Seher vakti, Mescid-i Nebevi’de gündüzün telaşı başlamadan hemen öncesi hususi bir andı. Bu vakitlerde, sabah namazının ardından Resulullah ﷺ ashabını dinlerdi. Sahabiler gördükleri rüyaları O’na anlatır, O da bu rüyaları tabir ederdi. O zamanlar henüz bekar bir delikanlı olan Abdullah…devamıSeher vakti, Mescid-i Nebevi’de gündüzün telaşı başlamadan hemen öncesi hususi bir andı. Bu vakitlerde, sabah namazının ardından Resulullah ﷺ ashabını dinlerdi. Sahabiler gördükleri rüyaları O’na anlatır, O da bu rüyaları tabir ederdi.
O zamanlar henüz bekar bir delikanlı olan Abdullah bin Ömer de bu meclisin mütevazı sakinlerindendi. Anlatılanları büyük bir heves ve gıptayla dinler; içten içe kendisi de bir rüya görmeyi, o rüyayı Efendimiz’e ﷺ anlatabilmeyi çok isterdi.
Hakikaten de içine yer eden Peygamber aleyhisselama rüya tabiri ettirme arzusunu bir gün uyumadan evvel yinelemiş ve "Allah'ım eğer ben iyi biri isem bana öyle bir rüya göster ki Resulullah ﷺ benim için onu tabir etsin." diyerek Mescid’de uykuya dalıvermişti.
Sonrasını kendisinin lisanından dinleyelim:
“Rüyamda iki melek beni cehenneme götürdüler. Baktım ki o, kuyu duvarı gibi örülmüş olup kuyununki gibi kenarlarında iki direği vardı. Bir de baktım ki orada kendilerini tanıdığım bir kısım insanlar da bulunuyor. Hemen:
«–Cehennemden Allah’a sığınırım! Cehennemden Allah’a sığınırım!» diye haykırmaya başladım. O sırada bir başka melek gelip bana:
«–Korkma sana bir şey olmayacak!» dedi.”
Dehşete kapıldığı bu rüyadan uyanan Abdullah’ın kendine gelmesi zaman almıştı. Ardından hemen bu rüyasını biraz çekinerek çokça da merak ederek hem ablası hem Rasulullah’ın eşi Hafsa'nın yanına giderek anlattı. O da Allah Resulüne ﷺ aktardı. Bunun üzerine Efendimiz ﷺ şöyle buyurdu:
“Abdullah ne güzel ve ne iyi bir adamdır! Bir de geceleyin namaz kılmış olsaydı!..”
Nakledilir ki, Abdullah bin Ömer o günden sonra çok az uyuyup, gecenin büyük bir kısmını ibadetle geçirmiştir. (Buhârî)
Rüyaların fıkhi karşılığı veya bilimsel açıdan muamması üzerene konuşmayacağım bu yazımda. Daha çok bizler üzerinedeki anlamını yorumlamaya çalışacağım.
Bazen rüyalar sadece rüyadır. Hatta İslam’da rüya ile amel edilmez diye de bir kaide vardır. Çünkü günümüzde bu konu suistimale pek açıktır. Her görülen rüyanın ehil olmayan insanlarca ve temelsiz kaynakladan tabire kalkışılması yani sürekli bir anlam arayışı lüzumsuzdur. Zira, Şeytani, Nefsani ve Rahmani olan temelde üç rüya çeşitinden çoğu kez ilk ikisine muhatap kalırız.
Fakat bazen Rahmani rüyalar görmekte mümkündür. Sahih rüyalar Allah’ın kullarına bir ikramıdır. Sanılanın aksine gaybdan haber almaktan ziyade; kulun istikamet üzere olduğuna dair ilahi bir müjde ya da olması gerektiğine dair bir ikazdır. Tıpkı Abdullah bin Ömer’in rüya görmekteki muradının iyi bir insan olup olmadığına dair duyduğu o samimi endişe gibi... O, gördüğü rüyayı ve Efendimiz'in ﷺ kelamını doğrudan bir nasihat bildi ve o nasihate ömrüyle kulak verdi.
Bu örnekte görüldüğü üzere Rahmani ikaz rüyalarının amacı insanı mahzun etmek veya korkuyla felç etmek değil; kulun elinden tutup onu daha yüksek bir kulluk makamına taşımaktır.
