Sevgililer günü arefesine özel soru. Şaka şaka... Sorum şu arkadaşlar: 1- Bir yazara iki çift laf etmek istiyorsunuz. Bu hangi yazar? Ve ona neler söylemek istiyorsunuz... Yorumlarınızı bekliyorum 😊
"Ben bunun için doğmuşum..." Del Tero filmlerinde pek rastlanılmayan bir hüsniyet görüyorum, bu eserde. Şevkli veya şenşakrak bir tutum yok elbette; tüm karakterlerde var olan ebedî bir buhran var yalnızca... Açılışında da kapanışında da aynı hava yayılıyor. İçilen sigaralar da…devamı"Ben bunun için doğmuşum..."
Del Tero filmlerinde pek rastlanılmayan bir hüsniyet görüyorum, bu eserde. Şevkli veya şenşakrak bir tutum yok elbette; tüm karakterlerde var olan ebedî bir buhran var yalnızca... Açılışında da kapanışında da aynı hava yayılıyor. İçilen sigaralar da bunu destekler nitelikte. Bir karnaval alanı... Gece gerçekleşen olaylar; dinmek bilmeyen kar... Bu atmosferi aktarmayı başaran Meksikalı yönetmen del Tero için denilecek pek de bir söz yok...
Ben bu film için iyi niyetli dediğimi hatırlıyorum... Evet, sahiden öyleydi; başından beri kötülüğe hizmet eden ve bu durumdan pek de rahatsız olmayan bir adamın, insanların duyguları ile oynayarak para kazanmasını izliyoruz. Yer yer karakterlerden, bu gidişatın iyiye gitmediğini, bir çeki düzen verilmesi gerektiği imasını alsa da battı balık yan gider diyerek kendini habis bir yaratığa evriltiyor başkarakterimiz.
del Tero ise bizi yalnız bırakmıyor. Tüm filmlerinde kullandığı garip ve ürkütücü figürlere burada da yer veriyor. Anne karnında ölmüş bebeklerin kavanoz içerisinde yer alması bir hayli gözümüze gözümüze sunuldu, bununla kalınmayıp yine tek gözler serpiştirildi bazı sahnelere... Elbette rüya ve bilinçaltı gibi derin mi derin metaforlar ile birlikte film bir şekilde ilerleyip gitti...
Diğer del Tero filmlerinde olduğu gibi, ben yine karakterleri tanıyamadım. Hepsi de gizemli ve donuk, anlaşılmayan simalardı. Kapalı bir kutu özelliği taşıması beni rahatsız ediyor şahsen, anlatısı bir hayli derin olan bir filmde karakterlerin derinlerine inememek, onlardan beni uzaklaştırıyor ve senaryoda hapis kalıyorum. Böylece yine yönetmenin işlerini pek de sevmediğimi hatırlıyorum...
Bu incelemenin de bir sonu gelmeli biliyorum... Nightmare Alley, çok harika bir sona sahip; insanı hissizleştiren bir sahne... bir şeyler kafanıza dank ediyor Stanton ile birlikte... Ona acımıyorsunuz, filmin sahip olduğu hüsniyet kalbinize işliyor ve adaletin yanında yer alıyorsunuz... Nihayetinde eden buluyor... Ve öylece sonlanıyor, del Tero yazısı beliriyor.... Ben de düşünceli düşünceli ekran karşısında kalakalıyorum.
"Bunca zaman arkadaş kalabilir miydik?" Çirkinliğin vücut bulmuş hali olan Jane (Bette Davis) ve izleyicilerin daha çok sempatizanı oldukları kardeş Blanche... Haksız mı seyirciler? Elbette değil. Bu iki kardeş ateş ve su gibi olmasalar da birbirleri ile hiç anlaşamazlar. Neden…devamı"Bunca zaman arkadaş kalabilir miydik?"
Çirkinliğin vücut bulmuş hali olan Jane (Bette Davis) ve izleyicilerin daha çok sempatizanı oldukları kardeş Blanche... Haksız mı seyirciler? Elbette değil. Bu iki kardeş ateş ve su gibi olmasalar da birbirleri ile hiç anlaşamazlar. Neden ateş ve su gibi olamazlar? Çünkü iki kardeşin de kusurları vardır, birisini melek diğerini şeytan yapmak, polyannacılık olur. Evet... Şimdi bu iki karakteri canlandıran oyunculara kısaca değinmek istiyorum. Bette Davis (Jane) ve Joan Crawford (Blanche) gerçek hayatta da kavgalıdırlar, birbirlerine olan nefretleri öyle büyümüş ki düşmanlık ölene kadar sürüp gitmiş... Öyle ki herkes bu kavganın sebebini merak eder... Bir erkek yüzünden bu iki başarılı oyuncu birbirine girer. Franchot Tote isimli bir adamı bu ikili paylaşamaz; bir süre sonra bu durum onları sanat dünyasında herkesin önünde sonu gelmez bir çekişmeye götürür. Performans kavgası mı dersiniz, ağız dalaşı mı... İkili arasındaki kavga 1936 yılında patlak vermiştir ve pikini de "Bebek Jane'e Ne Oldu?" Filmi ile yapmıştır... Bir gün Joan Crawford dünyadan ayrılır... Kameralar Bette Davis'e çevrilir, neler hissettiği öğrenilmek istenilir. Çirkin suratlı Jane'den farkı olmayan başarılı aktris herkesin kanını donduran şu sözü eder: "Kimse ölümle ve ölüyle ilgili kötü şeyler söylememeli. Ben de iyi bir şey söyleyeceğim: Joan öldü. İyi."
