Edebi olarak beğenmiş olsam da kitaba puanım 5/10 . Evet betimlemeler ve konu çok güzel. Altını çizdiğim bir çok cümle de oldu ama… Kitabın adı her ne kadar Derviş ve ölüm olsa da kitapta bir şeyh anlatılıyor. Şeyhin karakteri ve…devamıEdebi olarak beğenmiş olsam da kitaba puanım 5/10 . Evet betimlemeler ve konu çok güzel. Altını çizdiğim bir çok cümle de oldu ama…
Kitabın adı her ne kadar Derviş ve ölüm olsa da kitapta bir şeyh anlatılıyor.
Şeyhin karakteri ve davranışları bir şeyhten beklenen şeyler değil. Evet neticede onların da insani duyguları düşünceleri dürtüleri var fakat şeyhliği ya da dervişliği bambaşka bir şekilde yorumlamaya ve anlamaya çok müsait. Olaylar çok kopuk kopuk. Anlatım biçiminde sıkıntılar var. Ana karakterin zihni çok karışık ve bu karışıklığı anlamadan okumak zorunda kaldım. Karakterin düşünceleri çok fazla çelişiyor. Sevdiğini söylediği kişiyi bir kaç satır sonra sevmiyor gibi tutarsız çok fazla şey vardı.
Faziletten yana bir adamım, yine de kendimde öyle kusurlar buluyorum ki keşke annem beni hiç doğurmasaymış diyorum. Çünkü gururluyum, kinciyim, ihtiraslıyım . Kötülük de karşımda, bir işaretimi bekliyor. Benim gibiler yer ile göğün arasında sürüklenip duracak da ne olacak? Hepimiz…devamıFaziletten yana bir adamım, yine de kendimde
öyle kusurlar buluyorum ki keşke annem beni hiç doğurmasaymış diyorum.
Çünkü gururluyum, kinciyim, ihtiraslıyım . Kötülük de karşımda, bir işaretimi bekliyor.
Benim gibiler yer ile göğün arasında sürüklenip duracak da ne olacak?
Hepimiz düpedüz kötü insanlarız, hiçbirimize inanma.
Yaşamak mı yoksa ölmek mi ?Mesele bunda .
Kör talihin sapanlarına, oklarına zihninde tahammül göstermek mi daha mertçe olur?
Yoksa kaygıların ummanına karşı silahlanıp onları yok etmek mi ?
Kitabı okurken en çok dikkatimi çeken şey, insanın aslında düşündüğü kadar özgür olmadığı fikriydi. Başta bu düşünce bana fazla karamsar geldi. Çünkü hepimiz yaptığımız iyiliklerin içten ve karşılıksız olduğuna inanmak isteriz. Ama Twain’in sunduğu örnekleri okudukça, “Acaba gerçekten öyle mi?”…devamıKitabı okurken en çok dikkatimi çeken şey, insanın aslında düşündüğü kadar özgür olmadığı fikriydi. Başta bu düşünce bana fazla karamsar geldi. Çünkü hepimiz yaptığımız iyiliklerin içten ve karşılıksız olduğuna inanmak isteriz. Ama Twain’in sunduğu örnekleri okudukça, “Acaba gerçekten öyle mi?” diye düşünmeden edemedim. Belki de gerçekten çoğu davranışımızın arkasında fark etmediğimiz bir çıkar ya da kendimizi iyi hissetme isteği vardır.
Kitapta geçen diyaloglar, sanki sadece iki karakter arasında değil de okuyucuyla yazar arasında geçiyor gibi hissettirdi. Özellikle yaşlı adamın savunduğu fikirler, zaman zaman insanı rahatsız ediyor ama bir o kadar da düşündürüyor. Bu yönüyle kitap bana, kesin cevaplar vermekten çok soru sormayı öğretti.
