2026 (80. Film) Bir ara elim gitse de izlemek nasip olmamıştı bu filmi. Başrollerde çok sevdiğim Benedict Cumberbatch ve Keira Knightley'i görüyoruz. Film "II. Dünya Savaşı" döneminde geçiyor. İngilizler, Almanların gizli şifreleme sistemini kırmaya çalışıyor. Filmin ülkemizdeki ismi olan "Enigma"da…devamı2026 (80. Film)
Bir ara elim gitse de izlemek nasip olmamıştı bu filmi. Başrollerde çok sevdiğim Benedict Cumberbatch ve Keira Knightley'i görüyoruz. Film "II. Dünya Savaşı" döneminde geçiyor. İngilizler, Almanların gizli şifreleme sistemini kırmaya çalışıyor. Filmin ülkemizdeki ismi olan "Enigma"da bu şifrelemeyi yapan makinenin ta kendisi. İngiltere, bu şifrelemeyi kırması için ülkenin en iyi şifre çözücülerini bir araya getirir. Alan Turing'in (Benedict Cumberbatch) başında olduğu ekip bakalım şifreyi çözebilecek midir?
Filmi izlemeyenler için belirtmeliyim ki olay tamamen gerçek bir hikayeye dayanıyor. Matematikçi Alan Turing'in hayatının bir kısmını ele alıyor diyebiliriz. Turing oldukça içine kapanık, yalnız ve şakadan anlamayacak kadar ciddi bir profildir. Tipik dâhi profilidir aslında. Sosyal ilişkileri de yeterince gelişmediği için hayatının her döneminde insanlarla anlaşma noktasında problemler yaşamıştır. Joan (Keira Knightley) ise matematik alanında yine ciddi bir zekaya sahip daha normal bir insandır.
Film aslında bir savaş filminden çok daha fazlası. Her saniye insanlar hayatlarını kaybediyor. Nereye saldırı olacağını bildiğiniz halde savaşın sonunda daha az insan ölsün diye başka insanları feda ediyorsunuz. Zor kararların alınması gereken çok zor bir süreç. Turing zaten normal bir birey değilken bir de küçükken yaşadığı travması onun hepten matematikle kafasını bozmasına yol açmış.
Oyunculuklar anlamında herkes oldukça iyiydi. Özellikle Cumberbatch'in son sahnede "Christopher"ın önünde kriz geçirdiği sahnedeki performansı filmin oyunculuk anlamında bence en akılda kalıcı sahnesiydi. Filmin çekim kalitesi de bence çok üst düzeydi. Yer yer çok canlı renk paletleri kullanılmış. Bu da film için bence güzel bir artı olmuş.
Kaliteli bir filme daha listemden çizik attığım için son derece memnunum. Filmin defalarca kez üstünde durduğu o anlamlı sözle yazımı noktalıyorum. "Bazen kimsenin aklına gelmeyecek şeyleri, en umulmadık insanlar yapar."
7.7/10
Film Hakkında İlginç Detaylar (Spoiler Uyarısı)
1- Filmin senaryosu 2011 yılında Hollywood'da "The Black List" (Yazılmış ama stüdyolar tarafından çekilmeye cesaret edilemeyen en iyi senaryolar listesi) içinde 1 numaradaydı. Warner Bros. haklarını aldı ama bir türlü çekemedi, sonunda bağımsız bir yapımcı risk alıp hakları satın aldı.
2- Proje ilk geliştirildiğinde Alan Turing rolü için Leonardo DiCaprio ile uzun süre görüşüldü ve yönetmen koltuğu için Ron Howard düşünülüyordu. Ancak DiCaprio projeden çekilince rol, Benedict Cumberbatch’e gitti.
3- İnanılmaz bir magazinel tesadüf ama Benedict Cumberbatch, gerçek hayatta şecere uzmanları tarafından yapılan araştırmaya göre Alan Turing ile üçüncü göbekten kuzendir! Yani Cumberbatch aslında kendi öz akrabasını canlandırdı.
4- Benedict Cumberbatch, filmin çekimleri bittikten sonra verdiği bir röportajda, Alan Turing’in maruz kaldığı o hormon tedavisi sahnelerini çekerken Turing’in yaşadığı haksızlıklara ve acılara dayanamayıp set arkasında hüngür hüngür ağladığını itiraf etti.
5- Stüdyo dekorları yerine, filmin pek çok sahnesi II. Dünya Savaşı sırasında Alan Turing ve ekibinin gerçekten çalıştığı, İngiltere'deki o çok gizli askeri üs olan Bletchley Park'ta bizzat çekildi.
6- Filmde Alan Turing’in yaptığı devasa şifre çözücü makinenin adı "Christopher" olarak geçiyor. Ancak gerçek tarihte Turing o makineye Christopher değil, "The Bombe" (Bomba) adını vermişti. Christopher detayı filme dramatik bir aşk hikayesi katmak için eklendi.
7- Benedict Cumberbatch, Alan Turing'in gerçek fiziksel görünüşüne ve o hafif öne fırlayan çene yapısına sadık kalabilmek için çekimler boyunca ağzında özel olarak yapılmış sahte bir takma diş protezi taşıdı.
8- Filmde Joan Clarke karakterinin işe alınmak için bir bulmacayı dakikalar içinde çözmesi gerekiyor. Keira Knightley, gerçek hayatta şifre çözme ve bulmaca konusunda berbat olduğunu, sahneler çekilirken sayıları tamamen ezberden yazdığını söyledi.
9- Keira Knightley, role hazırlanırken Joan Clarke’ın gerçek hayattaki yeğenlerini ve hayatta kalan akrabalarını ziyaret etti. Aile, Joan'ın filmde göründüğünden çok daha az süslü ve tamamen bilime odaklı bir kadın olduğunu belirtti.
10- Tarihçiler, Alan Turing ve ekibinin Enigma şifresini kırması sayesinde II. Dünya Savaşı'nın en az 2 yıl erken bittiğini ve bu sayede 14 milyondan fazla insanın hayatının kurtulduğunu hesaplamışlardır.
11- Alan Turing, eşcinsel olduğu için o dönemin İngiliz yasaları gereği "ahlaksızlık" suçuyla yargılanmış ve intihara sürüklenmişti. Film vizyona girmeden hemen önce, 2013 yılında Kraliçe II. Elizabeth, Alan Turing’e "Kraliyet Affı" çıkardı ve İngiltere hükümeti bu dâhiden resmen özür diledi.
12- Ekibin diğer yakışıklı dâhisi Hugh Alexander'ı oynayan Matthew Goode, karakterinin o çapkın ve şık havasını verebilmek için 1940'ların gerçek vintage takım elbiselerini giydi.
13- Filmdeki karakterlerin kıyafetleri film ilerledikçe, savaşın kasvetini yansıtmak adına bilerek daha koyu, daha soluk ve yıpranmış kumaşlardan seçildi. Canlı renk paletleri ise Turing'in çocukluk anılarında ve zihnindeki o parlak matematik dünyasında tavan yapıyor.
14- MI6 ajanı Stewart Menzies'i canlandıran Mark Strong, karakterinin o "hükümetin karanlık yüzü" imajını verebilmek için çekim aralarında bile diğer oyuncularla mesafesini korudu ve soğuk davrandı.
15- Alan Turing'in 1954 yılındaki gizemli intiharında siyanürlü bir elma ısırdığı gerçeği, bir dönem bilgisayar devi Apple'ın o "ısırılmış elma" logosunun Turing'e bir saygı duruşu olduğu efsanesini doğurmuştu (Ancak Apple bunun tamamen tesadüf olduğunu açıklamıştır.)
16- Çekimler sırasında Bletchley Park’ta o dönem gerçekten çalışmış ve hayatta olan birkaç yaşlı eski çalışan seti ziyaret etti ve Benedict Cumberbatch'i gördüklerinde "Aman Tanrım, Alan geri gelmiş gibi" diyerek gözyaşı döktüler.
17- Film, 8 dalda Oscar'a aday gösterildi ve Graham Moore ile "En İyi Uyarlama Senaryo" Oscar'ını kazandı. Moore sahneye çıktığında "16 yaşında intihara kalkışmıştım çünkü kendimi hiçbir yere ait hissetmiyordum. Şimdi buradayım. Tuhaf kalın, farklı kalın!" diyerek Alan Turing’in ruhuna selam çaktı.
18- Alan Turing’in küçüklüğünü oynayan genç yetenek Alex Lawther, Cumberbatch’in o konuşma tarzını, kekemeliğini ve tiklerini o kadar iyi inceledi ki, iki oyuncunun sahneleri birleştiğinde ortaya kusursuz bir karakter devamlılığı çıktı.
19- Gerçek Bletchley Park çalışanları, savaştan sonra tam 30 yıl boyunca ailelerine dahi ne iş yaptıklarını söylemediler. Çünkü İngiliz hükümeti onlara ömür boyu gizlilik yemini ettirmişti. Turing'in başarısı bu yüzden yıllarca dünyadan saklandı.
20- O meşhur "Bazen kimsenin aklına gelmeyecek şeyleri, en umulmadık insanlar yapar" cümlesi, film vizyona girdikten sonra tüm dünyada tişörtlere, duvarlara basılarak modern bir manifesto haline geldi.
21- Filmde kullanılan ve arka planda sürekli dönen Enigma şifreleme makinelerinin bir kısmı, müzelerden ve özel koleksiyonculardan milyonlarca sterlin sigorta bedeli karşılığında ödünç alınan gerçek II. Dünya Savaşı Enigma makineleridir.
22- Filmde yer yer gördüğümüz Turing'in koşu sahneleri tamamen gerçektir. Alan Turing gerçek hayatta o kadar iyi bir maraton koşucusuydu ki, Olimpiyat oyunlarında İngiltere milli takımına seçilmeye çok yaklaşmıştı.
23- Benedict Cumberbatch sağ elini kullanmasına rağmen, Alan Turing'in solak olduğunu öğrendikten sonra filmdeki tüm yazı yazma ve mekanik tamirat sahnelerini sol eliyle çekebilmek için haftalarca pratik yapmıştır.