Biraz filmde olanlara dönelim. Davis bu esnada 54 yaşındadır ve gerçekten rolü ile gerçek hayatta oluşan nefreti arasında mükemmel bir bağlılık vardır. "İnsan yedisinde de yetmişinde de aynıdır" genellemesinden etkilenmiş olacak ki film böyle ilerliyor; bebek Jane kötü ve hasettir, büyüyünce de pek bir fark yoktur...
Filmin senesine bakacak olursak 1962. Günümüzdeki korku yapımlarında bu filmden birçok iz bulabiliriz. Mesela kukla bebek birkaç sahnede karşımıza çıkar. Benim aklıma burada Annabelle geldi direkt; içim biraz ürpermedi değil. Ben senaryodan çok, oyuncuların performanslarından çok etkilendim. Davis gerçekten kendisinden nefret ettirmeyi başarmış. (Ki burda da aklıma Guguk Kuşu filmindeki hemşire geldi...). Siyah beyaz bir film ne kadar etkileyici olabilir? Tüm kusurları ile birlikte bu kadar güzel ve etkileyici olabilir.
Geçenlerde gece uyku tutmayınca bıraktım Wp'yi instagramı, rafa girdim. Dolaşırken gördüm ki bazı insanlar 1k film veya işte şu kadar küsur kitap okuyan insanları anlamıyorlarmış. Ve üstelik bu insanların "ödevleri, görevleri" yok muymuş?... İlk başta görüp yalnızca gülümsediğim bu durum,…devamıGeçenlerde gece uyku tutmayınca bıraktım Wp'yi instagramı, rafa girdim. Dolaşırken gördüm ki bazı insanlar 1k film veya işte şu kadar küsur kitap okuyan insanları anlamıyorlarmış. Ve üstelik bu insanların "ödevleri, görevleri" yok muymuş?...
İlk başta görüp yalnızca gülümsediğim bu durum, şuan beni bir şeyler yazmaya itti. Konuya bir açıklık getirmek istedim kendimce... Burada kimin 1k film izlediğini, kimlerin 500 adet kitap okuduğunu vs. Elbette bilmiyorum ( Yazılarını okuduğum, bazı üyeler hariç...). Ancak bu durumun pek de garip olmadığını düşünüyorum. Neden mi?
Kendimden örnek vermek istiyorum. Ben 1361 tane film izlemişim. 190 küsur da kitap okumuşum. Diziyi saymıyorum bile(!). Dışarıdan nasıl görünüyor bilmiyorum, asosyal; içine kapanık, sosyal hayatı olmayan, arkadaşsız, üniversitede verilen görevleri bile yapmayan(!), yani demek istiyorum ki evde kahvaltı yapıp sonra da günde 7 film izleyen biri olarak mı gözüküyorum, uz? 😂
Üzerime alınmadım desem de sanırım inanmazsınız, çünkü üzerime tabii ki alındım mwkskskskdk Arkadaşlar ben okumalarımı, izlemelerimi gayet düzenli bir şekilde yapıyorum. Hiçbir zaman okumalarım, izlemelerim bir insanla iletişimime veya sosyal hayatıma olumsuz yönde etki etmedi. Yani elbette gezmeyi, insanlarla tanışmayı, konuşmayı, sosyalligi seviyorum!.. Ve bunları müthiş bir istekle de yapıyorum da...
Ne demeye getiriyorum... 21 yaşındayım. 1361 filmi evet izledim, küçükken de izlediğim filmleri hatırlayaraktan 2019 senesinde açtığım bu uygulamada aklıma geldikçe filmleri ekledim ve bu sayıya ulaştı. Ben dışarı da çıktım, arkadaşlarımla da gezdim, denizde de yüzdüm, tatiller de yaptım, insanlar da sevdim, aşık da oldum... Ama hani araba storysi atmadım, sigara içmedim, alkol kullanmadım, boş kavgalar etmedim, sokakta avel avel dolaşmadım... Yeri geldi günlerce film izlemedim, kitap okumadım, ulan kime hesap vericem dışarı da çıkmadım... Ama insanları böyle yargılamanın da hoş olduğunu pek sanmıyorum. Çünkü benim Minnoş kalbim buna alındı 😂.
Rica ediyorum bunu başlatılmış bir savaş veya tiksinerek alınmış bir cephe olarak düşünmeyin. Açıklık getirmek istedim. Hepinize güzel günler diliyorum 😊
Sahi bu aralar rafı fazla kullanmaya başlamışım...