Zamanında bir arkadaşım bana gördüğü bir rüyasını anlatmıştı. Onu dinlerken epey heyecanlanmıştım. Pek güzel, manevi bir rüyaydı. O dönemde henüz namaz ve diğer İslami esaslarda düzen kurmaya çalışan biri için resmen ilahi bir çağrı taşıyor diye düşünmüş, Allah’ın onun hayatı özelinde güzel planlar tayin ettiğine inanmıştım. Kendisine de bunu Rabbinden bir hediye sayıp gayretini artırması gerektiğini söylemiştim. İbadet konusunda ona kıyasla daha tecrübeli ve istikrarlı olsam da bu rüya sebebi ile kendisine ayrı bir hürmet besliyordum. Lakin zamanla o rüya da, bıraktığı tesiri de unutuldu. Arkadaşım bulunduğu halden daha farklı bir noktaya yöneldi. Bir vakit sonra nedensizce benimle olan iletişimini de kesti. Yıllar sonra haberini anladığımda ise inancının tam tersi bir yaşam biçimini benimsediğini öğrendim.
Anlıyordum ki onun hatırından çoktan çıkardığı fakat benim yıllar yılı unutmadığım o rüya, bir keramet değil aslında bir fırsattı. Belki de Allah’ın, kulun samimiyetine göre tesirli bir desteğiydi. “Devam et kulum, doğru yoldasın…” Fakat bu ilahi destek ancak irade ile hayatımızda bir anlam kazanabilirdi. Ne kadar güzel, salih, hikmetli bir rüya görürseniz görün nefsinizle hakiki bir mücadele vermeden doğru yolda sebat edemezdiniz. Ve bu bir ömür sürecekken hemde..
Fakat nefes alıp verdiğimiz müddetçe ümit hep vardır. İnançlı bir insanın tam tersi vaziyete düşmesi mümkün olduğu gibi bambaşka kulvarda olan bir insanın da Allah’a dönüş ihtimali olasıdır. Bugün kullukta henüz ilk basamaktayken bir kaç ay sonra fersah fersah yol katedilmesinin de tabi olduğu gibi. Bunun rüyasını görmeseniz dahi…
Son olarak Abdullah bin Ömer radıyallahu anh gibi Rahmani bir rüya görmeyi en az benim kadar isteyenler için minik bir reçete sunmak mümkün:
1- Bunu kalben istemek ve dualara katmak. Resulullah ﷺ "Allah gafil bir kalpten gelen duayı kabul etmez" (Tirmizî) buyurur.
2- Doğru sözlü olmak. Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: “Sizden en doğru rüya göreniniz, konuşmasında en doğru olanınızdır.” (Müslim)
3- Rüyada görülmesi umulan işareti bir varış noktası değil, gayretin başlangıcı saymak. Tıpkı Abdullah bin Ömer’in yaptığı gibi. O rüya sonrasını bir ibadet ve kulluk seferberliğine dönüştürdü. Rahmani bir rüyaya erişmek isteyen; rüyadan medet uman değil, o rüyanın sorumluluğunu taşımaya hazır olandır.
4-Abdestli ve sünnete uygun bir edeple uykuya yatmak. Peygamber Efendimiz ﷺ, gece yatağa girerken abdestli olmayı ve sağ tarafına yatmayı tavsiye etmiştir. (Buhârî)
5- Boğazından geçen her lokmanın helalliğine dikkat etmek. Manevi derinlik ve kalbin cilalanması helal lokmayla başlar. Doğru rüya görmenin temel şartlarından biri mideyi haram ve şüpheli şeylerden korumaktır. Kalbi karartmayan temiz bir beslenme, uykuda da ruhun latif alemlerle temas kurmasını kolaylaştırır.
Ve inşaallah Rahmani bir rüya gördüğünüze kani olduğunuzda:
Allah'a hamdedin, sadakanızı verin, rüyayı bu ilme vakıf olanın dışında sır olarak saklayın ve onun verdiği manevi şevkle hayatınızda güzel adımlar atmaya bakın. Tabirini aramakla zihninizi yormak yerine, rüyanın ruhunuzda bıraktığı o güzel tesiri yaşamaya odaklanın.
Peygamberimiz ﷺ fiziksel olarak aramızda olmasa da O'nun hayra yorma ve amele dönüştürme usulü kıyamete kadar bizlere rehberdir.