Bence okumaya değer kesinlik...✨📖
Kitabı henüz okurken kesinlikle dedim, kesinlikle bir gezi kültürü olmalı insanın. Başka coğrafyalara mümkün mertebede planlanmış rotası bulunmalı. Lakin seyahatler öylesine değil bir başka memleket ve insanların hayatının renklerine karışarak fikir dünyasını zenginleştirmek, biçimlendirmek için muazzam bir fırsat olarak okunmalı.…devamıKitabı henüz okurken kesinlikle dedim, kesinlikle bir gezi kültürü olmalı insanın. Başka coğrafyalara mümkün mertebede planlanmış rotası bulunmalı. Lakin seyahatler öylesine değil bir başka memleket ve insanların hayatının renklerine karışarak fikir dünyasını zenginleştirmek, biçimlendirmek için muazzam bir fırsat olarak okunmalı.
Kitap, İHH İnsani Yardım Vakfı bünyesinde çeşitli sosyolojik, ekonomik, siyasi krizleri kritik düzeyde yaşayan belkide adını hiç duymadığınız ülkelerdeki fena hayat hikayelerini belgeselleme ve insani yardım ulaştırma gayretiyle yollara düşmüş yazarın ekip arkadaşlarıyla yaşadığı zorlu serüvenleri boyunca aldığı bireysel notlardan oluşmakta.
Öyleki yazar, uçurumun kıyısını izleyen bir yolda, tek odalı bir okulda, bomba seslerinin doldurduğu gri gökyüzün altında, geceye boğulmuş çölde, yetim bırakılmış bir yetimhanede, köhne evlerde, çocukların seslerine karışan çadır kentlerde dinlediği yaşanmışlıklarda kendini düşlerken ben de onun anlattığı anılara taşınıyordum. Onun tanıştığı insanlar ile tanışıyor yeni bir sosyal kimlik kazanıyordum adeta. Kimi yerlerde sıcak bir tebessüm ederken kimisinde de çaresiz bir hüzün titretiyordu kalbimi. Ve lügatımdaki “mazlum” kelimesi hiç bu kadar mana bulmamıştı. Kitabın sonlarına doğru seyahatlerin aslen topraklara değil bilakis keşfedilmemiş insan ruh ve düşlerine yapıldığını yakinen farkettim. Hatta yazarın TRT Belgesel’de metin yazarlığını yaptığı Aile Olmak serili belgeseli bu çalışmanın en başarılı ürünlerinden biri diyebilirim.
Aslında kitap, bir çok sayfasında küçük işlere sığdırılmış büyük mutluluklar sahnelese de benim üzerimde bıraktığı tesir buruk bir hüzün oldu. İlginçtir, hayatın genelde bu iki duygunun arasında git gellerle deveran ettiğini kabullenmemiz hep zaman almıştır.
Ne çok acı var. Pek azı içimizdeyse de fazlasıyla dışımızda. Şayet hisli bir yürek sahibiysek dışımızda kalanlar da içimize firar etmekte çoğunlukla. Ne çok keder dolu dünya halleri…İnsanı kahreden, zihninde bir yerlere oturtamadığı bencilce fiiliyatların acı faturası kitlenmiş bi çare insan kitleleri… Daha, daha, çok daha iyi, hatta ultra lüks hayatı olsun diye insan hayallerini, hayatlarını katleden para babalarının ancak Mahkeme-i Kübra’daki o zavallı hallerini göreceğimiz günün telkini ile teskin olabileceğimiz kadar büyük bu acılar.
Velhasıl okuyucuya özellikle tecrübesel ayrıcalıkla politik açıdan dinamik bilgiler kazandırmasının yanında çok daha değerli bulduğum insan olarak varlığımızın anlamlandığı noktaları, duyguların ışık yılı ötesine değin uzantılarını yakalama yeteneği kazandıracağı kanaatiyle okunmasını önereceğim.
Ve yazarın ağzından buruk bir paragraf:
“Bizler kahraman değildik. Acı çekiyorduk sadece; çaresizce, utanç içinde, ölesiye… Anlatmazdım bunları. Ama bilinmesi gerekiyor; birileri ‘Ne işleri var burada?’ derken, ‘Evlerine dönsünler’ derken, bu insanları İstanbul sokaklarında horlayıp dururken, onların hangi şartlarda evlerini terk ettiklerinin bilinmesi gerekiyor.
