Zaten bizim payımıza düşen hep edebiyat. Yazmaktan başka ne bir yolumuz, ne de bir çıkışımız var. Yok saydığımız tüm yaraların direnişinin sembolüdür edebiyat. 'Herkes anlamasın bizi, anlayan da daha derine inmesin' diyen insanlığın sesidir. Okuduğumuz, yazdığımız nice şey; benden, senden…devamıZaten bizim payımıza düşen hep edebiyat. Yazmaktan başka ne bir yolumuz, ne de bir çıkışımız var. Yok saydığımız tüm yaraların direnişinin sembolüdür edebiyat. 'Herkes anlamasın bizi, anlayan da daha derine inmesin' diyen insanlığın sesidir. Okuduğumuz, yazdığımız nice şey; benden, senden ötürü 'biz'dir. Ve belki de edebiyat, acil servislerden daha fazla yaralı görmüştür. Emsali olmayan; zaman geçtikçe kanaması durması gerekenden ziyade, kanadıkça kanayan o sessiz insanların şifahanesidir edebiyat.
03.06.26
Spoiler içeriyor
★ “dürtme içimdeki narı üstümde beyaz gömlek var.” ★ “eksildim ben, azaldı içimdeki su yeşermiyor cümlem. oysa ben senin bir kimsenim, sensin esin. buna inandım uyudum, uyandım bununla durdum. narın içinde canım niye kanıyor?” • ben bu geçitte, susan bu…devamı★ “dürtme içimdeki narı
üstümde beyaz gömlek var.”
★ “eksildim ben, azaldı içimdeki su
yeşermiyor cümlem.
oysa
ben senin bir kimsenim, sensin esin.
buna inandım uyudum,
uyandım bununla durdum.
narın içinde canım niye kanıyor?”
• ben bu geçitte,
susan bu cümlelerde ne arıyorum?
• ağlama balım, değmez hiçbir şey senin gözünden akan yaşa.
• bir müzik parçası çalıyor içerde:
içimde bir parça; ne kopuyor ne ölüyor.
gitmek ölüm bana, kalmak haram.
• sığmam dünya yüzünde bir yere artık.
nereden geçsem benim değil, kalamam bir yerde.
• denizler dalgalar dövdü beni, sert rüzgârlar yurt bildi zirvelerimi.
kırıldım, söküldüm, ufalandım; döndüm bitiştim tekrar kendime
açsan, kırsan, baksan; bütün yeryüzü, her zerremde.
• bir küçük iyiliktir aşk.
• ve ben ne desem şimdi, benden değiller.
hâlâ soruyor musun bana, aşk ne demek:
o en "bir" ve "tam" olana yürümek.
durup durup geçmesin içinden ağlamak
dur, neden ağlıyorsun can'ım,
yetmez mi ikimize bir sağanak...
• bir kez hatıra ettim aşkı, bir daha etmem.
• çok şey hissediyorum senin için
ama değil bunlar senin istediğin.
• seni kırdığım yerden beni de kırdılar,
ben hiçbir cümleyle ağlayamam artık seni.
• bir gün olur senin de düşerse^elinden nar
aşk bir gün seni de alır bir yerden bir yere koyar
ne zaman ki kaplar gönül mülkünü kar
çağır o zaman, anlatırım sana,
bir ömürden nasıl döne döne geçer turnalar
• bu aşk bende bir imkânsızlık tasarımı gibi kaldı,
kaldıramam.
• ben bu içimin yankısı, ben bu içimin korayla
bu narı daha fazla taşıyamam.
• insan olan yerlerim çok ağrıyor,
olsun, yine de sen kapanma, bu sıra benim,
yerine bırak ben incineyim.
Spoiler içeriyor
Eksiklik. Yarımın “bir”liği. Esas olarak yarımın bir bütün ettiğinden bahsediyor İlhami Algör. İnsanların tek başlarınayken de bir bütün olduğunu, ikinci bir kişi olmadan da tam olabileceklerini trajik bir şekilde açıklıyor. Olay bütünlüğünü pek anlayamıyoruz; lakin anladığım kadarıyla anlatıcı, parçalanmış bir…devamıEksiklik.