24- Yaklaşık 14 milyon dolar gibi bir bağımsız film bütçesiyle çekilen yapım, dünya çapında tam 233 milyon dolar kazanarak devasa bir gişe zaferi elde etti.
25- Filmin o sahnelerin ritmini, matematiksel zekasını ve dramını arkadan muazzam şekilde besleyen müzikleri, usta besteci Alexandre Desplat tarafından sadece birkaç haftada bestelendi.
26- Film vizyona girdiğinde bazı tarihçiler, Alan Turing’in gerçek hayatta filmdeki kadar "asosyal ve kaba" olmadığını, aksine iş arkadaşları tarafından mizahi yönüyle de çok sevilen biri olduğunu söyleyerek senaryoyu eleştirmişlerdir.
2026 (9. Kısa Film) Oldukça farklı bir deneyimdi. Listemdeki kısa filmler arasından seçtiğim Fransa, Romanya ve Türkiye ortaklığında çekilmiş bir yapım. Filmin en çok şaşırdığım noktası konusu oldu. Raf'ta ki film açıklamasını okudum ancak daha masum bir film beklerken aksi…devamı2026 (9. Kısa Film)
Oldukça farklı bir deneyimdi. Listemdeki kısa filmler arasından seçtiğim Fransa, Romanya ve Türkiye ortaklığında çekilmiş bir yapım. Filmin en çok şaşırdığım noktası konusu oldu. Raf'ta ki film açıklamasını okudum ancak daha masum bir film beklerken aksi yönde hiçbir şeyden kaçınmayan cesurca çekilmiş bir filmle karşılaştım.
Deniz Altan ve Lorin Merhart arasındaki kimyayı açıkçası çok beğenemedim. Merhart yerine farklı bir oyuncunun tercih edilmesi daha uygun olurmuş. Deniz Altan'ın bu proje için bu denli sahnelere izin vermesi beni film konusunda en çok şaşırtan noktalardan biri oldu. Oyuncuların filmin çıktığı sene her ikisinin de 23-25 yaşlarında olduğunu görünce de kariyerleri adına ekstra şaşırmadım değil. Film realistlik anlamında son derece gerçekçi bir film. Karakterlerin arasında geçen diyaloglardan, yaşanılan diğer şeylere kadar amatörce çekilmiş hissi verse de aslında bu tamamen kurgunun gerçekçiliğinden kaynaklı. Ercan Kesal ve Erdem Şenocak filme seviye atlatmış. Ancak ben Şenocak'ın sahnelerini de biraz abartı buldum. Biraz önce gerçekçi demiştim ya otel odasındaki sahneleri biraz abartıydı. (Bu yorumu alkollü olduğunun bilincinde olarak yapıyorum.) Haricen de otel girişindeki son sahne aslında her şeyin özeti niteliğinde. Günümüzde denetimler bu denli sıkı olmasa da film işte...
İzlediğime pişman değilim ancak konusu itibariyle çok keyif ala ala da izledim diyemem. Süre itibariyle izleseniz bir şey kaybetmezsiniz. İzleyeceklere şimdiden iyi seyirler.
6.5/10
Film Hakkında İlginç Detaylar (Spoiler Uyarısı)
1- Film, 2021 yılında dünyanın en prestijli bağımsız film festivali olan Sundance Film Festivali'nde "En İyi Senaryo" jüri özel ödülünü kazandı ve doğrudan Oscar aday adaylığı listesine girmeyi başardı.
2- Film, içindeki cesur ve sansürsüz sahneler nedeniyle Türkiye'deki bazı yerli platformlarda gösterime gireceği zaman ciddi yaş sınırı ve sansür baskılarıyla karşı karşıya kaldı.
3- Deniz Altan, kariyerinin henüz çok başında olmasına rağmen senaryonun derinliğine ve yönetmenin vizyonuna güvendiği için bu roldeki cesur sahneleri hiçbir dublör kullanmadan bizzat oynamayı kabul etti.
4- Yönetmen Serhat Karaaslan, Nazif karakteri için onlarca genç oyuncuyla görüştü. Lorin Merhart'ın o "hem suçlu hem masum" durabilen genç imajı yüzünden onda karar kıldı.
5- Gerçek hayatta da bir doktor ve yazar olan usta isim Ercan Kesal, bağımsız sinemaya destek vermek amacıyla filmde çok küçük bir rolü olmasına rağmen senaryoyu okur okumaz kadroya dahil oldu.
6- O alkollü kafayla "bir tık abartı" bulduğum otel odasındaki o gergin psikolojik sorgulama sahnesinde, Erdem Şenocak bazı diyalogları ve üzerlerine yürüyüş anlarını karakterin o anki gücünü yansıtmak için doğaçlama geliştirmiş.
7- Film, o taşra kasabası atmosferini ve otel klostrofobisini tam verebilmek için stüdyoda değil, Anadolu'da kış aylarında, gerçek bir küçük otelde ve soğuk sokaklarda çekildi.
8- Türkiye'de bu tarz bağımsız ve cesur kısa filmlere fon bulmak çok zor olduğu için yönetmen, bütçenin büyük kısmını Fransa ve Romanya'daki sinema fonlarından ortak yapımcılık alarak çözdü.
9- Filmin "amatörce çekilmiş" hissi veren o el kamerası kullanımı ve doğal ışık tercihleri, izleyiciye bir film izliyormuş gibi değil de, yan odada o gizli ana tanıklık ediyormuş gibi tekinsiz bir "röntgencilik" hissi yaşatmak için bilerek tasarlandı.
10- Film boyunca neredeyse hiç fon müziği kullanılmamıştır. Yönetmen gerilimi sadece kapı gıcırtıları, nefes sesleri ve etrafın o sessiz, boğucu uğultusuyla sağlamak istedi.
11- Çekimlerin yapıldığı dönemde Deniz Altan 25, Lorin Merhart ise 23 yaşındaydı. Genç yaşlarına rağmen sergiledikleri bu profesyonellik, uluslararası eleştirmenlerden büyük övgü aldı.
12- Filmin platformlardaki özetinin "masum bir genç çiftin bir gece geçirme çabası" gibi sunulması, aslında yönetmenin seyirciye ters köşe yapmak için bilerek hazırladığı bir sinopsis oyunuydu.
13- Yönetmen Serhat Karaaslan, filmin kazandığı uluslararası başarıların ardından yaptığı röportajlarda, Türkiye'deki gençlerin özel hayatlarına ve sinemadaki sansür mekanizmalarına çok sert eleştiriler getirdi.
14- Tiyatro kökenli olan Erdem Şenocak, o kibirli, haddini aşan otel görevlisi rolü için kasaba otellerindeki personellerin vücut dillerini günlerce gözlemledi.
15- Otel koridorundaki o gergin yürüyüş ve resepsiyon sahneleri, oyuncuların o gergin kimyayı kaybetmemesi için çok uzun tek planlar halinde çekildi.
16- Film evlilik cüzdanı denetiminin kendisinden ziyade, toplumun ve sıradan insanların birbirini gözetleme, ahlakçılık tasılama ve "suçlu yaratma" psikolojisini eleştiriyor.
17- Filmin Fransızca adı olan "Les Criminels" (Suçlular), aslında hiçbir suç işlememiş iki gencin, sadece yan yana gelmek istedikleri için sistem ve toplum tarafından nasıl birer "suçluya" dönüştürüldüğünü anlatan çok ağır bir ironidir.
18- Sadece 24 dakika süren bu kısa metraj, o yıl Türkiye'den çıkan uzun metrajlı pek çok bütçeli dram filminden daha fazla uluslararası festivale seçildi ve ödül topladı.
19- O otel girişindeki son sahne çekilirken, hava sıcaklığı eksinin altındaydı ve oyuncuların yüzündeki o donuk, donmuş ifade aslında sadece oyunculuk değil, fiziksel soğuğun da bir etkisiydi.
20- Başrol oyuncusu Deniz Altan, bu filmdeki cesur ve ödüllü performansının ardından Kırmızı Oda ve Aşk Ağlatır gibi popüler televizyon dizilerinde de kendine yer buldu.
2026 (79. Film) Filme geçmeden evvel belirtmek istiyorum ki gönderilerime olan ilginin azalması bir noktada yazma motivasyonumu etkilese de bunu beğeni için yapmıyorum. Bu yüzden de sevdiğim şeyi yapıp film izlemeye devam ederek burada olmaya devam edeceğim, teşekkürler. Öncelikli listemden…devamı2026 (79. Film)
Filme geçmeden evvel belirtmek istiyorum ki gönderilerime olan ilginin azalması bir noktada yazma motivasyonumu etkilese de bunu beğeni için yapmıyorum. Bu yüzden de sevdiğim şeyi yapıp film izlemeye devam ederek burada olmaya devam edeceğim, teşekkürler.
Öncelikli listemden yaptığım kuradan 8 Mile - Platoon - Adidas ve Puma'nın Hikayesi çıktı. Tercihim Eminem'in de etkisiyle 8 Mile'dan yana oldu. Kendisini ve şarkılarını çok severim. Bu filmde olmakta hayatında yaptığı doğru işlerden biri. Filmde ise Detroit'in varoş mahallelerinin birinde hayata 1-0 geride başlamış bir gencin kelimeleri silah olarak kullanıp sistemin duvarlarını yıkma hikayesini seyrediyoruz.
Eminem'i oyunculuk anlamında son derece başarılı buldum. Projenin zaten kendi hayatının "alternatif otobiyografisi" olduğunu düşünürsek Eminem için sete uyum sağlamak oldukça kolay olmuştur. Filmin oyuncu kadrosunda Eminem'in yanı sıra Brittany Murphy, Anthony Mackie ve Kim Basinger gibi yıldız isimler de bulunuyor. Mackie'nin iyi tarafta olmasına alışmışız, karşı tarafta olması tuhaf gelmedi değil. Murphy güzelliği ile Basinger ise oturaklı oyunculuğu ile filmi bir üst çıtaya çıkartmış. Yer yer Eminem müziğini duymak izleyiciyi apayrı bir tribe sokuyor. Kendisine saygımdan filmin sonunda "Lose Yourself"i sonuna kadar dinlemeyi de ihmal etmedim. Yüz yüze kapışma sahneleri oldukça iyiydi. Filmle ilgili tek gözüme çarpan şey kavga sahnelerinin yeteri kadar gerçekçi olmaması olabilir. Özellikle karavandaki sahne maalesef pek inandırıcı değildi.