Yaklaşık bir ay boyunca Suriye beldelerinde dolaştım. Patlama görmeden, bomba sesleri duymadan bir günüm dahi geçmedi. Yaşama dair, insana dair düşüncelerim tarumar oldu, kafam çok karıştı. Anlatmazdım bunları…”
30.04.26 İbn Haldun, kendi çağını anlatıyor gibi görünse de aslında zamandan bağımsız bir insan ve toplum çözümlemesi yapıyor. Özellikle “asabiyet” kavramı üzerine düşündükçe, metnin bugüne ne kadar rahat taşınabildiğini fark ettim. Toplumları bir arada tutan şeyin yalnızca güç değil, o…devamı30.04.26
İbn Haldun, kendi çağını anlatıyor gibi görünse de aslında zamandan bağımsız bir insan ve toplum çözümlemesi yapıyor. Özellikle “asabiyet” kavramı üzerine düşündükçe, metnin bugüne ne kadar rahat taşınabildiğini fark ettim. Toplumları bir arada tutan şeyin yalnızca güç değil, o görünmez bağ olduğunu bu kadar sade ama derin anlatabilmesi gerçekten etkileyici.
Kendi adıma aklımda kalan birkaç iz:
-İktidarın sürekliliği, maddi güçten çok toplumsal dayanışmaya bağlı.
-Refah arttıkça çözülmenin başlaması, düşündüğümden daha evrensel bir durum olabilir.
-Tarih, doğrusal bir ilerleme değil; belirli kalıpların tekrar ettiği bir yapı gibi.
Kesin doğrular kitabından öte çok katmanlı perspektifler oluşturuyor…
Tabii platformunun mukemmel bir yapimi ile geldim Dizi, Türkiye'nin gördüğü en yıkıcı depremlerden biri olan 1939 Erzincan depremiyle başlıyor. Şehir yerle bir olmuş, dondurucu bir kış var ve binlerce insan enkaz altında kurtarılmayı bekliyor. Ancak şehre yardım ulaştıracak ne yol…devamıTabii platformunun mukemmel bir yapimi ile geldim
Dizi, Türkiye'nin gördüğü en yıkıcı depremlerden biri olan 1939 Erzincan depremiyle başlıyor. Şehir yerle bir olmuş, dondurucu bir kış var ve binlerce insan enkaz altında kurtarılmayı bekliyor. Ancak şehre yardım ulaştıracak ne yol ne de yeterli personel var.
Savcı İzzet Akçal, enkaz altındakileri kurtarmak için çaresiz kalınca tarihe geçen o kararı veriyor: Cezaevindeki yüzlerce mahkûmun kapısını açıyor. Onlara şunu söylüyor:
"Gidin, halkı kurtarın. Ama akşam gün batınca buraya, hücrelerinize geri döneceksiniz. Dönmezseniz benim kellem gider."
Eskiden kendim için uğraşırken hayatın kaçtığını düşünüyordum. Oysaki hayat kaçmıyormuş ben kendime yatırım yapıyormuşum. Hatta kaybetmiyor kazanıyormuşum. Bunu şuan olduğum kişiye bakınca anladım. Kazanmışım da haberim yokmuş.
Hep başka bir gezegende hayat var mı diye soruyoruz peki ya başka bir uyduda hayat varsa ? Başka bir yıldızda, başka bir galakside ya da herhangi bir bilinmezde.. Şu an derya deniz bir yer olan uzay hakkında biraz da olsa…devamıHep başka bir gezegende hayat var mı diye soruyoruz peki ya başka bir uyduda hayat varsa ?
Başka bir yıldızda, başka bir galakside ya da herhangi bir bilinmezde..
Şu an derya deniz bir yer olan uzay hakkında biraz da olsa bilgi sahibi olabiliyorsak bunu astronomlara, bilimi destekleyen insanlara borçluyuz. Çünkü zamanında evreni araştırmak belli bir kesim için pek olumlu karşılanmıyordu. Bazı insanlar inançları gereği Allah'ı görmeye çalışmak gibi düşünebiliyordu hatta zamanında Osmanlı'da Takiyüddin rasathanesinin kurulmasının ardından bir süre gökyüzü incelenmiş ve döneminin başarılı bir rasathanesi haline gelmişti fakat gerek İstanbul'da yaşanan deprem olsun gerek de yangınlar olsun yine aynı kesim "İşte Allah'ı kızdırıyorsunuz o yüzden başımıza bunlar geliyor" diyerek rasathanenin kapanmasına sebep olmuş. Böylece gökyüzünü inceleme faaliyeti bir süre daha ertelenmiş alın bu bilgiyi ne yapıyorsanız yapın.
