Spoiler içeriyor
Avatar: Son Hava Bükücü çizgi dizisine yalnızca bir çocuk dizisi gözüyle bakmak, hatta doğrudan çocuk dizisi olarak ele almak yanlış bir değerlendirme olur. Zira çocuklardan ziyade yetişkinlere hitap eden, yetişkin dünyasının meselelerine değinen, onları ele alan bir dizi. Bu meselelere…devamıAvatar: Son Hava Bükücü çizgi dizisine yalnızca bir çocuk dizisi gözüyle bakmak, hatta doğrudan çocuk dizisi olarak ele almak yanlış bir değerlendirme olur. Zira çocuklardan ziyade yetişkinlere hitap eden, yetişkin dünyasının meselelerine değinen, onları ele alan bir dizi. Bu meselelere değinirken izleyiciye üstü kapalı ya da açık dersler veriyor. Fakat bunu parmak sallayarak yapmıyor. Hikâyenin en başarılı yanlarından biri diyebilirim.
Diziye hâkim olan konunun savaş olduğunu söyleyebilirim. Ateş halkı ve diğer elementlerin halkları arasında asırlardır süregelen bir savaş var. Savaşın sebebi de Ateş halkının dünyanın tek hâkimi olma isteği. Bu arada her element halkı kendi elementinin özelliğini taşıyor. Bu konuya da daha sonra değineceğim.
Ateş halkının savaşma, dünyanın hâkimi olma isteği beraberinde soykırımı ve sömürgeyi de getiriyor. Savaşın olduğu yerde suç ve suçluluk da vardır. Ateş halkının Avatar yasalarını çiğnemesi, dünyanın dengesini bozmaya çalışması bir suçtu. Suçluluğu ise ayrı bir pencereden ele almak isterim. İyiler masum, kötüler suçlu diye ele almayacağım. Karakterlerin kendilerini suçlu hissetmelerine, pişmanlıklarına değineceğim. Bu konuda öne çıkan net bir karakter var: Zuko.
Zuko, Ateş prensi. Tek gayesi Avatar Aang’i yok etmek ve Ateş Ulusu’nu dünyanın tek hâkimi kılmak. Bu uğurda her şeyi, herkesi gözünü kırpmadan harcamaya hazır. Zuko bu denli kötüyken hikâyenin son sezonunda onu iyiler tarafında, Aang’le omuz omuza çarpışırken görüyoruz. Fakat bu kötüden iyiye değişim bir anda olmuyor, Zuko’ya bir peri sihirli değneğiyle dokunmuyor yani.
Zuko, kötülüğün zirvesini yaşıyor. Suç işliyor, en sevdiğine ihanet ediyor. Amcasına yaptığı bu ihanet onun içini yiyip bitiriyor. Pişmanlık baş gösteriyor. Zuko, bu pişmanlıkla kendi kaderini doğru bir şekilde çiziyor. En başta kaderinin Aang’i yok etmek olduğuna inanırken daha sonra asıl kaderinin kendi kanına, kardeşine ve babasına karşı savaşmak, onları mağlup etmek olduğunu fark ediyor.
Dizideki her şey gibi karakter gelişimi de mükemmeldi. En mükemmel değişim de Zuko’da yaşandı. O değişimin yavaş yavaş olması, Zuko’nun her şeyin zirvesini görmesi, ihanet etmesi, pişmanlık duyması, kötünün en kötüsü olduktan sonra iyiler tarafına ağır ağır geçiş yapması mükemmeldi. Bayıldım!
Dizi ilk sezondan itibaren büyük bir patlamayla, savaşla başlamıyor. Bunu yavaş yavaş yapıyor, her şey ağır ağır gelişiyor. Lakin sıkıcı bir ağırlık değil bu. Karakterleri tanıtan, elementlerin dünyasına giriş yaptıran, savaşın başlangıcını, sebebini ve sonucunu net bir şekilde anlatmaya çalışan bir ağırlık. Zaten ikinci sezonda tempo yükseliyor, üçüncü sezonda artık savaşa karşı yapılan hazırlıkla iyice zirvesini yaşıyor.
Az önce her ulusun kendi elementinin özelliğini taşıdığını söylemiştim. Evet, bu, Ateş Ulusu ateşi kontrol edebiliyor, Su Ulusu suyu bükebiliyor demekten farklı bir şey. En başta kıyafetleriyle temsil ediyorlar bunu. Ateş Ulusu kırmızı giyinirken Su Ulusu mavi giyiniyor. Su halkından olanlar kolayca her duruma uyum sağlarken Hava Ulusu’ndan olanlar özgür olmak istiyorlar.