Merhabalar. Bugün sizlere sabitfikir dergisinin 131. sayısında karşılaştığım bir yazı hakkında soru sormak istiyorum. 1- Çok farklı kitaplar okuyoruz. Mesela kitap içerisinde "Arabaya (otomobile) bindi ve yolu tuttu." gibi marka içerikli olmayan cümleler oluyor. Bir de "BMW'ye bindi" demek var...…devamıMerhabalar. Bugün sizlere sabitfikir dergisinin 131. sayısında karşılaştığım bir yazı hakkında soru sormak istiyorum.
1- Çok farklı kitaplar okuyoruz. Mesela kitap içerisinde "Arabaya (otomobile) bindi ve yolu tuttu." gibi marka içerikli olmayan cümleler oluyor. Bir de "BMW'ye bindi" demek var... Sizce kitap içerisinde marka verilmesi, hoşa giden bir şey mi? Yoksa siz daha çok bu geleneksel anlatıyı mı tercih edersiniz...
Not: sorumu tam soramadım 🥺 Ama yaptığınız okumalara dayanarak yorumlarsınız :)
Columbus nedir biliyor musunuz... Modernizm ve postmodernizm ile birlikte ruhsuzlaşan ve bireyselleşen, içine kapanan insanın çığlıklarıdır. 21. Yüzyılın yaktığı ağıttır. Parçalanmış duyguların mimariye yansımasıdır... İşte böyle bir film Columbus. Din hakkında sohbet yapılan bir sahnede "duyguları olan modernizm" diyordu babası…devamıColumbus nedir biliyor musunuz... Modernizm ve postmodernizm ile birlikte ruhsuzlaşan ve bireyselleşen, içine kapanan insanın çığlıklarıdır. 21. Yüzyılın yaktığı ağıttır. Parçalanmış duyguların mimariye yansımasıdır... İşte böyle bir film Columbus.
Din hakkında sohbet yapılan bir sahnede "duyguları olan modernizm" diyordu babası ölmek üzere olan Jin. Çağımızın geldiği noktada, din ile birlikte duyguların da üstüne toprak atıldı. Tüketim toplumunun kendini iyice makineye vermesi ile birlikte resmen "Ağlamayı özledim!" ben diyor yönetmen.
Ve son 5 dakikada, Casey'nin annesi ile beraber olan duygu seli ardından da arabada göz yaşlarını tutamayarak ağlaması; bizimse bunu arabanın dışından, hıçkırık seslerini duymayarak sanki bir yaprakmışız gibi doğa gözüyle bakmamız çok hoştu. Yanlış anlamayın. Film duygusal değildi; sadece ben bu çıkarımları yaptım... Sakinlik istiyordum ve bu film bana iyi geldi. Belki size de iyi gelir :)?
Herkese hayırlı kandiller arkadaşlar. Bugün sizlere bir sorum var... 1- Kitaplarda yapılan karakterlerin dış görünüş betimlemeleri sizin için önemli mi? Ya da yapılan betimlemeleri tam olarak anlayabiliyor ve gözünüzde canlandırıyor musunuz?
Merhaba arkadaşlar soru sormayı çok özledim burada. Çok geçmeden sorayım.. 1- En son izlediğiniz filmin sizin üzerinizde nasıl bir etkisi oldu? Ve ne izlediniz?
Yönetmen Edgar Wright her filminde bizleri etkilemeye devam ediyor. 2021 yılında izlemeyi en çok istediğim filmlerden biriydi ve şimdi bakabildim, pişman olmadım. Rüya ile gerçeğin iç içe girdiği, karakterin geçici bunalımını fevkalede hissettiğiniz, raks eden manzaralarla dolu büyüleyici atmosferli bir…devamıYönetmen Edgar Wright her filminde bizleri etkilemeye devam ediyor. 2021 yılında izlemeyi en çok istediğim filmlerden biriydi ve şimdi bakabildim, pişman olmadım.
Rüya ile gerçeğin iç içe girdiği, karakterin geçici bunalımını fevkalede hissettiğiniz, raks eden manzaralarla dolu büyüleyici atmosferli bir film... Başrol iki oyuncu da mükemmeller. Sinemada böyle yenilikler görmek beni sevindiriyor, teşekkür Edgar hocam...
Sempatik oyuncu Dwayne ile güzeller güzeli (Kaptan Marvel olmadığına üzüldüğüm) Emily Blunt'u bir araya getiren bu film hakkında söylenecek pek söz yok aslında... Sahneler bol bol Mumya ve Karayip Korsanları serilerinden izler taşıyordu. Ailecek izlenebilecek bir yapım olmuş fakat daha…devamıSempatik oyuncu Dwayne ile güzeller güzeli (Kaptan Marvel olmadığına üzüldüğüm) Emily Blunt'u bir araya getiren bu film hakkında söylenecek pek söz yok aslında...
Sahneler bol bol Mumya ve Karayip Korsanları serilerinden izler taşıyordu. Ailecek izlenebilecek bir yapım olmuş fakat daha iyileri mevcut. Aksiyon sahneleri çok sönük kalmış ve macera kısmı da açıkçası pek ahım şahım değil. Ama ikilinin uyumu çok iyiydi, çok da kötü bir vakit geçirtmedi.
Emily Blunt'u fantastik 4 te görünmez kadın olarak görmeyi çok isterim be...