2026 (89. Film) Arka arkaya John Wick filmlerini yorumlamaya serinin üçüncü filmiyle devam ediyorum. Fazla detaya girmeden söyleyebilirim ki film ikinci filmin sonunda yaşanan sıkıntılı sürecin hemen devamından başlıyor. John Wick kuralları çiğnemiştir ve başına oldukça yüklü miktarda bir para…devamı2026 (89. Film)
Arka arkaya John Wick filmlerini yorumlamaya serinin üçüncü filmiyle devam ediyorum. Fazla detaya girmeden söyleyebilirim ki film ikinci filmin sonunda yaşanan sıkıntılı sürecin hemen devamından başlıyor. John Wick kuralları çiğnemiştir ve başına oldukça yüklü miktarda bir para ödülü konmuştur. John özgürlüğüne yeniden kavuşabilecek midir?
Aksiyon anlamında ilk iki filme kıyasla daha hareketli bir yapımdı. O kadar fazla aksiyon vardı ki şahsi görüşüm filmin aksiyonu filmin hikayesinin önüne geçmiş. Keanu Reeves'in role hepten ısındığını görebiliyoruz. Ayrıca kendisi X-Men serisi ile meşhur olsa da benim Moonfall filmiyle tanıdığım Halle Berry (Sofia) bu film Reeves ile birlikte başrolü paylaşıyor. Kendisi de köpeği ile birlikte role oldukça yakışmış. Filmin daha başında gördüğümüz Boban Marjanovic'de eski basketbolcudur. Kendisini ülkemizde Fenerbahçe formasıyla da izlemiştik. Bu film hikayenin arka planda aksiyonun ön planda olması ilk iki filmin yanında bu filmi bir tık aşağıya yazacak olmamın başlıca nedeni. Evet belki en dolu dolu koşturmacalı film bu lâkin genel kalite olarak bu seferde hikaye zayıflamış. Dördüncü filme göz kırpan final sahnesi ise oldukça güzeldi. Winston & Charon serinin kesinlikle gizli kahramanları.
İlk iki filmden sonra söylediğim gibi Keanu Reeves'in başrolünde olduğu, tüm dünyada ses getirmiş bir seri. Mutlaka ilk filmden başlayıp izleyin hepsini.
7.4/10
Film Hakkında İlginç Detaylar (Spoiler Uyarısı)
1- Halle Berry, filmdeki Sofia rolü için Keanu Reeves ile aynı tempoda, haftada 5 gün ve günde 4 saat boyunca dövüş, taktiksel atıcılık ve köpek eğitmenliği dersleri aldı. Ancak çekim provaları sırasında çok talihsiz bir kaza yaşayarak tam 3 kaburga kemiğini kırdı. Oyuncu buna rağmen projeyi bırakmadı, iyileşir iyileşmez sete dönüp sahnelerini dublörsüz tamamladı.
2- Filmde Sofia’nın emirlerini harfiyen uygulayarak düşmanların kabusu olan o iki muazzam Belçika Malinois cinsi köpek, dijital efekt değildi. Halle Berry, köpeklerin sahnede kendisini gerçek sahipleri gibi görmesi ve komutlarını dinlemesi için çekimlerden önce o köpeklerle tam 6 ay boyunca her gün bağ kurma ve itaat antrenmanları yaptı.
3- Kütüphanedeki o meşhur dövüş sahnesinde John Wick'in karşısına çıkan 2.24'lük dev suikastçı Ernest'ı canlandıran Boban Marjanović, NBA kariyerinden ve Fenerbahçe döneminden sonra ilk kez bu filmle Hollywood'da bu kadar büyük bir sahnede boy gösterdi.
4- Kütüphane sahnesinin çekimleri sırasında Boban Marjanović, devasa cüssesi ve uzun bacakları nedeniyle Keanu Reeves’in yapacağı tekmelerin ve hareketlerin mesafesini ayarlamakta ilk başlarda çok zorlandı. Keanu Reeves, basketbolcu dev dostunun canı yanmasın diye o dövüş sahnesinin provalarını onunla tam 30 kez baştan aldı.
5- Filmin o Fas’ın ikonik şehri Kazablanka’da geçen çöl sahnelerinin çekimleri sırasında, bölgede o kadar büyük bir sokak kedisi popülasyonu vardı ki, Sofia’nın eğitimli köpekleri kedileri kovalamak için sürekli koreografiyi bozup kameraların dışına kaçtı. Set ekibi köpeklerin dikkatini dağıtmamak için Fas’ta devasa bir "kedi toplama ve besleme çadırı" kurmak zorunda kaldı.
6- John Wick'in filmin hemen başında New York sokaklarında at sırtında giderken motosikletli suikastçıları tek tek avladığı o meşhur sahne stüdyoda yeşil ekran önünde çekilmedi. Keanu Reeves, New York'un en işlek caddelerinden birinde, gece yarısı trafiğe kapatılan yolda gerçek bir atın üzerinde saatte 50 kilometre hızla giderken o dublörlü sahneleri bizzat kendisi gerçekleştirdi.
7- Yönetmen Chad Stahelski, filmin adındaki "Parabellum" kelimesinin, antik Latin atasözü olan "Si vis pacem, para bellum" yani "Barış istiyorsan, savaşa hazırlan" cümlesinden geldiğini ve bu filmin tamamen John Wick'in Yüksek Şura'ya karşı açtığı o büyük savaşı simgelediğini belirtti.