Yarımın “bir”liği.
Esas olarak yarımın bir bütün ettiğinden bahsediyor İlhami Algör. İnsanların tek başlarınayken de bir bütün olduğunu, ikinci bir kişi olmadan da tam olabileceklerini trajik bir şekilde açıklıyor.
Olay bütünlüğünü pek anlayamıyoruz; lakin anladığım kadarıyla anlatıcı, parçalanmış bir aşkı yaşıyor. Bu parçalanmışlığı yok sayarak birlikteliklerini bir şekilde devam ettirdiğini düşünüyor; ta ki Müzeyyen için bir başkası olduğunu gönlüne kabul ettirene kadar.
Bu parçalanmış aşkın kesikleri anlatıcının ruhunu yaralıyor ve anlatıcı, bu kanayan yaraları bir şekilde iyileştirmek için çeşitli yollara başvuruyor. Zannımca en iyi çözümü yazmakta buluyor. Fakat Müzeyyen hayatına öyle bir işlemiş ki, Müzeyyen’in acısını dindirmek için yazmaya başlamasına rağmen, yazdıklarında bile Müzeyyen’in onayını almadan bir hiç olduğunu düşünüyor.
Anlatıcının hislerini tek başına ifade edemediğini ve bunun için sürekli olarak imgelerle bir bağ kurduğunu görüyoruz. Acısı öyle bir boyutta ki kendisini anlatmak için sürekli olarak başka karakterlerden örnek veriyor, yaşantısını başkalarının yaşantısına benzetiyor. Bir nevi beyninin, kendisini korumak için bir koruma kalkanı oluşturduğunu da söyleyebiliriz. Çünkü imgeler yoluyla anlatıcı, zihnini meşgul ederek asıl olandan uzaklaştığını düşünüyor.
Gel zaman git zaman farkına varıyor ki ne yaptıkları işe yaramış ne de beklemesi. Ne kendisi eski benliğinde ne de Müzeyyen eski Müzeyyen. Onun için Müzeyyen’den kopmak; bir boşlukta savrulup, hiç bilmediği, adını sanını duymadığı, varlığından haberdar olmadığı bir dünyada yeniden var olmak gibiydi. Çünkü her insan yeni bir dünya demekti ve Müzeyyen’in gidişiyle onun için dünya artık bambaşka bir yer olacaktı; renkler gitgide solacaktı.
Genel anlamıyla ifade edecek olursak; parçalanmış bir aşktan geriye kalan hatıralarla aşkın devam ettiğini düşünen bir anlatıcıyı konu ediniyoruz. Yarım her zaman bir bütündür; ikinci bir yarıya gerek olmadan. Çünkü onun normali budur. Lakin insanoğlu için bunu kabullenip yaşamak, birine bağlanıp yaşamaktan daha zordur. Ki insan, kolaya kaçmayı seven bir yaradılışa sahiptir .
Ya da biz öyle sanıyoruz.
Sağlıcakla Kalın.
Spoiler içeriyor
Kitap tam anlamıyla olmasa da şiirsel bir dil ile olay örgüsünü ve çeşitli konulardaki düşüncelerini harmanlayarak okuyucuya sunuyor; bu da dolaylı olarak deneme izlenimi yaratıyor. Halil Cibran, bir kavram hakkındaki düşüncelerinden bahsederken onu yalnızca kendi başına değil, zıttıyla birlikte açıklıyor.…devamıKitap tam anlamıyla olmasa da şiirsel bir dil ile olay örgüsünü ve çeşitli konulardaki düşüncelerini harmanlayarak okuyucuya sunuyor; bu da dolaylı olarak deneme izlenimi yaratıyor.
Halil Cibran, bir kavram hakkındaki düşüncelerinden bahsederken onu yalnızca kendi başına değil, zıttıyla birlikte açıklıyor. Arada bir denge kuruyor. Ona göre biri olmadan diğeri tam manasıyla açıklanamıyor.
Örnek vermek gerekirse aşkın güzelliğini anlatırken, onun yürekte oluşturduğu sızıdan da bahsetmeden geçmiyor:
“Çünkü aşk taçlandırdığı gibi çarmıha da gerer sizi. Hem besler, büyütür hem de budar sizi.”
