Kitabı ilk kez okumak için seçtiğimde isminden dolayı olsa gerek bana uzay, bilim, gökyüzü temalı bir kitap okuyacağım izlenimi vermişti. Fakat okumaya başladığım anda kafamda canlandırdığımdan bambaşka bir şeyle karşılaştım ve bu da bana daha zevkli bir deneyim sundu. Jack…devamıKitabı ilk kez okumak için seçtiğimde isminden dolayı olsa gerek bana uzay, bilim, gökyüzü temalı bir kitap okuyacağım izlenimi vermişti. Fakat okumaya başladığım anda kafamda canlandırdığımdan bambaşka bir şeyle karşılaştım ve bu da bana daha zevkli bir deneyim sundu.
Jack London bu eserinde okuyucularına sanki şöyle bir soru sorduruyor: "İnsan bedenini tutsak edebiliriz, peki ya zihnini?"
Jack London'un, San Quentin hapishanede hayatının bir dönemini geçirmiş olan dostundan ilham alarak yazdığı bu eserin baş karakteri, aynı adlı hapishanede idamını bekleyen Darell Standing adında bir mahkumdur.
San Quentin önemli bir hapishanedir. Kitap için kurulmuş bir yer değil, Kalifornia eyaletinde var olan ve en azılı suçluları, idam mahkumların barındıran bir hapishane. Amerika'nın en ürkütücü hapishanesi olarak bilinirmiş burası.
Dönelim yeniden esere. Evet, az önce Jack London'un okuyucusuna sordurmak istediği sorudan bahsetmiştim. İnsan zihnini hapsedebilir miyiz? Jack London, hapishane temalı -aslında bakarsanız kitabı buna indirgemek yanlış bir tabir- bu kitabında sorunun cevabını net bir şekilde veriyor. "Zihni hapsetmek mümkün değil. İnsan zihni mekanın, zamanın çok ötesinde yaşar." Hoş şuan insanlık olarak hayal dünyamız gittikçe körleşiyor, karanlığa gömülüyor, özgür bir hayat yaşarken kendi kendimizi bir kutunun içine hapsediyoruz ama... Hayal kurmaktan, zamanın, mekanın ötesine çıkmaktan çıkamıyorsan dahi hayalinizde kabuklarınızı kırmaktan, tabularınızı ve duvarlarınızı yıkmaktan vazgeçmeyin olur mu? Bizi hayvanlardan ayıran en önemli özelliğimiz düşünebilme, aklımızı kullanabilmek yetimizdir. Bu aklı ise hayaller kurmak, zihinsel yolculuğa çıkmak için kullanmazsak bir robottan, bir yapay zekadan ne farkımız kalır? Ki modern çağda komutu verirsek onlar dahi hayaller kurabiliyor.
Darell vücudunun her zerresini kemiklerini kırarcasına saran deli gömleğinin içinde oldukça rahatsızdır. Fakat bunu belli etmez, belli etmemek için de zihinsel bir yolculuğa çıkar. Geçmiş yaşamlarını doğru bir yolculuk... Her yolculuğun sonunda ölür ve yeni bir yolculuk başlangıcında yeniden doğar. Yaşadığı yer değişir, ailesi değişir, hayatı, yaşadıkları her şey değişir Darell'in. Gardiyanlar müdahelesiyle zihinsel yolculuğundan çıkarılıp gerçek dünyaya, yeniden hapishaneye döndüğünde ise işkence görmenin, hapsedilmenin acı gerçekliğiyle yüzleştir Darell Standing. İşte bu yolculuklar onun bu işkencelerden kaçmak için geliştirdiği bir yöntemdir.
Reenkarnasyona merakı olanlar, bu konuda eserler okumak isteyenler için uygun sayılabilecek bir kitap Yıldız Gezgini. Zira J. London eserinde karakteri Darell'in geçmiş yaşamlarına doğru uzun uzun gezintilere çıkarır. Az önce de söylediğim gibi bu yolculuklarda onu ölüm gerçekliğiyle de yüzleştirir. Her yolculuğunun sonunda ölüm gerçekliğiyle yüzleşmek onu idamına biraz daha hazırlar. Eserin başlangıcında öfkeli davranışlar sergileyen, aşırı tepkiler veren ve ölüm korkusu baş gösteren karakter, eserin sonlarına doğru ölümü kabullenmeye, ona kucak açmaya başlar. Zira ölüm bir son değil; bedensel özgürlüktür. Yeniden doğacak, bedeni özgür olacak. Bu sefer daha farklı bir hayat yaşayacaktır Darell Standing.
Eserin tek karakteri Darell değildir elbette. Geçmiş yaşamlarını ona eşlik eden karakterler vardır. Annesi, babası, kardeşleri, eşleri, çocukları, dostları, düşmanları ve daha niceleri... Bir öyküsünde Orta Çağ Fransa'sında yaşayan bir kılıç ustası olurken, bir öyküsünde göçmen bir çocuk olur Darell. Cesur denizci kimliğiyle de okuruz onu, Viking savaşçısı olduğunu da... Darell Standing'in zihinsel yolculukları kitaba oldukça zevkli, okumaya değer bir macera havası katar. Lâkin eseri macera romanı olarak da nitelendirmek doğru değildir. Felsefik bir anlatım da vardır eserde. Kitabı bir macera romanı olarak ele almadığı gibi reenkarnasyon konusunu da sıkıcı bir bilim konusu yapmaz Jack London. Onu edebi ve felsefi bir pencereden değerlendirir.
Tek karakter Darell değil demiştim, fakat karakterleri açmadan konuyu dağıttım sanırım. Çok da girmek istemiyorum ama hapishane görevlilerinden kısaca bahsetmek isterim. Hapishane müdürü Atherton ve gardiyanlar. Hapishane yönetimi kötü karakterleri temsil eder. Hapishane yönetimi bu kadar kötü olunca mahkumlar masum ve mazlum rolüne bürünür okuyucu gözünde. Bu da aslında ana karakterle kuracağımız bağı kolaylaştırır. Gardiyanların saf kötü olması kimi okurlarca eleştiri almış olsa da bence doğru bir tercihtir. İyi bir hapishane yönetimi suçluyu olduğundan daha da kötü gösterecek, okuyucunun o taraftan bakmasını zorlaştıracak ve ana karakterle arasına sınır koyacaktır. Eh bu da karakterin çektiği işkenceden zevk alan, onun çıktığı zihinsel yolculuklardan sıkılıp bir an önce gerçek dünyaya dönmek isteyen bir okuyucu profili oluşturacaktır. Jack London'un istediği de bu değildir, okuyucuyla mahkumlar arasında bağ kurdurmaktır. Okuyucu da bu esaretin içine alıp daha sonrası çıkılan yolculuklarda zihinsel özgürlüğü tattırmaktadır. Bu bağlamda hapishane yöneticilerinin saf kötü olması doğru bir karardır.
Özgürlük ve tutsaklık kavramların alışılmışın dışında bir yorum getiren, bir solukta olmasa da zevkle okuyacağınız bir eser.