stella ve will arasındaki aşk mıydı mecburiyet miydi anlayamadım ama film boyunca çaresizliği çok iyi anlatmışlar. bazı bölümleri beklenmedik yapıcaz diye saçmalamışlar ama izlemek keyifliydi.
🏵️3391 Kilometre, sadece bir aşk hikâyesi değil; mesafelerin, sabrın ve birbirini gerçekten tanımaya çalışmanın hikâyesi. Bir uygulama sayesinde İzmir ve Ege'nin kilometrelerce uzakta başlayan arkadaşlığı, zamanla kalbinizi ısıtan tatlı bir aşka dönüşüyor. Günlük konuşmalar, özlem, küçük mutluluklar ve kavuşma hayali…devamı🏵️3391 Kilometre, sadece bir aşk hikâyesi değil; mesafelerin, sabrın ve birbirini gerçekten tanımaya çalışmanın hikâyesi.
Bir uygulama sayesinde İzmir ve Ege'nin kilometrelerce uzakta başlayan arkadaşlığı, zamanla kalbinizi ısıtan tatlı bir aşka dönüşüyor.
Günlük konuşmalar, özlem, küçük mutluluklar ve kavuşma hayali
Yazarın akıcı dili sayesinde sayfalar hızla akıp gidiyor.
Özellikle gençlik romantizmi ve uzun mesafe ilişkisi temasını sevenler için keyifli bir okuma sunuyor. Yer yer karakterlerin verdiği kararlar beni düşündürse de, aralarındaki bağın samimiyeti bunu dengelemeyi başarıyor.
Sıcacık, umut veren ve okurken yüzünüzde tebessüm bırakan bir gençlik romantizmi arıyorsanız, 3391 Kilometre'ye mutlaka bir şans verebilirsiniz.
güzeldi, duygusaldı, sevdim ama romantize edemem. yaşadıkları şeyin neredeyse tamamında kızın zaten bi sevgilisi vardı. ama aralarındaki çekimi güzelce hissettirmişler.
Yine çok başarılı bir Fatih Akın filmi. Almanca diyalogların arasına ustalıkla serpiştirilen Sezen Aksu şarkıları, Türkiye ile Almanya arasında kurulan kültürel bağı hissettirirken filme kendine özgü bir hava katıyor. Yönetmenimiz bu kez kamerasını Hamburg'da yaşayan göçmenlerin hayatına çeviriyor. Filmimizde, biri…devamıYine çok başarılı bir Fatih Akın filmi. Almanca diyalogların arasına ustalıkla serpiştirilen Sezen Aksu şarkıları, Türkiye ile Almanya arasında kurulan kültürel bağı hissettirirken filme kendine özgü bir hava katıyor. Yönetmenimiz bu kez kamerasını Hamburg'da yaşayan göçmenlerin hayatına çeviriyor. Filmimizde, biri Türk, biri Yunan, diğeri Sırp olan üç yakın arkadaşın hikâyesi anlatılıyor. Hapisten yeni çıkan Cebrail, geçmişini geride bırakıp suçtan uzak, yeni bir hayat kurmaya kararlıdır. Ancak arkadaşlarının karıştığı olaylar ve içinde bulundukları çevre, bu kararını sürdürmesini giderek zorlaştırır.
Kısa ve Acısız, dostluk, sadakat, göçmen kimliği ve geçmişten kurtulmanın ne kadar zor olduğunu başarılı bir şekilde işlerken, Fatih Akın'ın sonraki filmlerinde sıkça göreceğimiz temaların da ilk güçlü örneklerinden birini sunuyor.
... Kimseye istediğin şeyi hak etmediğini hissettirmene izin verme ... Film çok güzeldi sıkılmadan izledim oyuncular da iyi oynamıştı. Çerezlik bir film zaman akıp gidiyor izlerken.