Yahut,
'Kimileriniz "Sevinç kederden büyüktür" derken, kimileriniz de "Hayır büyük olan kederdir" diyor. Oysa ben size diyorum ki, ikisi birbirinden ayrılmaz.'
Katmanlı bir anlatım sunarak okuyucuların farklı anlamlar çıkarmasına da ön ayak oluyor. Siz güzelliğe bakarken başka bir okuyucu o güzelliğin ardındaki katmanlarda dolaşıp kendine bir pay çıkarabiliyor.
Genel anlamda öğütsel bir anlatım mevcut. Tam manasıyla belirgin bir olay örgüsü yok. Halil Cibran, çeşitli konulardaki düşüncelerini hafif bir olay örgüsüyle okuyucuyu sıkmadan ortaya koyuyor.
Sağlıcakla Kalın.
• acılarınızın çoğu kendi seçiminizdir. acı, içinizdeki hekimin hasta nefsinizi sağaltmakta kullandığı acı iksirdir.
• bu hep böyledir, sevgi kendi derinliğini bilmez ayrılık vakti gelip
çatana kadar
Spoiler içeriyor
★ daha o gün anlamalıydım benim sana erken senin bana geç kaldığını ★ acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca. ★bir düşte karşılaşmıştık, bir düşte kaybolduk • ben sende bütün…devamı★ daha o gün anlamalıydım
benim sana erken
senin bana geç kaldığını
★ acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca.
★bir düşte karşılaşmıştık, bir düşte kaybolduk
• ben sende bütün aşklarımı temize çektim
anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
bütün kazananlar gibi terk ettin
• çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum.
çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum.
• gittin. şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza. biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana.
• ve elbet biz de bu aşkta büyüyecek
her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz
★ zaman
alır sizden bunların yükünü
o boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, acılar dibe çöker. hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir. bir
yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir.
o boşluk doldu sanırsınız
oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir
• her şeye iyi gelen zaman sizi kanatır
• aşk...bitti. soldu şiir.
• birbirimizi yaralarından tanıdık
★ acı çekecek yerlerimi yok etmeden
acıyla baş etmeyi öğrendim
Spoiler içeriyor
★ aşk yazılmamış olsa bile adımın üzerine adımı aşkın üstüne kendim yazarım. ★ şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi taşınacak suyu göster, kırılacak odunu kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde bileyim hangi suyun sakasıyım ya rabbelalemin • sonra ayrılıklar…devamı★ aşk yazılmamış olsa bile adımın üzerine
adımı aşkın üstüne kendim yazarım.
★ şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi
taşınacak suyu göster, kırılacak odunu
kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım ya rabbelalemin
• sonra ayrılıklar düşüne dalıyoruz:
bize ait olan ne kadar uzakta!
• dinleyin bendeki kırgın ikindiyi
• ölmedim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende.
★ halbuki aşk, başka ne olsundu hayatın mazereti
demedim dilimin ucuna gelen her ne ise
vay ki gençtim
ölümle paslanmış buldum sesimi
• yazgım
kendi avcumda seyretmek kırgın aksimi.
gençtim ya, ne farkeder deyip geçerdim
(...)
bilmeden farkı istemişim.
• başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
ve devam ediyor başkalarının hınçlarıyla
• yaşamak çarpısı derlerdi buna, yaşamak çarpıntısı.
ne acelemiz vardı? Kime kavuşacaktık?
• terk ediş uyandırmıyor gidişi
bir kalış sunmuyor durduğu zaman.
• gitti deriz
ölenler için
yalnız yaşayanların işidir
yola çıkmak, yolu kat etmek.
• bir Yusuf, bir şivekar
anlamı yoktu artık ayrı hayatlarının
• yalnız arayan bilir acımasını
aramamak acımamak demektir
• dertli gönül neymiş
gönüle dert neden düşermiş
• kavuşmak
denir mi
hep bir arada bulunmaya?
★ sızıyı gideren su.
suyun sızladığını kimseler bilmez.