Genel olarak bir rapçinin doğuşunu Eminem çerçevesinden izlemek keyifli bir deneyimdi. Filmin sonu ile ilgili eleştirilere pek katılmıyorum. Oldukça sade ve anlamlı bir kapanış olmuş. İyi seyirler.
7.3/10
Film Hakkında İlginç Detaylar (Spoiler Uyarısı)
1- Eminem, film için yazdığı Lose Yourself şarkısıyla En İyi Özgün Şarkı Oscar'ını kazanan ilk rap sanatçısı oldu. Ancak törenin hip-hop kültürüne saygı duymayacağını düşünerek ödül gecesine katılmadı ve evinde kızıyla çizgi film izlerken uyuyakaldı! (Yıllar sonra, 2020'de Oscar sahnesine çıkıp bu şarkıyı canlı söyledi.)
2- Film tamamen biyografik değil, "alternatif bir otobiyografi"dir. Örneğin Eminem gerçek hayatta karavanda annesiyle yaşamadı ama o varoş hayatını, dışlanmışlığı ve bir beyaz olarak o dışlayıcı çevrede rüştünü ispat etme çabasını birebir kendi hayatından aktardı.
3- Anthony Mackie (Papa Doc), filmdeki o meşhur final kapışması sahnesinde Eminem'in sözlerinin bu kadar sert ve vurucu olacağını bilmiyordu. Sahnede Eminem onun geçmişiyle (özel okul meselesiyle) dalga geçerken Mackie’nin yüzündeki o şok ve donup kalma ifadesi tamamen gerçektir.
4- Çekimler sırasındaki o figüranlar ve yerel rapçilerle yapılan kapışma sahnelerinde yönetmen Eminem’in yorulmaması için sadece dudak oynatmasını istemişti. Ancak Eminem gaza gelip mikrofonu açtı ve karşısına çıkan herkesi o an canlı canlı, tamamen freestyle sözlerle nakavt etti. O sahnelerin çoğu filme dâhil edildi.
5- Eminem, Rabbit karakterinin o aç, çaresiz ve bitkin halini yansıtmak için çekimlerden önce tam 11 kilo verdi.
6- Filmde fırtınalı bir ilişki yaşayan Eminem ve Brittany Murphy, çekimler sırasında birbirlerine gerçekten aşık oldular ve bir dönem magazin basınını sallayan gizli bir ilişki yaşadılar. Murphy onun için "İnanılmaz dahi ve hassas bir adam" demişti.
7- Lose Yourself şarkısının o meşhur sözlerini Eminem, çekim aralarında, set karavanında otururken sahnelerin stresinden ve atmosferinden ilham alarak yazdı. Şarkının demo kaydını tek seferde yaptı.
8- Filmi yönetmesi için ilk teklif Quentin Tarantino'ya gitmişti! Ancak Tarantino o dönem meşgul olduğu için teklifi reddetti ve koltuğa L.A. Confidential’ın usta yönetmeni Curtis Hanson oturdu.
9- Eminem'in annesini oynayan Kim Basinger, aslında Eminem'in gerçek hayattaki annesi Debbie ile olan davalarına ve kavgalarına çok iyi hakim olduğu için bu rolde ne kadar "toksik ve çaresiz" bir anne imajı çizmesi gerektiğini biliyordu.
10- "8 Mile Road", Detroit'te zengin beyaz mahalleleri ile fakir siyahi mahalleleri birbirinden ayıran gerçek bir yolun ve sınırın adıdır. Yani isim, doğrudan ırksal ve sınıfsal bölünmeyi simgeler.
11- Herkes onu meşhur sarı saçlarıyla tanırken, Eminem bu filmde kendi gerçek kimliğinden sıyrılıp "Rabbit" olabilmek için saçlarını kendi doğal rengi olan kahverengiye boyatmayı bizzat kabul etti.
12- Karakterinin fabrikada Eminem’in arkasından yaklaşıp ona moral verdiği o flörtöz sahnelerin çoğunda Murphy, Eminem’in o utangaç yapısını çözmek için doğaçlama hareketler yaptı.
13- Yönetmen Curtis Hanson, Eminem'e oyunculuk dersi vermek yerine, ona kameranın önünde "oynamamasını", sadece o anki duyguyu yaşamasını söyledi. Bu taktik Eminem'in o samimi performansını doğurdu.
14- Eminem o dönem hem filmin başrolündeydi, hem müziklerini yapıyordu hem de The Eminem Show albümünün turnesindeydi. Günde sadece 2-3 saat uyuyarak seti tamamladı ve çekimler bittiğinde bitkinlikten hastanelik oldu.
15- Filmdeki o yıkık dökük evler, fabrikalar ve tekinsiz sokakların tamamı stüdyo değil, Detroit’in en tehlikeli ve gerçek arka mahallelerinde, yerel halkın ve çetelerin gözetiminde çekildi.
16- Ünlü rapçi Xzibit, fabrikadaki o öğle arası kapışmasında kısa bir süre görünerek Eminem'e karşı rap yapan işçilerden birini canlandırdı.
17- Kapışma sahnelerinde arkadaki yüzlerce figüranın bağırıp çağırma sesleri çekim esnasında tamamen sessize alındı. Çünkü sadece mikrofondaki rapçilerin sesinin net kaydedilmesi gerekiyordu. Seyirci sonradan montajla eklendi.
18- İlk senaryoda Rabbit ve Alex arasında çok daha dramatik ve klişe bir Hollywood aşk hikayesi planlanmıştı; ancak Eminem bunun sokakların gerçekliğine uymayacağını söyleyerek senaryoyu daha sade bir dostluk ve ayrılık çizgisine çektirdi. O anlamlı final bu sayede kurtuldu.
19- Sadece 41 milyon dolara çekilen film, ilk hafta sonunda Amerika'da vizyona girdiği an 51 milyon dolar kazanarak bütçesini iki günde çıkardı ve dünya çapında 250 milyon dolarlık bir fenomene dönüştü.
20- Filmin sonunda Rabbit’in o karanlık sokakta tek başına, elleri cebinde yürüyüp gittiği o sade kapanış, Eminem'in popüler dünyayı ve şöhreti değil, yine kendi müziğini ve sokaklarını seçtiğinin en büyük sembolüdür.
21- Filmde Alex karakterine hayat veren, duru güzelliği ve hüzünlü bakışlarıyla yer alan Brittany Murphy, maalesef 20 Aralık 2009 tarihinde henüz 32 yaşındayken aramızdan ayrıldı. Zatürre ve ağır anemi teşhisiyle aniden hayatını kaybeden usta oyuncunun ölümü Hollywood'u derinden sarstı.
22- Filmdeki o meşhur kapışma sahnelerinden birinde B-Rabbit'e karşı yarışan Lotto rapçi ve aktör Nashawn Breedlove, 24 Eylül 2023 tarihinde 46 yaşındayken New Jersey'deki evinde uykusunda vefat etti.
23- Rabbit’in sadık dost grubundaki DJ Iz karakterini canlandıran genç yetenek De'Angelo Wilson, maalesef 26 Kasım 2008 tarihinde henüz 29 yaşındayken Los Angeles'ta intihar ederek hayatına son verdi.
24- Filmde Lil' Tic karakteriyle ilk sahnede Eminem ile kapışan ve gerçek hayatta da Eminem’in en yakın dostu, D12 grubunun üyesi olan ünlü rapçi Proof, 11 Nisan 2006'da Detroit'teki bir kulüpte uğradığı silahlı saldırı sonucu 32 yaşında hayatını kaybetti.
25- Filmin o puslu Detroit atmosferini kusursuzca kuran usta yönetmen Curtis Hanson, 20 Eylül 2016 tarihinde 71 yaşındayken doğal sebeplerden aramızdan ayrıldı.
26- Kulüpteki figüranların enerjisini yüksek tutmak için yönetmen Curtis Hanson, set aralarında Eminem ile figüranlar arasında gerçek ödüllü rap yarışmaları düzenledi. Eminem, kameralar kapalıyken bile 3-4 figüranı freestyle ile orada nakavt etti.
27- Future rolündeki Mekhi Phifer, aslında takvimi yoğun olduğu için rolü başta reddetmişti. Ancak Eminem onu Detroit'e davet edip bizzat ikna etti. Karakter, gerçek hayatta Eminem'i keşfeden usta rapçi Proof'tan esinlenilmiştir.
28- Filmin başında B-Rabbit'in heyecandan tuvalette kustuğu sahne için set ekibi muz püresi, yulaf ve tavuk çorbasından oluşan yapay bir karışım kullandı.
29- Rabbit'in arkadaşının kaza kurşunuyla kendini vurduğu o meşhur sahne, Detroit sokaklarındaki gerçek bir kent efsanesinden senaryoya uyarlanmıştır.
30- Rabbit’in iriyarı dostunu canlandıran Omar Benson Miller, bu filmdeki sempatik performansıyla Hollywood kapılarını araladı ve daha sonra CSI: Miami dizisinin yıldızı oldu.
31- Görüntü yönetmeni Rodrigo Prieto, Detroit'in o endüstriyel çöküşünü ve soğukluğunu hissettirmek için filmde kasten yeşil, gri ve soluk mavi tonları en ön plana çıkardı.
32- Film, ABD Kongre Kütüphanesi tarafından "kültürel, tarihi ve estetik açıdan önemli" kabul edilerek Ulusal Film Sicili'nde koruma altına alınması önerilen modern yapıtlar arasında yer almaktadır.