8- Filmin meşhur cam odadaki (Winston'ın ofisindeki) o büyük final çatışması sahnesi için set ekibi tam 4 milyon dolar harcayarak tamamen gerçek cam aynalardan, kristal sütunlardan ve arkadaki New York manzarasını yansıtan devasa LED ekranlardan oluşan 3 katlı bir dekor inşa etti.
9- Cam odadaki o son dövüş sahnelerinde yer alan Endonezyalı iki efsane dövüş sanatçısı Yayan Ruhian ve Cecep Arif Rahman, gerçek hayatta Keanu Reeves'in en büyük hayranı oldukları için senaryoda John Wick'in onları öldürmeyip "saygı duyarak" yerde bırakmasını bizzat yönetmenden rica ettiler ve sahne öyle değiştirildi.
10- John Wick’in çölde Yüksek Şura’nın en tepesindeki "Büyük Reis" (The Elder) karakterini bulmak için günlerce yürüdüğü sahneler, Fas’taki ünlü Sahra Çölü’nde çekildi. O günlerde çöldeki sıcaklık tam 45 dereceye ulaştığı için set ekibinden birkaç teknisyen sıcak çarpması yüzünden hastaneye kaldırıldı.
11- Filmin ana kötüsü, John Wick hayranı karizmatik suikastçı Zero rolünü oynayan Mark Dacascos, 90'ların en büyük dövüş sanatı aksiyon yıldızlarından biridir. Dacascos, Keanu Reeves ile karşılıklı oynamayı kariyerinin en büyük onurlarından biri olarak tanımladı.
12- Yüksek Şura’nın o soğuk, kuralcı ve robotik yüzünü muazzam bir asaletle yansıtan "Hakem" (The Adjudicator) karakterini canlandıran Asia Kate Dillon, Hollywood sinema tarihinde tamamen "non-binary" kimliğiyle bir stüdyo filminde bu kadar büyük bir ana karakteri oynayan ilk oyuncu oldu.
13- John Wick'in sığınmak için gittiği o Rus tiyatrosundaki "Direktör" karakterini oynayan Oscar ödüllü usta aktris Anjelica Huston (Addams Family'nin Morticia'sıdır kendisi), John Wick'in geçmişindeki o Belaruslu öksüz çocuk "Jardani Jovonovich" kimliğini ve onun o çingene suç örgütü bağlarını filme getiren kilit isim oldu.
14- Filmin o yağmurlu New York sokaklarındaki ilk yarım saatlik kovalamaca sahnelerinde, o gri ve tekinsiz atmosferi tam verebilmek için çekimler boyunca New York sokaklarına devasa itfaiye tankerleriyle tam 50 ton yapay yağmur suyu boşaltıldı.
15- Laurence Fishburne (Bowery King), Yüksek Şura'nın elçisi tarafından güvercinlerinin arasında cezalandırıldığı o sahnede, karakterin o acısını ve mafyaya karşı olan o meşhur nefretini The Matrix filmindeki Morpheus'un o tekinsiz ses tonlamalarını taklit ederek doldurduğunu itiraf etti.
16- İlk iki filmde John Wick’in öldürdüğü insan sayısı toplamda 205 iken, bu üçüncü filmde aksiyonun hikayenin önüne geçmesiyle birlikte vahşet çıtası tavan yaptı ve John tek başına tam 94 suikastçıyı saf dışı bıraktı.
17- John Wick’in antika bir silah dükkanına sığınıp, farklı dönemlere ait eski tabancaların parçalarını saniyeler içinde söküp birleştirerek tek bir ölümcül silah yaptığı o harika sahne, efsanevi western klasiği The Good, the Bad and the Ugly (İyi, Kötü ve Çirkin) filmindeki Eli Wallach'ın o meşhur silah dükkanı sahnesine birebir yapılmış bir saygı duruşudur.
18- Sahnede usta oyuncu Ian McShane’in (Winston) o meşhur "Jonathan" hitapları, çekim aralarında bile iki oyuncunun birbirlerine karşı kullandığı bir dostluk lisanına dönüştü. Reeves, set arkasında Ian McShane'e her zaman "Winston Reis" diye hitap ediyormuş.
19- Filmin müziklerini yapan Tyler Bates, o bıçak fırlatma salonundaki ve kütüphanedeki dövüşlerin o kemik kıran ritmini yakalayabilmek için orkestraya gerçek demir çubuklar, neşterler ve boş kovanlar kullanarak endüstriyel bir ses tasarımı yaptırdı.
20- Sahnede John Wick'in otelin çatısından Winston tarafından vurularak metrelerce aşağıya, demir çöp konteynerlerinin üzerine düştüğü o şoke edici final sahnesinde kullanılan o düşüş efekti dijital değil; Keanu Reeves'in kendi boyundaki özel ağırlıklı bir silikon mankenin Pinewood stüdyolarındaki devasa bir rampa mekanizmasından aşağı fırlatılmasıyla canlı olarak kaydedildi.
21- Serinin o kulaktan kulağa yayılan çılgınlığı bu filmde zirve yapmış ve yapım dünya çapında tam 327 milyon dolar kazanarak ilk iki filmin toplam hasılatını bile tek başına geride bırakmıştır.
22- Filmin başındaki o antika dükkanında John Wick’in düşmanlarla birbirine onlarca bıçak fırlattığı o kaotik ve eğlenceli sahne, aslında senaryoda çok daha kısa yazılmıştı; ancak Keanu ve dublörler sahneyi o kadar eğlenceli buldu ki koreografiyi uzattılar.