Neysee
Bu belgeselde de bilim insanları, astronomlar, fizikçiler ve daha birçok daldan insan, evrenin işleyişi hakkında bilgiler sunuyor.
Bazı bölümleri merakla izledim bazılarını izlerken sıkıldım ama genel olarak keyifli bir süreçti. Yani şu an belgeselden ne öğrendin Beyza derseniz? İçerik kısmını çok anlatamam ama evreni yaratan bir yaratıcı var derim ya. Mükemmel olan bu evren kendiliğinden ya da sadece tesadüfi bir patlamayala oluşmuş olamaz.Bu arada fikrim böyle ama belgeselde anlatılanlara ters olabilir çünkü çoğu zaman kafam dağılsın diye ya da arkada çalsın diye hatta bazen gece uyumadan önce podcast niyetine izledim o yüzden teknik ve bilimsel kısımları çok kalmadı bende.
Sadece belgeseli izlerken astronomların bazı olayları heyecanlı heyecanlı anlatması ya da Nasa'dakilerin gözlem yaparken merakla bekleyişleri çok hoşuma gitti. Nedense o heyecanı tatmak istedim yaa. Bilim insanı olsam ve daha önce hiç bilinmeyen, hele ki evreni anlamaya yönelik bilgileri ilk ben öğrensem nasıl olur diye düşündüm ve hayal bile güzeldi.
Gerçi bunlar bende hayalden öteye gidemez istek olsa da zeka yetmez ne yazık ki çünkü bazı bilimsel kavramları anlamaya zekam yetmiyor ya onu fark ettim hahshsh
Neyse bu kadar öz eleştiri yeter.
...
Şimdi insanların neden yaratıldığı tam olarak bilinmese de az çok tahmin ediliyor ya. Acaba
gezegenler neden yaratılmış, onlarca yıldız mesela? Tamam belki orada bizim bilmediğimiz canlılar vardır ama çok tuhaf geliyor ya. Pragmatist düşünüyorum belki ama galaksideki onca gezegenin yaratılmasının bir amacı yok mu yani?
Zaman kavramının nasıl işlediğini de çok merak ediyorum. Bazen şöyle düşünüyorum ; hani gün 24 saat diye biliyoruz ya gece gündüz oluşuyor ve biz de ona göre günün bittiğini ya da başladığını fark ediyoruz. Acaba gerçekten bu zaman nasıl işliyor? Belki de bir gün daha bitmedi sonuçta biz buradaki zamanımızın nasıl geçtiğini fark etmiyoruz ayy anlatamadım. Rüyalar gibi. Tüm gece uyuyoruz ve bazen rüyada çok fazla kaldığımızı düşünüyoruz ama sadece 10 saniye sürmüş. Aynı şey dünyada da yaşanıyor mu acaba?
Çok fazla bilmediğimiz şey var ya acaba bir gün öğrenecek miyiz?
Bir de şeyi düşünüdüm mesela uzay araştırma kurumları acaba öğrendikleri bilgilerin ne kadarını halka açık paylaşıyor, paylaşmadıkları neler var, çok gizli bilgiler var mıdır acaba?
Yani şu an yeni bir kilit açıldı bende. Hani bazen "Şu anki kişi olmasan ne olurdun?" diye soruluyor ya. Kesinlikle gökyüzünü araştırıp gözlem yapan bir bilim insanı olmak isterdim ve o gizli bilgilerin hepsini öğrenmek isterdim. Ama fırsat verilse ve yap deseler yapmam yani sadece istek hahanks
Genel olarak beğendim ya ilginiz varsa tavsiye ederim.
Mükemmel ötesi, efsane bir diziydi. Eleven'in ölmediğine dair bir inancım vardı ve beni şaşırtmadı. Tahmini bir aya yakın bitirdim. Zamanım olsa bir solukta bitirebilecek bir dizi aslında. 10/10