2026 (78. Film) Hali hazırda yirmi yıl sonra devam filmi çıkmışken ondan evvel o meşhur ilk filmi izlemek istedim. Filmin oyuncu kadrosunu çok sevdiğim isimler oluşturuyor. Anne Hathaway ve Emily Blunt daha 23 yaşında hem performansları hem de güzellikleriyle ekrana…devamı2026 (78. Film)
Hali hazırda yirmi yıl sonra devam filmi çıkmışken ondan evvel o meşhur ilk filmi izlemek istedim. Filmin oyuncu kadrosunu çok sevdiğim isimler oluşturuyor. Anne Hathaway ve Emily Blunt daha 23 yaşında hem performansları hem de güzellikleriyle ekrana o kadar yakışmışlar ki. Simon Baker namı diğer Patrick Jane hakkında çok bir şey söylememe gerek yok, bayılıyorum bu adama:) Usta isimler Meryl Streep ve Stanley Tucci ise filme apayrı bir kalite katmış.
Karakter olarak ele almam gerekirse Miranda (Meryl Streep) işinde son derece başarılı, rakipsiz bir kadındır. Tüm sektörü parmağında oynatan, kişisel tecrübe ve beğenilerini kabul ettiren, iş ahlakı çok ciddi boyutta bir karakterdir. Miranda bu şöhrete sahip olabilmek için kişisel yaşantısından çok fazla fedakârlık yapmıştır. Zor da olsa özgürlüğünden vazgeçip bu hayata adapte olmuştur. Andy (Anne Hathaway) ise hayata bakışı anlamıyla kendisiyle çok alakalı olmayan bir sektöre adım atmıştır ve başında Miranda gibi mükemmelliyetçi, zor bir patron vardır. Andy başlarda güldüğü, garipsediği takıların, kıyafetlerin bir süre sonra kendi üzerinde olduğunu fark edecektir. İşi artık onun tüm hayatı olmuştur. Ancak filmin bize vermek istediği mesaj gibi hayatta vermiş olduğumuz kararlar, yapmış olduğumuz seçimler bize aittir. Bunun için sistemi suçlama! Andy & Miranda arasında geçen son sahnedeki bakışma ise çok anlamlı bir detaydı.
Filmi takdir etmem gereken yönlerden birisi de Emily (Emily Blunt) ve Andy karakterleri arasında entrika yaşanmaması oldu. Şu proje eğer ki bir Türk yapımı olsaydı bu filmde saç baş yolmalar, birbirlerine saldırmalar vs vs. görürdük. Ancak ülke olarak sektörde maalesef ki çok gerideyiz. Gayemiz iyi filmler yapmaktan ziyade tamamen ticari nedenler. Bu filmde olduğu gibi olayın özünden çok sapmadan asıl verilmek istenen mesaja yoğunlaşılarak ve entrika olmadan da güzel yapımlar yapılabiliyor demek ki! Yeniden rotamı Meryl Streep'e yönelterekten belirtmeliyim ki muazzam bir oyunculuk sergilemiş. Filmin açık ara parlayan yıldızı! Diğer cast seçimi ve performanslar da gayet iyiydi. Simon Baker'ın karakteri çok dolu dolu olmasa da kendisini görmek bile oldukça keyifliydi. Filmde tek cast eleştirim Adrian Grenier (Nate) üzerine olacak. Evet kendisi modayı saçma bulan, giyim kuşamına önem vermeyen bir karakter. Ancak Anne Hathaway ile ilişkisi olması açısından aralarında yakıştırma yollu çok bir uyum yakalayamadım. Daha farklı biri olabilirdi diye düşünüyorum.
Genel olarak beğendiğim ve tavsiye edeceğim işlerden bir tanesi oldu. İzlemekte oldukça geç kaldığım filmlerden. Listenizdeyse eğer daha fazla geciktirmeden mutlaka izleyin. Şimdiden iyi seyirler.
7.4/10
Film Hakkında İlginç Detaylar (Spoiler Uyarısı)
1- Film, Vogue dergisinin efsanevi ve korkulan genel yayın yönetmeni Anna Wintour'un eski asistanı Lauren Weisberger'ın yazdığı kitaba dayanıyor. Yani Miranda Priestly karakteri aslında %100 gerçek hayattaki Anna Wintour.
2- Meryl Streep, Anne Hathaway ile ilk set gününde yanına gidip: "Senin bu rol için harika olduğunu düşünüyorum. Seninle çalışacağım için çok mutluyum" demiş, ardından eklemiş: "Ve bu, sana söyleyeceğim son nazik şey." Çekimler bitene kadar da karakterinden hiç çıkmamış.
3- Anna Wintour, moda tasarımcılarına ve markalara filmde yer almamaları için gözdağı verdi. "Eğer filmde görünürseniz sizi bir daha Vogue'a basmam" dediği için pek çok ünlü tasarımcı filmde yer almaktan korktu.
4- Tüm bu tehditlere rağmen Anna Wintour, filmin New York galasına tepeden tırnağa Prada giyinerek gelerek dâhice bir halkla ilişkiler hamlesi yaptı ve ne kadar güçlü olduğunu gösterdi.
5- Film, sinema tarihinde kostümlere en çok para harcanan yapımlardan biridir. Ünlü tasarımcı Patricia Field, çoğunluğu ödünç alınan ve satın alınan kıyafetlerle film için 1 milyon dolarlık bir gardırop oluşturdu.
6- Miranda'nın Andy'ye moda endüstrisini anlattığı o meşhur "akıllı mavi" kazak monoloğu aslında senaryoda çok kısaydı. Meryl Streep, karakterin zekasını ve işine olan saygısını göstermek için o sahneyi bizzat kendisi genişlettirdi.
7- Yönetmen ve yapımcılar Miranda karakterinin sürekli bağırıp çağıran sert bir kadın olacağını düşünüyordu. Ancak Meryl Streep ilk senaryo okumasında karakteri fısıltıyla karışık, çok kısık bir ses tonuyla konuştu. Bu ton, bağırmaktan çok daha korkutucu olduğu için aynen korundu.
8- Yapımcılar başlangıçta Anne Hathaway'in karakterin ilk sahnelerindeki "göze batmayan" hali için kilo almasını istedi. Hathaway tam kilo almışken, bu sefer şık kıyafetlerin içine girebilmesi için acilen kilo vermesi istendi. Oyuncu çekimler boyu kıyafet krizleriyle boğuştu.
9- Emily Blunt, karakterinin o her an stresi, gerginliği ve arkada sürekli panik halinde koşturduğu sahnelerdeki pek çok mimik ve el hareketini tamamen doğaçlama yaptı.
10- İnanması güç ama Andy rolü için ilk teklif yine çok sevdiğim Rachel McAdams'a gitti. McAdams, o dönem ana akım filmlerden uzak durmak istediği için rolü tam 3 kez reddetti. Rolü deli gibi isteyen Anne Hathaway ise stüdyonun 9. tercihiydi!
11- Dünyaca ünlü süper model Gisèle Bündchen, filmde oynamayı tek bir şartla kabul etti: Bir mankeni değil, gözlüklü sıradan bir dergi çalışanını canlandırmak istedi.
12- Stanley Tucci (Nigel), bu filmin setinde Emily Blunt ile o kadar iyi dost oldu ki, yıllar sonra Emily'nin kız kardeşi Felicity Blunt ile tanıştı ve evlendiler. Yani Stanley ve Emily şu an gerçek hayatta enişte-baldız.
13- Streep, kendisine teklif edilen ilk ücreti "hakaret" olarak görüp projeden çekileceğini söyledi. Bunun üzerine stüdyo bütçeyi iki katına çıkararak usta oyuncuya istediği ücreti verdi.
14- Meryl Streep için filmin en zor sahnesi, Andy'nin masasına sürekli çanta ve ceket fırlattığı sahneydi. Çantaların masaya tam oturmaması, Streep’in kolunun takılması yüzünden tam 30 kez baştan çekildi. Emily Blunt bunun setin en komik anı olduğunu söylemiştir.
15- Filmde Andy'nin Miranda'nın ikizleri için bulmaya çalıştığı henüz basılmamış Harry Potter kitabı, o dönem gerçekten de piyasaya çıkmamıştı. Sette korumalar eşliğinde sahte bir kapakla tutuldu.
16- Meryl Streep, Miranda Priestly’nin beyaz saç stilini ünlü model Carmen Dell'Orefice'den, o soğuk ama elit tavırlarını ise politikacı Christine Lagarde'dan ödünç aldığını itiraf etti.
17- Emily Blunt bu filmden önce Hollywood'da neredeyse hiç tanınmıyordu. Filmin vizyona girmesiyle birlikte bir gecede süperstara dönüştü.
18- Patrick Jane'im Simon Baker, canlandırdığı karakterin o "entelektüel ve tehlikeli" havasını vermek için çekim aralarında bile Anne Hathaway ile sürekli flörtöz şakalar yapmış.
19- Filmin başındaki kızların sabah hazırlanma montajı, New York moda sektöründeki gerçek asistanların sabah rutinleri gizlice izlenerek ve incelenerek birebir kurgulandı.
20- Meryl Streep, filmde giydiği o birbirinden pahalı ve lüks tasarım kıyafetlerin tamamını çekimler bittikten sonra açık artırmayla satılması ve gelirinin hayır kurumlarına bağışlanması için stüdyoya bıraktı.
21- Emily Blunt aslında Eragon filminin başrolü için seçmelere katılmış ve elenmişti. O sırada stüdyoda morali bozuk bir şekilde, kot pantolon ve parmak arası terlikle dolanırken bir casting ajanı tarafından fark edildi. Karakter normalde Amerikalı olacaktı ancak Blunt’ın o keskin İngiliz aksanı yönetmeni büyüledi.
22- Nigel rolü için aylarca oyuncu arandı ancak bulunamadı. Stanley Tucci, filmin çekimlerine başlamaya tam 72 saat kala rolü kabul etti ve seti iptal olmaktan kurtardı.
23- Filmin adı her ne kadar Prada olsa da, Meryl Streep film boyunca ağırlıklı olarak Donna Karan ve Valentino tasarımları giymeyi tercih etti.
24- Meryl Streep, setteki o mesafeli ve buz gibi Miranda imajını korumak için çekimler boyunca Anne Hathaway ve Emily Blunt ile set aralarında hiç konuşmadı ve onlardan uzak durdu. Hathaway sonradan "Ondan çok korkuyordum ama bu performansımı inanılmaz körükledi" demiştir.
