağı başka kişilikler yaratması neticesine götürmüştür denebilir. Ayla, kendi güvenini ve kişiliğini oluşturmaya başlarken, kendisini bu dünyada yapayalnız ve örnek alabileceği anne veya babası olmadan ayakta tutmaya çalışmış ancak tüm bunlara bir de tecavüzün eklenmesi onu kendi beyninde yarattığı diğer kişiliklere bağlamış. Küçük Ayla'nın ayakta kalabilmesi için bütün bu karakterlere ihtiyacı vardır. Yaşadığı olaylarla yüzleşecek gücü yoktur ve çözüm olarak hayatı hafife alıp, gününü gün eden Dilara'yı kendine kişilik seçmiş veya bütün bu olumsuzluklardan sığınmak için de çocukların dostu Rabia'ya sığınmıştır. Senarist öyküyü dinamik tutabilmek için sık sık izleyicinin kafasında soru işaretleri bırakmış, olayın gizemini korumuş ve katil kim? sorusunun cevabının merakını oldukça izleyicide uyandırmıştır. Fakat filmin öykü dinamiği incelenirrken üzerinde durulması gereken bir nokta var ki o da senaryoda oluşan boşluklardır. Olay zincirini incelerken tespit edilebilecek olan öykünün boşlukları, kafalarda birtakım soru işaretlerine yol açıyor ve bu da öykünün inandırıcılığından izleyiciyi uzaklaştırıyor ve istenilen tatmin duygusunu veremiyor. Mesela Koray'ın nasıl teşhis edildiği? Küvete düşen hizmetçiye ne olduğu gibi akılda kalan sorular senaryodaki boşluktan kaynaklı sorulardır. Bu filmin eksik yönlerinden biridir. Beyza'nın Kadınları filminin sinematografisi ise bir gerilim filmi için tipik olan görsel ve teknik unsurları kullanarak etkileyici bir şekilde işlenmiştir. Mesela Film, genellikle loş ve karanlık tonlarda çekilmiştir, bu da gerilim ve gizem atmosferini güçlendirmiş. Işık ve aydınlatma kullanımı, karakterlerin iç dünyalarını vurgulamak ve duygusal durumlarını yansıtmak için dikkatle seçilmiş. Renk paleti genellikle soğuk ve donuk tonlarda işlenmiş, bu da filmdeki gerilimi oldukça arttırmış. Bununla birlikte çekim teknikleri açısından da özellikle dar alanlarda yapılan yakın plan çekimler ve karanlık mekanlarda yapılan uzun planlar, izleyiciyi olayların içine çekmiş ve gerginliği artırmış. Film, mekan kullanımı açısından da dikkat çekicidir. Çoğunlukla kapalı ve izole edilmiş mekanlar tercih edilmiştir, bunun karakterlerin duygusal izolasyonunu ve iç çatışmalarını yansıttığı düşüncesindeyim. Ayrıca Film, kurgu ve montajıyla da gerilimi ustalıkla yönetir. Mesela filmde kullanılan flachbackler hikayenin karmaşıklığını ve gizemini artırmış. Fakat anlatının karmaşıklığı ile Film, bazı izleyiciler için anlaşılması zor olabilir. Geriye dönüşler ve karmaşık hikaye anlatımı, izleyicilerin bazılarını hikayeden koparabilir ve sıkılmasına sebebiyet verebilir. Bu da filmin olumsuz etkenlerinden biridir. Bununla birlikte Film, cinsellik ve şiddet unsurlarını cesurca ele alırken, bazı izleyiciler için bu unsurların kullanımı rahatsız edici olabilir. Özellikle, cinsel ve şiddet içeren sahnelerin bazıları, filmi izlemeyi zorlayabilir. Dissosiyatif kişilik bozukluğuna sahip bir karakteri oldukça hakkını verir bir şekilde canlandıran Demet Evgar'a da şapka çıkarmak gerekir. Filmde bir çok abartılı ve yapmacık oyunculuklara karşı (örneğim Tamer Karadağlı'nın oyunculuğu çok yapmacık geldi bana) Demet Evgar'ın harika performansından sonra, neden film afişinde Tamer Karadağlı'nın kapladığı yer kadar yer kaplamıyor diye düşünmüyor da değilim doğrusu. Film aynı zamanda Türk Sinemasında önemli bir yere sahip olan ve çeşitli sosyopsikolojik dinamiklere odaklanan bir yapımdır. Film, kadın karakterlerin iç dünyalarını, ilişkilerini ve toplumsal rollerini derinlemesine ele alırken, aynı zamanda psikolojik gerilim unsurlarını da barındırır. Mesela Film, kadın karakterlerin toplumsal cinsiyet normlarıyla nasıl mücadele ettiklerini ve kendi kimliklerini bulma süreçlerini sosyopsikolojik aktarım ile gösteriyor. Ana karakterlerin yaşadığı iç çatışmalar, toplumsal cinsiyet rollerinin sorgulanmasını sağlamakta. Film, toplumsal cinsiyet rolleri, güç ilişkileri ve cinsellik gibi önemli temaları ele almasına rağmen, bazı izleyiciler bu temaların yeterince derinlemesine işlenmediğini düşünebilir. Toplumsal mesajların daha güçlü bir şekilde vurgulanması filmi daha etkileyici kılabilirdi. Örneğin filmin toplumsal mesajların daha etkili ve daha güçlü nüfuz edeceği bir final sahnesine sahip olabilirdi. Film, bazı izleyiciler için finalin tatmin edici olmadığını düşünmektedir. Hikayenin sonu, bazıları için beklentileri karşılamayabilir veya hikayenin karmaşıklığını çözme konusunda yetersiz kalabilir ve hikayenin tamamlanmadığını düşündürebilir. Bu bakımdan filmin etkili ve tatmin edici bir final sahnesine sahip olduğunu düşünmemekteyim. Sonuç olarak hikaye bakımından ilgi çekici bir konusunun olmasına rağmen senaryonun aktarılma biçimi zayıf kalsa ve Demet Evgar dışında oyunculukları zayıf olsa da sinematografi açısından bizlere görsel bir şölen sunan ve ve türü bakımındanazımsanmayacak derecede önemli bir yere sahip olan "Beyzan'nın Kadınları" filmi izlemeye değer bir film vaktinizi ayırmanız şiddetle tavsiyemdir.
⭐ 7/10