~ olmam gereken yerden çok uzaktayım , belkide yoruldum, bilmiyorum. Öyle karışık, öyle yabancıyım ki, bu aralar kendime bile gelemiyorum. ~ İnsana en çok acı veren şey söyledikleriyle söylemek istedikleri arasındaki uçurumdur. ~ okumaktan başka yapılacak işim, gidecek tek yerim…devamı~ olmam gereken yerden çok uzaktayım , belkide yoruldum, bilmiyorum. Öyle karışık, öyle yabancıyım ki, bu aralar kendime bile gelemiyorum.
~ İnsana en çok acı veren şey söyledikleriyle söylemek istedikleri arasındaki uçurumdur.
~ okumaktan başka yapılacak işim, gidecek tek yerim yoktu çünkü çevremde saygıya layık beni kendine çekebilecek bir meşguliyet bulamıyordum.
İkinci filmdeki yorumda "devam filmini izlemek isterim" demiştim. Ama izlemek istediğim böyle bir şey değildi. Hatta Arthur Conan Doyle, Sherlock hikayelerini yazmaya başladığında varabileceği noktanın burası olacağını tahmin etmemiştir. Demek istediğim şöyle bir şey; adam oturuyor bir karakter oluşturuyor, bir…devamıİkinci filmdeki yorumda "devam filmini izlemek isterim" demiştim. Ama izlemek istediğim böyle bir şey değildi. Hatta Arthur Conan Doyle, Sherlock hikayelerini yazmaya başladığında varabileceği noktanın burası olacağını tahmin etmemiştir. Demek istediğim şöyle bir şey; adam oturuyor bir karakter oluşturuyor, bir hikaye oluşturuyor, aradan yıllar geçiyor ve hoop karakterler orijinden çok uzaklaşılarak bir hikayeye dahil ediliyor. Ya Sherlock'un karakterinden ne istediniz be? Duygusal bir Sherlock niye abi niye?
Hadi 100 yıllık beyaz erkek olan Professor James Moriarty'i siyahi kadın yaptınız, klasik İngiliz Lestrade'i sömürgeden gelmiş biri gibi yaptınız, yine standart bir İngiliz Dr. Watson'u Hintli yaptınız, yaptınız da yaptınız. Woke dedik, yaptığınızı saçma ve anlamsız buluyoruz hatta daha büyük ırkçılık yapıyorsunuz dedik, ama yapmaktan geri durmadınız. Ya karakterin özünü değiştirmeyin bari. Duygularını belli etmeyen, hatta duygusunun olup olmadığını bilmediğimiz karakteri ağlak bir dedektifimsi bir şeye çevirmişsiniz. Yazıklar olsun be yazıklar olsun. Ağlak bir Sherlock olacağını öngörse Arthur abim hikayeleri yırtıp atardı, bugün Sherlock diye bir şey olmazdı.
Serinin güzel kısmına gelirsek de bütün filmlerde aslında bir İngiliz eleştirisi getiriyor olması. Bu filmde de sömürgecilik anlayışının ahlaksızlık boyutuna dikkat çekmişler. Bu ahlaksızlığı sırf kraliyet ailesine ve devlete sadık olmakla meşrulaştıranları anlatmışlar. Bir yandan bu tipleri kraliyetin adamı olmakla suçlayıp, bir yandan da kraliyeti aklamayı denemişler. En azından eleştirmesi bile iyidir diyorum.
Yukarıda yazdıklarımdan bağımsız olarak, bir Sherlock esinlenmesi olduğunu unutarak, Enola diye bir bacımızın başından geçen bir takım olaylar silsilesi diye izlerseniz izlenebilecek bu yapım, Sherlock referansları ile izlediğinizde sinirinizi hoplatacak bir yapıma dönüşüyor. İzleyip izlememek sizin tercihiniz.
The Odyssey filmine sırf Zendaya yüzünden gitmek istemiyorum. Bu kadını her filmde görmek zorunda mıyım ya? Sektörde başka oyuncu, aktris mi kalmadı? Bir de Athena karakterini canlandıracakmış. Bizim Hükümet Kadın karakterine daha çok benziyor. Athena nerede, sen nerede?