25- Bütçe kısıtlamaları yüzünden Meryl Streep aslında hiçbir Paris sahnesi için Fransa'ya gitmedi. Mercedes içindeki sahneleri New York'ta bir yeşil ekran stüdyosunda çekildi; Paris sokaklarında yürüyen ise sadece onun bir dublörüydü.
26- Meryl Streep’in gerçek kızı Mamie Gummer, filmde Starbucks’taki baristalardan biri olarak küçük bir sahne çekmişti; ancak filmin temposunu artırmak adına o sahne kurguda tamamen atıldı.
27- Emily Blunt’ın eşi ünlü aktör John Krasinski, bir röportajında bu filmin tam bir hayranı olduğunu ve Blunt ile tanışmadan önce filmi en az 75 kez izlediğini söylemiştir.
28- İlk senaryo taslaklarında Lauren Weisberger’ın kitabına sadık kalınarak Miranda tamamen bir "canavar ve cadı" olarak yazılmıştı ve Andy ondan intikam almaya çalışıyordu. Yönetmen David Frankel bunun çok ucuz olacağını düşünerek senaryoyu sıfırdan yazdırdı ve Miranda’yı o "mükemmeliyetçi ve dahi" gri bölgeye çekti.
29- Filmin sonundaki o meşhur arabalı sahnede Miranda normalde "Herkes benim yerimde olmak istiyor" diyecekti. Ancak Meryl Streep, senarist Aline Brosh McKenna’ya giderek repliği "Herkes bizim yerimizde olmak istiyor" olarak değiştirdi; bu da Andy’ye duyduğu o gizli saygının en büyük kanıtı oldu.
30- 20th Century Fox, kitabın haklarını yazar Lauren Weisberger daha kitabı bitirmeden, sadece ilk 100 sayfalık taslağı okuyarak satın almıştı. Miranda karakterinin sinema tarihindeki en büyük ikonlardan biri olacağını o günden öngörmüşlerdi.
2026 (77. Film) Artık ufaktan ufaktan korku filmlerinden kendi listeme doğru dümeni çeviriyorum. Raf'ta "Öncelikli İzlenecekler" listemden 3 kazananlı çekiliş yapıp en merak ettiğimi izlemeye karar verdim. Çekilişin kazananları Guy Ritchie'nin The Covenant (Antlaşma) filmi, The Little Prince ve Veronica…devamı2026 (77. Film)
Artık ufaktan ufaktan korku filmlerinden kendi listeme doğru dümeni çeviriyorum. Raf'ta "Öncelikli İzlenecekler" listemden 3 kazananlı çekiliş yapıp en merak ettiğimi izlemeye karar verdim. Çekilişin kazananları Guy Ritchie'nin The Covenant (Antlaşma) filmi, The Little Prince ve Veronica oldu. Açıkçası kolay bir seçimdi benim adıma. Veronica'yı da merak ediyor olsam da hem ben hem yazılarımı okuyanlar şu sıra bu türe doydu diye düşünüyorum. Bu yüzden hem yönetmen Guy Ritchie iken hem de başrolde Jake Gyllenhaal varken "The Covenant" adına kolay bir kura oldu.
Film gerçek bir olay içinde kurgusal bir hikaye. Olaylar ABD'nin Afganistan'da yaptığı 20 yıl süren harekât sırasında gerçekleşiyor. Çavuş John Kinley (Jake Gyllenhaal) ekibiyle birlikte Taliban'a ait silah ve patlayıcıları aramaktadır. Ahmed'de bu birliğin tercümanıdır. Bir gün bir harekât sırasında John tüm ekibini kaybeder. Geriye sadece Ahmed ile ikisi kalmıştır. Ve yaşanan birtakım olaylar sonrası John'un Ahmed'e can borcu olur. Bu borcu ödemek için büyük çabalar sarf eder.
Filmi iki part şeklinde ele alırsak ilk part biraz daha askerler, silahlar, patlamalarla geçerken ikinci part biraz daha diplomasi, vicdanen huzursuzluk ile geçiyor. Usta yönetmen Guy Ritchie'nin izlediğim 5. filmi oldu. İzleyiciye sunduğu işler; çekim açıları, çekim kalitesi, oyuncu kadrosu ve performanslar, diyaloglar vs vs. izlemesi son derece keyifli yapımlar. Bu filmde aynı şekilde beni oldukça tatmin etti. Belki biraz senaryo kapsam bakımından dardı, belki süre anlamında daha kısa olabilirdi. Çünkü 2 saat boyunca en kısa şekilde karakterimizin ekibini kaybedip can borcunu ödemesini izliyoruz. Ancak film biraz uzun da tutulsa kendini sıkmadan izlettirmeyi başarıyor. Ayrıca filmin müziklerini yönetmen Guy Ritchie ile daha öncede birçok projede çalışmış olan Christopher Benstead besteledi ve özellikle aksiyon sahnelerinde kullanılan müzikleri oldukça beğendim diyebilirim.
Korku türü dışında bir şeyler izlemek çok iyi geldi. Özlemişim bu tarz kaliteli yapımları. Guy Ritchie ve Jake Gyllenhaal hatrına mutlaka izleyiniz. İzleyeceklere şimdiden iyi seyirler.
7.1/10
Film Hakkında İlginç Detaylar (Spoiler Uyarısı)
1- Bu film, Guy Ritchie’nin kariyerinde telif hakları, İngiliz gangsterleri veya eğlenceli soygun temaları barındırmayan, tamamen ciddi bir askeri dram olan ilk ve tek filmidir.
2- Filmin afişlerinde ve jeneriğinde tam adı "Guy Ritchie's The Covenant" olarak geçer. Bunun nedeni, stüdyonun filmi 2006 yapımı aynı adlı başka bir filmle karıştırılmaması için yönetmenin adını kalıcı olarak başlığa eklemek istemesidir.
3- Film Afganistan’da geçiyor gibi görünse de, güvenlik ve lojistik nedenlerden dolayı çekimlerin tamamı İspanya’nın Alicante ve Zaragoza bölgelerinde yapıldı. İspanya dağları, Afganistan coğrafyasına benzerliğiyle seçildi.
4- Ahmed karakterini oynayan Irak asıllı Danimarkalı aktör Dar Salim, performansıyla Jake Gyllenhaal’ın altında ezilmediği gibi, pek çok sahnede filmin asıl kalbi olmayı başardı.
5- Jake Gyllenhaal, Çavuş John Kinley rolüne hazırlanmak için gerçek eski Özel Kuvvetler askerleriyle haftalarca kamp yaptı, silah tutuşundan telsiz konuşma diline kadar her şeyi bizzat onlardan öğrendi.
6- Guy Ritchie, çekimler sırasında senaryoya harfiyen sadık kalmak yerine, Jake ve Dar Salim’in aralarındaki kimyaya güvenerek pek çok diyalogsuz bakışma ve konuşma sahnesini sette doğaçlama geliştirdi.
7- Benstead, Guy Ritchie ile daha önce The Gentlemen ve Wrath of Man filmlerinde de çalışmıştı. Bu film için daha etnik ve askeri ritimleri harmanladı.
8- Filmin sonunda gösterilen gerçek fotoğraflar ve yazılar, ABD ordusu çekildikten sonra Afganistan'da kaderine terk edilen ve Taliban tarafından avlanan binlerce gerçek tercümanın trajik hikayesine dikkat çekmek için eklendi.
9- Ahmed'in yaralı John’u kilometrelerce dağ bayır boyunca derme çatma bir sedyeyle taşıdığı sahnelerin çekimlerinde Dar Salim fiziksel olarak o kadar zorlanmış ki, sahnelerdeki o yorgunluk ve çaresizlik %100 gerçektir.
10- Yaklaşık 55 milyon dolarlık bir bütçeyle çekilen film, sinemalarda hak ettiği devasa gişeyi bulamasa da dijital platformlara düştüğü an tüm dünyada izlenme rekorları kırdı.
11- Filmin 2 saatlik süresi, Guy Ritchie’nin filmin o "vicdani ağırlığını" seyirciye tam olarak geçirebilmek için stüdyoya karşı direttiği bir uzunluktu.
12- Guy Ritchie, savaşı estetize etmekten kaçındı; patlamalar ve çatışmalar Hollywood usulü havalı görünmek yerine, çiğ ve korkutucu olacak şekilde tasarlandı.
13- Gyllenhaal, senaryoyu ilk okuduğunda bunun sadece bir savaş filmi değil, iki insanın arasındaki "sözsüz antlaşma ve onur" hikayesi olduğunu gördüğü için hemen imzayı atmış.
14- Filmin ikinci yarısındaki o telefon görüşmeleri, vize alma süreçleri ve John'un çıldırma noktasına gelmesi, Amerikan askeri bürokrasisine yapılmış çok sert bir sistem eleştirisidir.
15- Sette kullanılan askeri araçların, helikopterlerin ve teçhizatların büyük kısmı gerçek askeri danışmanların gözetiminde ordu envanterlerinden kopyalanarak üretildi.
16- Film, Guy Ritchie’nin o pratik ve hızlı set yönetimi sayesinde sadece 2 ay gibi kısa bir sürede tamamlandı.
17- Jake Gyllenhaal ve Dar Salim, çekimler bittikten sonra da gerçek hayatta çok yakın dost oldular ve hala sık sık görüştüklerini belirtiyorlar.
18- Görüntü yönetmeni, kamerayı sürekli karakterlerin çok yakınında tutarak seyircinin de o tozun, toprağın ve terin içinde hissetmesini sağladı.
19- Film, son yıllarda çekilmiş "en gerçekçi ve onurlu asker-tercüman ilişkisi" temalı yapım olarak sinema tarihine geçti.
20- Jake, John Kinley’nin o travma sonrası stres bozukluğu yaşadığı ev sahnelerindeki birçok krizi ve sessiz çaresizlik anını senaryoya bağlı kalmadan, tamamen kendi psikolojik araştırmalarına dayanarak doğaçlama oynadı.