• cinler gibi kan içmiyor insanlar
ama hepsi sülalece ilik emmede usta.
Spoiler içeriyor
• kalbim sanırım büyüyünce sokaklarda ağlayan biri olacak • ey aşk sen artık bazı şarkılar kadar yaralısın • kalbim! neden ben? bir tek aşk sözü söylememiş gibiyim. • aslında hiç istemiyorum ama ne yapsam rutubetim sözlere bulaşıyor • sevinçli bir…devamı• kalbim sanırım büyüyünce
sokaklarda ağlayan biri olacak
• ey aşk sen
artık bazı şarkılar kadar yaralısın
• kalbim! neden ben?
bir tek aşk sözü söylememiş gibiyim.
• aslında hiç istemiyorum ama
ne yapsam rutubetim sözlere bulaşıyor
• sevinçli bir kalp sevinçli bir çocuğa benzer ışıl;
koşmak ister,
salıncağa binmek ister...
• hayatımın üstünde imkansız kuşlar uçuyor
• kalbimi bıraktım yanıbaşıma
kanatlarımla hep böyle yalnız başıma
son şiirimide kaybettim
• ne tezatlı bir şey, ne tuhaf
ne tuhaf acıyla hiç konuşamamak
Şükrü Erbaş... Kederin, bekleyişin, özlemin şairi. Şiirlerini okurken bazen “Ne var bunda, ben de söylerim.” hissine kapılıyorsunuz. Lakin büyük bir yanılgıya ilk adımı attığınızin henüz farkında olmuyorsunuz. Kurduğu her cümlede, yazdığı her mısrada tek bir anlamdan ziyade birçok şeyi bir…devamıŞükrü Erbaş...
Kederin, bekleyişin, özlemin şairi.
Şiirlerini okurken bazen “Ne var bunda, ben de söylerim.” hissine kapılıyorsunuz. Lakin büyük bir yanılgıya ilk adımı attığınızin henüz farkında olmuyorsunuz. Kurduğu her cümlede, yazdığı her mısrada tek bir anlamdan ziyade birçok şeyi bir araya topluyor ve sizin, içinizde oluşturduğunuz dünyada ona anlam vermenizi bekliyor.
Daha önce üç kitabını okudum. İki tanesinde eşinden net bir şekilde “Ömür Hanım” diye bahsettiğini hatırlıyorum. Bu kitapta ise “Ömür Hanım diyorum sonrasında Hayal...” mısrası ile eşine seslenişinin değiştiğini görüyoruz. Ben bunu kendi nezdimde şu şekilde yorumladım:
“Ömür”, bir şeylerin daha somut, elle tutulur olmasını andırıyor; “hayal” ise tam tersini. Ondan geriye kalan her şey uçmuş, geriye yalnızca toz zerresi kadar anı kalmış gibi.
Bir şeylerin üzerinden zaman geçtikçe elinizdeki elle tutulur gerçekler gittikçe azalır; geriye birkaç hayal ve anı kalır. “Tam olarak hatırlıyorum.” deseniz bile, hatırladığınız aslında olanlar değil, hissettiklerinizdir. Bu nedenle Ömür Hanım, zamanla Hayal Hanım’a dönüşüyor gibi geliyor bana.
Pek tabii bunlar naçizane benim fikirlerim; herhangi bir dayanağı bulunmuyor.
Sağlıcakla kalın.
Spoiler içeriyor
Beklemek. Koca bir ömür, neyi beklediğini bilmeden sürdürdüğün arayış. Ve hiç gelmeyeni beklemek de çoğumuzun yazgısı. Okurken “Ne okuyorum ben?” diye sorguluyorsunuz; çünkü bir şeyler sürekli olarak tekrar ediyor ve bir anlam bütünlüğü kurmanız mümkün olmuyor. Ama karakterlerin hareketlerini biraz…devamıBeklemek.
Koca bir ömür, neyi beklediğini bilmeden sürdürdüğün arayış.
Ve hiç gelmeyeni beklemek de çoğumuzun yazgısı.