Ateş Ulusu ise öfkeyi temsil ediyor. Bu durumu saf kötü olmalarına da bağlamıyorum. İçlerinde bitmeyen bir öfke var. Zuko, iyiler tarafına geçtiğinde dahi bu öfkeyi hissediyor. Bu sefer kendi kız kardeşine ve babasına karşı. Zaten içindeki ateş bükme gücünü de bu öfkesinden alıyor.
Ateş Ulusu’ndan olup hem sakinliğini hem de gücünü koruyan tek bir isim var: Amca Iroh. Bunu sadece içtiği papatya çaylarına borçlu değil elbette. Yaşının ve yılların getirdiği tecrübeyle öfkesini serbest bırakırken gücünü de korumayı öğrenmiş. Lakin zorda kalmadığı sürece gücünü çok da kullandığını görmedik doğrusu.
Zuko’nun en büyük destekleyicisi ve yol göstericisi. Babasından daha çok baba. Ona hayatı, gücünü ve gücünün sınırlarını öğretiyor. Hata yapmasına izin veriyor, buna izin verirken hata yaptığını da söylüyor. Fakat bunu açık açık nasihat vererek yapmıyor. Denemesine izin verip yanılgısını görmesine fırsat tanıyarak veriyor bu dersi.
Gelelim Toprak halkına. Toprak halkı direnci temsil ediyor. Bir yandan da ölümü ve yeniden doğuşu temsil ettiğini söyleyebilirim aslında. Zira her şey topraktan geldiği gibi yine toprağa döner.
Ekibimizde Toprak halkından bir temsilci var: Toph. Dizideki favori karakterim oldu diyebilirim. En başta çok komik bir karakter. Vurdumduymazlığı ve ani öfkesi onu komik yapıyor. Olaylara nasıl tepki vereceğini kestiremiyorsunuz. Beklenmedik bir hareketi kahkahalar atmanıza sebebiyet verebiliyor yani.
Görme engelli bir kız. Fakat gözlerinin görmemesi onun için bir engel değil, tam aksine toprak bükme yeteneğinin bu kadar gelişmiş olması için büyük bir fırsat. Zira gözleriyle göremediği dünyayı ayaklarıyla toprağa dokunarak algılıyor. Herkesten de daha iyi algılıyor.
Her elementin gücünün başlangıcı olan hocaları, öğreticileri var. Ateş elementinin öğreticisi ejderha mesela. Toprak elementinin ise köstebekler. Evet, evet, köstebekler.
Gözleri görmeyen bu canlılar toprakta öyle güzel, öyle kusursuzca hareket ediyorlar ki... Toprağı mükemmel bir şekilde işliyor, büküyorlar. Gözlerinin görmemesi, köstebeklerin algılarını geliştirmiş. Toprak da onlara kucak açıp yardımcı olunca bu konuda mükemmel birer usta, öğretici oluyorlar.
İşte Toph da bu sebepten ötürü en güçlü toprak bükücü. Ustalarına benzediği için. Onlardaki kusursuz kusuru taşıdığı için. Gözlerini dünyaya kapatıp algılarını açmayı başardığı için.
Pişmanlık, ihanet, Ateş halkı ve Toprak halkı derken üç karakterden bahsettim bile. Geriye Azula, Katara, Sokka ve tabii ki Aang kaldı.
Hep iyilerin tarafından konuştuk, biraz da kötülere geçiş yapalım. Ateş halkının prensesi, Zuko’nun biricik kız kardeşi Azula. Azula, Zuko’dan daha acımasız, daha kötü. Yüreği ve gücü tamamen saf kötülükle besleniyor. Onu değişim yaşarken göremiyoruz. Son anına kadar dünyanın hâkimi olma isteğini koruyor içinde.
Değişim yaşadığını görmüyoruz ama onu kötü yapan şeyi net bir şekilde görüyoruz: sevgisizlik. Evet, iki kardeş sevgiden uzak büyüyorlar. Aslında bu konuda Zuko’nun daha şanslı olduğunu söyleyebilirim. Amcası yanında olmuş, ona sevgi göstermiş. Lakin Azula’da bu da yok.