21- The Boys'un Homelander'ı Antony Starr, filmde bilge bir askeri müteahhit olan Parker rolünde kısa ama etkili bir performans sergiledi.
22- Ahmed'i oynayan Dar Salim, gençliğinde Danimarka Kraliyet Muhafızları’nda gerçek bir askeri eğitim almıştı; bu yüzden filmdeki silah sahnelerinde hiç zorlanmadı.
23- Kinley'e vizeler konusunda zorluk çıkaran Albay Vance rolündeki Jonny Lee Miller, aslında Guy Ritchie'nin çok eski bir dostudur ve set ortamına destek olmak için bu küçük rolü kabul etmiştir.
24- Vikings dizisinin Bjorn'ü Alexander Ludwig, filmde Kinley'nin ekibindeki kilit askerlerden birini canlandırarak kadronun gücünü artırdı.
25- Jake Gyllenhaal, filmin ikinci yarısındaki o "viran olmuş, suçluluk duygusundan çökmüş" halini yansıtmak için çekimlerin ortasında sıkı bir diyetle kilo verdi.
26- Senaryo yapısı, aslında ilk taslakta daha fazla karakterin geçmişini içeriyordu ancak Guy Ritchie odağın tamamen "iki adam arasındaki borç ilişkisi" kalmasını istediği için buraları kısalttı.
27- Filmdeki çatışma sahnelerinde kullanılan protez yaralar ve kan efektleri, Hollywood'un en ünlü savaş makyaj ekipleri tarafından milimetrik olarak hazırlandı.
28- Ed Wild, filmin ilk yarısında parlak ve tozlu sarı tonlar kullanırken, John'un Amerika'daki sahnelerinde daha soğuk, evcil ve boğucu mavi tonlar tercih etti.
2026 (76. Film) Kısa ve çok kafa yormayan bir yapım arayışındayken buldum bu filmi. Oyuncu kadrosunda Friends'ten Lisa Kudrow (Phoebe) bulundurması filmi izlememde ki en büyük etken oldu. Film iki eşcinsel insanın hem ailelerini tanıştırmak için hemde keyifli vakit geçirmek…devamı2026 (76. Film)
Kısa ve çok kafa yormayan bir yapım arayışındayken buldum bu filmi. Oyuncu kadrosunda Friends'ten Lisa Kudrow (Phoebe) bulundurması filmi izlememde ki en büyük etken oldu.
Film iki eşcinsel insanın hem ailelerini tanıştırmak için hemde keyifli vakit geçirmek adına bir haftasonu kaçamağını anlatıyor. Kaldıkları evde 80'lerden kalma bir varlık vardır. Ailelerin hem hayatta kalmaya çalışmalarını hem de korkuyla beraber harmanlanan komediye şahit oluyoruz. Film oldukça boş bir filmdi. Lisa Kudrow & Eddie Falco yer yer güldürerek filme biraz destek çıksa da maalesef senaryo pek kurtarılacak gibi değildi. Filmi hikayesine bakmadan açmıştım o açıdan ufak bir pişmanlığım olmadı değil. Eşcinsellik meselesi açık söylemem gerekirse filmin kötü senaryosu karşısında beni ekstradan irite etti. Oyunculuk performansı açısından değerlendirilecek ciddi bir yapım da olmadığı için açıkçası oldukça hayal kırıklığı oldu.
Boş vaktinizi boş yapımlarla doldurmayın tavsiyesinde bulunaraktan maalesef oldukça kötü bir film. İzlemeyin derim.
4.4/10
Film Hakkında İlginç Detaylar (Spoiler Uyarısı)
1- Filmin yapım aşamasında en çok reklamı yapılan detay Lisa Kudrow’un kadroda olmasıydı; ancak onun sahnelerinin azlığı ve senaryonun zayıflığı hayranlarını hayal kırıklığına uğrattı.
2- Yönetmen Craig Johnson aslında The Skeleton Twins gibi başarılı dram-komedi işleriyle bilinir; ancak bu filmle korku-komedi türünde fena çuvalladı.
3- The Sopranos ve Nurse Jackie ile televizyon tarihine geçen efsane oyuncu Edie Falco, tamamen eğlenceli ve hafif bir projede yer almak istediği için kadroya katıldığını belirtmişti.
4- Film başlangıçta doğrudan sinemalar yerine dijital platform odaklı bir "orijinal içerik" olarak tasarlandı, bu da bütçe ve senaryo derinliğini doğrudan etkiledi.
5- Evdeki o 80'lerden kalma kötü varlığın tasarımı, dönemin popüler "bütçesiz" korku filmlerine bir gönderme olarak bilerek biraz absürt ve rüküş yapıldı.
6- Filmin neredeyse tamamı, klostrofobik bir komedi atmosferi yaratmak adına tek bir büyük kır evinde ve çevresindeki ormanlık alanda çekildi.
7- Eleştirmenler filmin "aile tanışması draması", "LGBTQ+ temalı ilişkiler" ve "doğaüstü slasher" türlerini tek bir potada eritemediğini yazdılar.
8- Genç çifti canlandıracak oyuncuların kimya testleri çekimlerden hemen önce apar topar yapıldı, bu da aralarındaki o yapay duran ilişki bağının en büyük sebebi.
9- Lisa Kudrow ve Edie Falco'nun mutfak sahnelerindeki bazı diyalogları, senaryonun kısıtlılığını kapatmak adına yönetmen tarafından tamamen oyuncuların doğaçlamasına bırakıldı.
10- Filmdeki görsel efektlerin ve canavar sahnelerinin bu kadar göze batmasının nedeni, bütçenin çoğunun yıldız oyuncuların kaşelerine gitmiş olmasıdır.
11- Film her ne kadar kısa olsa da, bazı kovalamaca ve tartışma sahneleri sırf "uzun metraj" süresini yakalamak için sakız gibi uzatılmış.
12- Kır evinin içindeki ışıklandırma, hem sıcak bir aile komedisi hissi vermek hem de karanlık korku anlarını yansıtmak arasında gidip gelirken filmin görsel tonunu paramparça etti.
13- 80'ler canavarı devreye girdiğinde çalan müzikler, dönemin nostaljisini yakalamaktan ziyade izleyiciyi yoran bir gürültüye dönüştü.
14- Senarist Kent Sublette, aslında uzun yıllar Saturday Night Live (SNL) için skeçler yazmıştı. Filmin sinema filminden ziyade "uzatılmış kötü bir SNL skeci" gibi durması bu yüzden şaşırtıcı değil.
15- Gençlerin aileleriyle olan çatışmaları o kadar yüzeysel işlendi ki, canavar ortaya çıktığında kimin hayatta kalacağını izleyici zerre umursamadı.
16- Filmin ilk test gösterimlerinde izleyicilerden çok düşük notlar alması üzerine vizyon tarihi sessiz sedasız ertelendi ve tanıtım bütçesi kısıldı.
17- Evin tarihi ve canavarın kuralları film içinde sürekli değişiyor; yönetmen "nasılsa komedi yapıyoruz" diyerek mantık hatalarını hiç umursamamış.
18- Film, popüler kültürün ve platformların "hızlı tüketim malzemesi" üretme çılgınlığının en taze ve maalesef en kötü örneklerinden biri oldu.
2026 (75. Film) Eski Polis Carson, bir mekanın gece bekçisi olarak işe başlar. Belirli aralıklarla içeride gezintiye çıkan Carson aynalarda bir tuhaflık olduğunu fark etmeye başlar. Aynanın içindeki her ne ise Carson ve ailesine zarar vermek istemektedir. Bakalım Carson ailesini…devamı2026 (75. Film)
Eski Polis Carson, bir mekanın gece bekçisi olarak işe başlar. Belirli aralıklarla içeride gezintiye çıkan Carson aynalarda bir tuhaflık olduğunu fark etmeye başlar. Aynanın içindeki her ne ise Carson ve ailesine zarar vermek istemektedir. Bakalım Carson ailesini koruyabilecek midir?
İki filmden oluşan serinin ilk filmi. Yönetmen koltuğunda Alexandre Aja oturuyor. Kendisinin 2021 yılında çıkan "Oxygen" filmini de izlemiştim. Her ne kadar çok hatırlamasam da aklımda en azından kötü bir iz bırakmayan bir filmdi. Bu film içinse şunu söylemeliyim ki son zamanlarda en beni içine çekmeyen film oldu. Filmin iyi veya kötü olmasında da değilim ancak filmler bazen size hitap etmez ya hani bu filmle ilişkimde de bu vardı. Filmin içine maalesef ki giremedim. Bu sebeple de doğrusu beğenmediğim bir iş oldu. Filmin ilk yarısı hiç sarmadı, ikinci yarısında bir 20 dakikalık zaman dilimi var. O aralar bir toparladı, iyi dedim ancak devamı yine gelmedi ne yazık ki! Paula Patton performans anlamında başarılıydı. Patton harici hiçbir oyuncunun performansı da beni tatmin etmedi. Sutherland sektörde saygı duyulan, önemli bir isim olsa da "Ben Carson"ı duygu anlamında bence yeterince yansıtamamış. Bu türe ait yapımlarda karakterlerin "safça" yaptıkları hareketlere tanık oluruz. Filmin sonunda yine bunlardan birini görüyoruz. Michael karakterinin o hareketi az önce tırnak içinde belirttiğim safça bir hareketten çok daha fazlasıydı. Bu da bence senaryonun zayıflığı ile alakalıydı.
ImdB puanı neyse ancak Raf puanına pek katılmıyorum. Elbette herkesin kişisel zevki ancak izlemeyi düşünenler varsa eğer bence izlememiş olduğunuz çok daha iyi filmler var. Bu filmle zaman kaybetmeyin derim.
5.9/10
Film Hakkında İlginç Detaylar (Spoiler Uyarısı)
1- Film, aslında 2003 yapımı Geonbae (Into the Mirror) adlı başarılı bir Güney Kore korku filminin yeniden çevrimidir. Ancak Alexandre Aja hikayeyi batı sinemasına uyarlarken çok fazla değiştirmiştir.