Okurken “Ne okuyorum ben?” diye sorguluyorsunuz; çünkü bir şeyler sürekli olarak tekrar ediyor ve bir anlam bütünlüğü kurmanız mümkün olmuyor. Ama karakterlerin hareketlerini biraz incelediğiniz zaman Vladimir’in geçmişte yaşayan, Estragon’un ise geçmişini silip bugününe odaklanan karakterler olduğunu görüyorsunuz. İkisi de bu davranışları dolayısıyla bir bütünü oluşturan temel iki öğeyi temsil ediyor.
Bu trajikomik tiyatroda Pozzo benim nezdimde insanlığın temsiliyken, Lucky bir anda her şeyi yüklenen ve zaman içerisinde yaşamı bir alışkanlığa dönüştüren insanların temsilidir.
Pozzo tam anlamıyla diğer karakterlere göre keskin bir davranış yapısına sahip değil; bir öyle, bir böyle davranıyor. Sürekli bir tutarsızlık mevcut. Bu hâliyle, hayatımız boyunca bir süreliğine bize eşlik eden insanların genel profili izlenimini oluşturdu bende. Ayrıca sürekli olarak Lucky’yi ezmesi, ona hakaret etmesi ve bunu “Zamanında bana çok acı çektirdi.” diyerek aklamaya çalışması, günümüz manipülatif kişiliklerinin birebir örneği olduğunu düşündürmedi değil.
Vladimir ve Estragon arasındaki ilişki de çok çarpıcıydı. Sürekli olarak ayrılmaktan bahsedip bir türlü birbirlerinden kopamıyorlar. Sanki artık bir şeyler onları birbirine bağlamış gibi. Alenen bulundukları ilişki kendilerine iyi gelmiyor ama ne olursa olsun yine bir olmayı seçiyorlar. Sevgileri bir duygudan ziyade artık bir alışkanlığa dönüşmüş durumda.
Bir diğer nokta ise Vladimir ve Estragon arasındaki ilişkiyi, felsefedeki diyalektik materyalizme benzetmem. Birbirinin zıttı olan iki şeyin, günün sonunda bir bütünü oluşturması gibi. Gün kavramını metafor olarak ele alırsak Vladimir burada geceyi, Estragon ise gündüzü sembolize ediyor gibiydi. Çünkü biri geçmişe tutunup karanlığa yönelmeyi seçerken, diğeri tamamen aydınlığa yönelip karanlığı reddediyor. Ama işin sonunda ikisi de birbirinden ayrılmaz bir bütün hâline geliyor.
Hayat içerisinde sürekli olarak bir şeyleri bekliyoruz ve komik kısmı da şu ki neyi beklediğimizden bihaber yaşıyoruz. Kitapta tam olarak bundan bahsediyor aslında; ademoğlu her daim bir bekleyiş içerisinde. Ve bu bekleyiş süresince o “beklenenin” size ulaşmasındaki en büyük etken yine sizlersiniz. O süreç boyunca yaptığınız şeyler; kendinize yönelik ya da çevrenize yönelik fark etmeksizin, sizi o beklenene götüren küçük adımlardır.
Bunu kitapla bağdaştırırsak eğer, Vladimir’in yanına çocuk geldiği zaman Godot’ya kendisi gitmeyi seçmeyip onun gelmesini beklediğini görüyoruz. Hâlbuki bir şansı vardı. Bir hiç uğruna beklemektense, beklediğine gitmek varken bu şansı tamamen elinin tersiyle itti.
Her kaderde beklenene gidecek bir yol yoktur, lakin yolu oluşturmak yine sizlerin elindedir.
Ve sanırım Godot biraz da umudun kendisiydi. Çünkü her bekleyiş, içerisinde mutlaka küçük de olsa bir umut barındırır.
Günü gelince “Çok geçti.” diye düşünmektense bugün, yanlış da olsa bir şeyler deneyip neyi bekleyip beklemediğinizi öğrenmek daha evladır. Pek tabii bu durum kişiden kişiye farklılık gösterir.
Sağlıcakla kalın
@spleendevivre önerisi ile okumuştum, kesinkes sizlerinde okumasını öneriyorum.
★Seni hiç terk ettim mi ben?
Gitmeme izin verdin.