Tabii bu durumu yalnızca sevgisizliğe bağlayamayız. Zira insan kendi kaderini kendi çizer, seçimlerini kendi yapar. Zuko kendi halkının karşısında durmayı seçerken Azula dünyanın hâkimi olmayı, saf kötü olmayı seçiyor.
Katara, dizide hem en sevdiğim hem de en sinir olduğum karakterlerden biri oldu. Bu kadar duygusal ve kontrolcü olmasına sinir oldum. Lakin bir yandan da grubun dağılacağı anlarda kontrolcü olmasıyla onları toplamasını sevdim.
Gücünü ne zaman, nasıl kullanacağını çok iyi biliyordu. En imkânsız denilen anlarda bile bir yolunu bulup gücünü kullanması mükemmeldi. Mesela hapse tıkıldıkları sahnede kendini terletip o teriyle gücünü kullanması muazzam bir zekâydı.
Katara’nın bu kadar kontrolcü olmasının altında erken yaşta annesini kaybetmiş olması ve babasının da uzaklara gitmesi yatıyor. Çocuk yaşında üzerine büyük sorumluluklar almış, bu sebepten ötürü de kontrolcü bir birey hâline gelmiş.
Sokka, en başlarda grubun komik aptalı olarak görülüp bir bükme yeteneği olmadığı için hiçbir işe yaramadığı düşünülse de aslında kilit isimdi. Aptal değil, aksine çok zekiydi. Sadece yaptığı komik olmayan espriler onu biraz salak gösteriyor, o kadar.
Tüm dahiyane planlar ondan çıkıyordu. Haritaları kusursuz şekilde okuyor, ne zaman ve nasıl harekete geçmeleri gerektiğini matematiksel olarak harika bir şekilde hesaplıyordu. Grubun lideri, beyniydi yani kısacası.
Evet, herkese değindik. Ana karakterimizden söz etmezsek olur mu hiç? Gelelim Aang’e.
On iki yaşında bir çocuk. Tabii yüz yıl bir buz küpünün içinde uyuduğunu da ele alırsak yüz on iki oluyor yaşı ama o donuk geçirdiği yıllar bir kayıp olduğu için biz onu on iki yaşında olarak düşünelim.
Dünyayı kurtarması beklenirken o hâlâ oyun oynama, çılgınlık yapma ve eğlence peşinde. Oldukça insani bir karakter. Kimseye zarar vermeden savaşı sonlandırmak istemesi de bu insaniyetinin bir göstergesi zaten.
Aang, bir Avatar olarak dört elementin temsilcisi. Kendisi Hava elementine mensup olduğu için hava gücünü kullanmayı gayet iyi biliyor. Lakin diğer elementler konusunda eksiği var. Bir Avatar olduğu için hepsini öğrenmeye yatkın. Fakat bu güçleri bir anda, sanki sihirli değnek değmiş ya da doğuştan beynine yüklenmiş gibi kazanmıyor.
Su bükmeyi Katara’dan, ateşi Zuko’dan, toprağı ise Toph’tan öğreniyor. Öğrenirken hata yapıyor, hem de defalarca. Pes etme noktasına dahi geliyor. Lakin en sonunda dört elementi de kontrol edecek güce ulaşıyor. Ateş halkının en korktuğu şey...
Dizide sürpriz şeyler yaşanmıyor, finali başından belli olan bir dizi. Aang yıllarca bu zafere hazırlanıyor. Ateş halkının, daha doğrusu kötülerin yenilmesi bir sürpriz değil. Beklenen oluyor aslında. Her savaş, iyilik ve kötülük konulu anime dizisinde olduğu gibi iyiler daima kazanır, kötüler ise layığını bulur.
Zuko’nun taraf değiştirmesi de sürpriz değildi. Kaderinin peşinde koşarken bunun olacağı hissediliyordu, Iroh mesajı veriyordu. Sadece Zuko biraz geç algıladı.
Dizi, çocuk izleyicilerine umudu anlatıp sorumluluğu aşılarken yetişkin izleyicileri için ise pişmanlık, suç, güçlülük, ihanet ve travmalar üzerine konuşuyor. Fakat yaş skalası fark etmeksizin her izleyicisine bitmek bilmeyen bir macera, ardını merak ettiren bir heyecan yaşatıyor.
Dizinin verdiği mesaj ise çok net: Kaderimiz doğuştan çizilmez, onu bizim seçimlerimiz şekillendirir.