2- Amy Smart'ın karakterinin küvette yaşadığı o meşhur ve rahatsız edici çene sahnesi, dönemin en çok konuşulan pratik efekt başarılarından biriydi. Sette tamamen mekanik bir protez model kullanıldı.
3- Yangından geriye kalan o devasa Mayflower alışveriş merkezi sahneleri, Romanya'nın başkenti Bükreş'te, komünist dönemden kalma tamamlanmamış dev bir devlet binasında (Bilimler Akademisi) çekildi.
4- Sahnelerin bazılarında aslında gerçek ayna kullanılmadı. Oyuncuların karşısına içi boş çerçeveler konuldu ve çerçevenin arkasında oyuncuların dublörleri veya diğer oyuncular senkronize şekilde hareket etti. Bazı sahnelerde ise dev aynalar kullanıldı. Kameramanların ve ışıkçıların yansımalarının aynada görünmemesi adına çok ince açılarla ayar yapıldı.
5- Kiefer Sutherland çekimler sırasında ciddi bir diz sakatlığı geçiriyordu. Bu yüzden filmdeki bazı hantal ve sert hareketleri aslında rol gereği değil, gerçekten canı yandığı içindi.
6- Paula Patton (Amy Carson), gerçek hayatta korku filmlerinden nefret ettiğini ve senaryoyu okurken bile geceleri ışığı açık bırakarak uyuduğunu itiraf etmiştir.
7- Filmin ilk senaryo taslaklarındaki adı doğrudan orijinal filme sadık kalınarak "Into the Mirror" olarak belirlenmişti, sonradan sadece "Mirrors" yapıldı.
8- Film, Amerika'daki sansür kurulundan ilk başta aşırı vahşet içeren sahneleri yüzünden NC-17 yani yetişkin reytingi aldı. Aja, filmi sinemalara sokabilmek için bazı sahneleri kırpmak zorunda kaldı.
9- Aynalardan gelen o ürpertici fısıltı sesleri için ses ekibi, farklı dillerdeki fısıltıları tersten oynatarak katmanlı bir ses tasarımı elde etti.
10- Alışveriş merkezindeki yangın sonrası sahnelerin gerçekçi durması için set ekibi duvarları gerçek meşalelerle günlerce iske boğdu ve yaktı.
11- Filmin yakaladığı gişe başarısı sonrası 2010 yılında Mirrors 2 adında, tamamen farklı bir kadroyla doğrudan DVD'ye çıkan başarısız bir devam filmi çekildi.
12- Görüntü yönetmeni, izleyicide paranoit bir his yaratmak için film boyunca her kareye bilerek parlak yüzeyler, camlar ve metalik dekorlar yerleştirdi.
13- Kiefer Sutherland, tamamen yönetmen Alexandre Aja’nın The Hills Have Eyes (Tepenin Gözleri) remake'indeki başarısına hayran olduğu için bu rolde oynamayı kabul etmişti.
14- O mantık sınırlarını zorlayan final sahnesi, aslında stüdyonun zorla kabul ettirdiği alternatif finallerden biriydi.
15- Michael karakterinin film boyunca sergilediği o garip ve donuk tavırlar, yönetmen tarafından "aynalar tarafından ruhu emilen çocuk" imajı vermek için özellikle istendi.
16- İlk senaryoda sadece aynalar değil, sudaki yansımalar da çok büyük bir tehdit unsuruydu ancak bütçe ve süre yetersizliğinden bu fikir budandı.
17- Film eleştirmenler tarafından yerden yere vurulsa da dünya çapında yaklaşık 77 milyon dolar hasılat elde ederek bütçesini katlamayı başardı.
18- Kadrodaki önemli yan karakterlerden biri olan Jason Flemyng, yönetmen Aja'nın sinema dilini en çok takdir eden oyunculardan biridir.
19- Bugün bile birçok modern korku forumunda film, vaat ettiği atmosferi finale doğru tamamen kaybetmesi başlığı altında konuşuluyor.
20- Filmde Ben Carson’ın oğlu Michael karakterine hayat veren küçük oyuncu Cameron Boyce, maalesef 6 Temmuz 2019 tarihinde henüz 20 yaşındayken uykusunda geçirdiği bir epileptik nöbet sonucu vefat etti.
21- Alexandre Aja yıllar sonra verdiği bir röportajda, stüdyonun senaryonun felsefi yönünü törpüleyip işi sadece "ticari bir korku" haline getirmesinden pişman olduğunu söylemiştir.
22- Ben Carson ismi, ABD’li ünlü bir gerçek beyin cerrahının ismiyle tamamen aynıdır; ancak senaristler bunun tamamen tesadüf olduğunu belirtmiştir.
23- Filmin sonundaki o sel ve su sahneleri için stüdyoda devasa tanklar kuruldu ve Sutherland saatlerce o soğuk, yapay olarak kirletilmiş suyun içinde kalmak zorunda kaldı.
2026 (74. Film) Sosyal medyada 1-2 sahnesiyle sürekli karşıma çıkan "Watcher"ı nihayet izledim. Filmin başrolünde Longlegs filminde de izleme şansı bulduğum Maika Monroe yer alıyor. Bu filmdeki tarzını daha çok beğendiğimi söyleyebilirim. Ayrıca ilk izlediğim ve de çok düşkünü olduğum…devamı2026 (74. Film)
Sosyal medyada 1-2 sahnesiyle sürekli karşıma çıkan "Watcher"ı nihayet izledim. Filmin başrolünde Longlegs filminde de izleme şansı bulduğum Maika Monroe yer alıyor. Bu filmdeki tarzını daha çok beğendiğimi söyleyebilirim. Ayrıca ilk izlediğim ve de çok düşkünü olduğum "Forever" dizisinden Burn Gorman'ı da bu filmde görüyoruz. Kendisi her zaman ki gibi soğukkanlılığını konuşturmuş diyebiliriz.
Film eşinin işi için dilini dâhi bilmediği bir ülkeye yerleşen Julia'nın birisi tarafından gözetlendiğinden şüphelenmesi sonrası karakterin iç huzursuzluğunu anlatıyor. Film Julia'nın etrafında döndüğü için açıkçası empati kurdurtma noktasında oldukça başarılı. Karakterle kendinizi bağdaştırabiliyorsunuz, burada sorun yok. Julia'nın eşi Francis noktasında söyleyecek çok şey var aslında. Nasıl bu kadar umursamaz olur bir insan? Eşini birisi takip ediyor, kadın bu durumu sürekli dile getiriyor, huzursuzluğu ortada ve sen "seni takip ettiğini nereden biliyorsun?" tarzı bir tavır takınıyorsun. Üstüne davet sırasında eşinin dil zaafından faydalanıp şakalar yapıyor... Gerçekte yaşanmış olsa Julia'nın bir saniye bile düşünmeden ayrılması gerekirdi! Yan komşu özelinde olaylar oldukça basit ve tahmin edilebilir ilerledi. Film genel olarak izleyici rahatsız etme (huzursuzluk anlamında) konusunda beğendiğim bir iş oldu. Gelelim film ile ilgili hayal kırıklığıma. Finali... Pastaneden bir hocam menünün en altında tatlı vardır, müşterinin en son ağzında o tatlının tadı kalır. O yüzden ana yemekte önemlidir ancak tatlının yeri ayrıdır derdi. Burada da aslında bunu görüyoruz. Film evet gerilim anlamında, süre anlamında gayet tatmin edici bir iş. Ancak filmin finali maalesef ki beklentinin çok ama çok altında. Karakteri yaşatalım derken izleyiciyi öldürmüş yönetmen Okuno... Daha fazla detay vererek izlemeyenler için yazıyı sulandırmak istemem. Ancak benim adıma büyük bir mantık hatası, gereksiz bir sondan ibaret!
İyi bir finalle ya da şöyle söyleyeyim izleyicinin aklında ki en olası senaryoyla dâhi kapanış yapılsaydı hafızalarda daha da güzel yer edebilirdi. Şuan ise film hakkında aklımda kalan şey yaptığı saçma final!
6.4/10
Film Hakkında İlginç Detaylar (Spoiler Uyarısı)
1- Film, yönetmen Chloe Okuno’nun ilk uzun metrajlı sinema filmidir. İlk film için atmosfer kurmadaki başarısı takdir toplamıştı.
2- Julia’nın (Maika Monroe) kendini izole hissetmesi için filmdeki Romence diyalogların çoğuna bilerek altyazı eklenmedi. İzleyicinin de Julia gibi "ne konuşuyorlar acaba?" diye gerilmesi hedeflendi.
3- Film, görsel dili ve "dikizleme" temasıyla Alfred Hitchcock’un Rear Window filmine modern bir saygı duruşu niteliğindedir.
4- Maika, karakterin izolasyonunu hissetmek için çekimler boyunca Bükreş’te vaktinin çoğunu yalnız geçirmiş.
5- Burn Gorman’ın sahneleri o kadar az diyalog içerir ki, oyuncu tamamen vücut dili ve boş bakışlarla korku salmayı başarmıştır.
6- Film tamamen Romanya’nın başkenti Bükreş’te çekildi. Şehrin o devasa, brütalist binaları klostrofobi hissini artırmak için seçildi.
7- Filmde Julia’nın kıyafetlerinde ve evinde "kırmızı" tonları (tehlike), gözetleyen adamın dünyasında ise "soğuk gri" tonları hakimdir.
8- Filmdeki seri katilin takma adının "Örümcek" olması, kurbanlarını bir ağa düşürüp gözetlemesine bir göndermedir.
9- Maika Monroe, metro sahnesindeki o takip edilme geriliminin hayatında çektiği en zor sahnelerden biri olduğunu söylemiştir.
10- Senarist, Julia’nın eşi Francis’i bilerek "fazla rasyonel ve küçümseyici" yazdı ki Julia’nın çaresizliği iki katına çıksın.
11- Film, 2022 Sundance Film Festivali’nde galasını yaptı ve eleştirmenlerden "saf gerilim" övgüleri aldı.
12- Julia sokakta yürürken arka plan sesleri (trafik, konuşmalar) bilerek boğuklaştırıldı; böylece Julia’nın sadece kendi ayak seslerine ve nefesine odaklanması sağlandı.
13- Sanat galerisindeki o bakışma sahnesi, kimin av kimin avcı olduğunun karıştığı en gerilimli anlardan biridir.
14- Film sadece bir katil hikayesi değil, aynı zamanda yabancı bir ülkede "kadın olmanın" ve "görünmez kılınmanın" dramıdır. Bu yönüyle Şeytanın Avukatı filmiyle de benzerliği olduğunu düşünüyorum açıkçası.
15- Maika Monroe, bu filmdeki performansıyla Longlegs filminin yönetmeninin dikkatini çekmiş ve o rolü almasında bu filmin etkisi büyük olmuştur.
16- Görüntü yönetmeni, izleyiciyi de bir "gözetlemeci" konumuna sokmak için sık sık geniş açılı ve uzaktan çekimler tercih etti.
17- Yönetmen, Gorman’ı seçme nedeninin "hiçbir şey yapmasa bile yüzünde doğal bir tekinsizlik olması" olduğunu belirtmiştir.
18- Final sahnesindeki aksiyonun inandırıcı olması için dublör ekipleriyle günler süren bir prova yapıldı.
19- Yönetmen Chloe Okuno, filmi çekerken Polanski’nin Apartman ve Tiksinti gibi "daire korkusu" filmlerinden ilham aldığını söylemiştir.
20- Çekimler Bükreş’in dondurucu kış aylarında yapıldı. Maika Monroe, sahnelerdeki titremelerinin çoğunun rol değil, gerçek soğuktan kaynaklandığını söyledi.
21- Yönetmen Chloe Okuno, bir kadın olarak sokakta yürürken hissettiği o "izlenme" duygusunu senaryoya birebir yansıtmak istediğini belirtmiştir.
22- Francis rolündeki Karl Glusman, izleyiciyi o kadar sinir etti ki, vizyondan sonra sosyal medyada "Yılın en kötü kocası" unvanını aldı.
23- Filmin finali hakkında çekimler sırasında ekip içinde iki farklı görüş vardı; yönetmen daha "gerçekçi" bir son istese de stüdyonun istekleri filmin bu sona evrilmesine neden oldu.
24- Gorman, Weber rolü için ayna karşısında saatlerce gözlerini kırpmadan bakma egzersizleri yapmıştır.
25- Okuno, Monroe’nun yüz hatlarının sessiz sinema dönemindeki aktrislere benzediğini ve bu yüzden sadece bakışlarıyla çok şey anlatabildiğini söylemiştir.
26- Julia’nın dairesi aslında bir set değil, Bükreş’te bulunan gerçek bir apartman dairesidir. Bu da filme o yaşanmışlık hissini vermiştir.
2026 (73. Film) Türünün özgün örneklerinden bir tanesini yorumluyorum bugün de. David Dastmalcihan'ın başrolünde yer aldığı film "Gece Kuşları" adında show programı yapan Jack Delroy'un reytinglerde hep 2. olması ve eşini kaybetmesi sonrası sancılı süreçten sıyrılıp zirveye çıkmak için neler…devamı2026 (73. Film)
Türünün özgün örneklerinden bir tanesini yorumluyorum bugün de. David Dastmalcihan'ın başrolünde yer aldığı film "Gece Kuşları" adında show programı yapan Jack Delroy'un reytinglerde hep 2. olması ve eşini kaybetmesi sonrası sancılı süreçten sıyrılıp zirveye çıkmak için neler yapabileceğini gösteriyor.
Bu gönderide karakterlerin özüne inmek işleri spoiler noktasında biraz sıkıntıya sokabilir. Çünkü filmin sonu izleyiciyi şoke etme noktasında oldukça başarılı. Film bitti dediğiniz yerde filmin "sürpriz!" diyerek ters köşe yapması şaşırtıcı, farklı bir deneyimdi. Korku türü özelinde de çekim teknikleri kullanılan renk paletleri sizleri gerçekten de 70'ler atmosferine götürüyor. Son zamanlarda en keyif aldığım korku filmlerinden bir tanesi olduğunu söyleyebilirim. Belki filmi izledikten sonra filmdeki korku unsurlarının yetersiz olduğu hissiyatına kapılabilirsiniz. Ancak filmin bence asıl amacı: 70'lerde bu olayın gerçekten yaşandığına dair bizleri inandırmak. Bence bu konuda da oldukça iyi, oldukça gerçekçi bir iş çıkmış ortaya. Ian Bliss'in karakterinin hak ettiğini bulmasına da son derece sevindim:) diyerekten yazımı noktalıyorum.
Bu tarz özgün yapımlara ayrıca saygı duyuyorum. Bu film de kaliteli bir iş olmuş. Şimdiden iyi seyirler.
7.0/10
Film Hakkında İlginç Detaylar (Spoiler Uyarısı)
1- Carmichael karakteri, gerçek hayatta paranormal olayları çürütmesiyle tanınan ünlü illüzyonist ve şüpheci James Randi'den birebir ilham alınarak yazılmıştır.
2- Filmdeki Jack Delroy'un "The Tonight Show" ve Johnny Carson'ı geçme saplantısı tarihi bir gerçektir; 70'lerde hiç kimse Carson'ın reytinglerini yenemiyordu ve bu sunucularda ciddi psikolojik baskı yaratıyordu.
3- Filmin aralarındaki "Bizden ayrılmayın" jeneriklerinde kullanılan 3 adet baykuş ve iskelet görselinin yapay zeka ile yapıldığı ortaya çıkınca sosyal medyada küçük bir boykot yemişti; ancak filmin kalitesi bu krizi çabuk unutturdu.
4- Korku edebiyatının kralı Stephen King, filmi vizyona girmeden aylar önce özel bir kopyadan izleyip "Gözlerimi ekrandan alamadım, tek kelimeyle muazzam!" diye tweet atınca filmin kaderi değişti.
5- 1977 yılındaki tüplü televizyon hissini tam verebilmek için filmin yayın kısımları dönemin standart televizyon formatı olan 4:3 en-boy oranında çekildi. Reklam arası kamera arkaları ise geniş ekran (16:9) ve siyah-beyazdır.
6- Filmin Avustralyalı yönetmenleri Cairnes Kardeşler, hikayeyi yazarken 1970'lerde Avustralya'da yayınlanan efsanevi The Don Lane Show'daki tuhaf ve paranormal konuklardan esinlendiler.
7- Başrol David Dastmalchian kariyerinde hep yan karakter" (Dune, The Suicide Squad, Ant-Man) olarak kalmıştı. Bu film onun ilk büyük başrolüdür ve oyunculuğuyla eleştirmenlerden tam not almıştır.
8- Dastmalchian, senaryoyu aldığında hayatında çok zor bir dönemden (yakınlarını kaybetme ve eski bağımlılık sorunları) geçiyordu; Jack'in içindeki o "çaresizlik ve hırsı" kendi hayatından çekip çıkardı.
9- Filmde Jack'in üyesi olduğu söylenen o gizli ve elit orman kulübü ("The Grove"), ABD'deki gerçek ve son derece gizemli Bohemian Grove tarikatına net bir göndermedir. Tapındıkları baykuş figürü de tamamen gerçektir.
10- İçine şeytan giren küçük kız Lilly’yi oynayan Ingrid Torelli’nin, kameraya ve doğrudan izleyicinin gözünün içine o tuhaf ve rahatsız edici bakışları atması yönetmenin özel isteğiydi.
11- Filmdeki kusma sahneleri, kafanın yarılması ve solucanlar CGI değil, 70'ler korku sinemasına (özellikle The Exorcist) saygı duruşu olarak tamamen pratik efektler ve makyajla yapıldı.
12- Film aslında 2023 yılında festivallerde gösterildi ancak geniş kitlelere ulaşması 2024 yılını buldu.
13- Film vizyona girdiği ilk haftalarda Rotten Tomatoes eleştirmen puanında %100 oranında tam puan alarak korku sinemasında nadir görülen bir başarıya imza attı.
14- Stüdyo seti tamamen gerçek bir 70'ler televizyon stüdyosu gibi çalışır halde inşa edildi; kameralar, ışıklar ve mikrofonların hepsi o döneme ait çalışan antikalardı.
15- Lilly'nin doktorunu oynayan Laura Gordon’ın karakteri, 70'lerin ünlü parapsikologlarından esinlenilmiştir ve dönemin "bilimle ruhçuluğu" birleştirme modasını yansıtır.
16- Yayın sırasında çalan müziklerin tamamı o dönemki talk-show orkestralarının canlı kayıtlarına benzemesi için özel olarak bestelendi.
17- Carmichael’ın seyircileri hipnoz ettiği o kaşıntı sahnesi, sinema salonundaki izleyicileri de psikolojik olarak manipüle etmek ve "acaba biz de mi hipnoz oluyoruz?" dedirtmek için çok uzun tutuldu.
18- Yönetmenler filmi çektikten sonra, görüntüyü VHS kasetlere aktarıp o kasetleri eskiterek dijitale geri çevirdiler ki o eski bant cızırtısı doğal olsun.
19- Film boyunca Jack'in kolundaki saat, programın ne kadar süresinin kaldığını ve "Kıyamet Saati"nin ne kadar yaklaştığını gerçek zamanlı olarak gösterir.
20- O şoke edici finalde Jack'in gördüğü kâbus sekansı, aslında reyting uğruna ruhunu satmasının bir nevi "ödeme vaktini" ve zihninin tamamen parçalanmasını temsil ediyor.
21- Film ABD’de bir gece kuşağı programını anlatsa da aslında tamFilm oldukça düşük bir bütçeyle çekilmesine rağmen, dünya çapında eleştirmenlerden tam not alarak son yılların en başarılı bağımsız korku filmlerinden biri oldu.
22- Film, stüdyo atmosferinin bozulmaması için neredeyse kronolojik sırayla ve çok kısa bir sürede (yaklaşık 20 gün) çekildi.
23- Film oldukça düşük bir bütçeyle çekilmesine rağmen, dünya çapında eleştirmenlerden tam not alarak son yılların en başarılı bağımsız korku filmlerinden biri oldu.