Hannibal Doğuyor filmini izleyince anladım ki Hannibal sadece zeki ve tehlikeli biri değilmiş. İçinde çocukluğundan kalan çok büyük bir boşluk, travma ve karanlık varmış. Film boyunca bana öyle geldi ki artık normal bir insan gibi yaşamıyor, sadece geçmişinin içinde sıkışıp…devamıHannibal Doğuyor filmini izleyince anladım ki Hannibal sadece zeki ve tehlikeli biri değilmiş. İçinde çocukluğundan kalan çok büyük bir boşluk, travma ve karanlık varmış. Film boyunca bana öyle geldi ki artık normal bir insan gibi yaşamıyor, sadece geçmişinin içinde sıkışıp kalmış biri. En korkutucu tarafı da şu ki yaptığı şeyler ne kadar korkunç olsa da bazı sahnelerde onu anlayabiliyorsun. Çünkü insanın çocukken yaşadığı bazı şeyler onu ya tamamen yok ediyor ya da hissiz birine dönüştürüyor. Hannibal da sanki içindeki insan tarafını çok önceden kaybetmişti.
Sakinliği, bakışları, konuşma tarzı bile ayrı bir aura veriyordu. Hiçbir zaman duygularını tam göstermiyordu ama içinde büyük bir öfke hissediliyordu. İntikam alırken bile bunu duygusal değil, soğukkanlı şekilde yapması daha rahatsız ediciydi. Lady Murasaki ile olan sahnelerde ise kısa süreliğine de olsa içinde hâlâ insan kalıntısı olduğunu görebiliyorsun. Ama geçmişi onu yine karanlığa çekti. Bence film, insanın içindeki travmanın yıllarca nasıl yaşamaya devam ettiğini çok iyi gösteriyordu.
Bir de izleme sırasını bilmediğim için önce Kuzuların Sessizliği’ni izlemiştim. O yüzden bazı şeyler bana karışık gelmişti. Ama baştan izleyince Hannibal’ın neden bu kadar soğuk, manipülatif ve farklı biri olduğunu daha iyi anlıyorsun. O zaman karakter insana daha derin geliyor.
" Bir nesnenin büyük bir kütlesi olması için illa da iri olması gerekmez. Menekşe kadar küçük olan bir kız... Çiçek yaprakları gibi oradan oraya giden bir kız... Dünya'nın kütlesinden daha büyük bir güçle beni kendine doğru çekiyor. Tam o esnada,…devamı"
Bir nesnenin büyük bir kütlesi olması için illa da iri olması gerekmez.
Menekşe kadar küçük olan bir kız...
Çiçek yaprakları gibi oradan oraya giden bir kız...
Dünya'nın kütlesinden daha büyük bir güçle beni kendine doğru çekiyor.
Tam o esnada, tıpkı Newton'un elması gibi durmaksızın ona rastlayana dek yuvarlanıp durdum.
Küt sesiyle, küt küt sesiyle...
Yüreğim yer ile gök arasında baş döndürücü bir sarkaç gibi gidip geliyordu.
İlk aşktı o.
"
Ya bana komedi filmi önerimisiniz ama Deadpool tarzı absürt, karayip korsanlar kaptan jack tarzı ego ve bencil, prens tarzı komedi ve saf hissedircek bişey istiyorum çok mu şey istiyorum
Felsefi derinlikler veya büyük dramalar vaat etmiyor. Ama vaat ettiği şeyi, yani saf, vahşi, iyi tasarlanmış ve tavizsiz bir siberpunk-aksiyon atmosferini kusursuz bir şekilde teslim ediyor.
Normalde kitaplarımı ilk aldığım günkü gibi saklar, üzerlerini çizmemeye gayret ederdim. Sonra bir şeyler okudum geçen gün, aşağı yukarı şöyle yazıyordu. "O çok sevdiği kitaplarına dahi en ufak bir iz bırakamadan göçüp gitmişti bu dünyada n" İz bırakıp bırakmamak çok…devamıNormalde kitaplarımı ilk aldığım günkü gibi saklar, üzerlerini çizmemeye gayret ederdim. Sonra bir şeyler okudum geçen gün, aşağı yukarı şöyle yazıyordu. "O çok sevdiği kitaplarına dahi en ufak bir iz bırakamadan göçüp gitmişti bu dünyada n"
İz bırakıp bırakmamak çok da önemli değildi aslında. Ama yine de bu cümle oldukça içime dokundu. Sanırım artık beğendiğim cümlelerin altını çizeceğim, her ne kadar kitapların altının çizilmemesi gerektiğini savunsam da.
* Kendi istek ve arzularından fedakarlık ederek kurduğu evlilik hayatında, eşini kaybettikten sonra kendi hayatını aramaya koyulan bir kadın, Türkan… * Kitaptan alıntı: “ Belki de güzel bir şeye sahip olup kaybetmektense ona hiç sahip olmamak daha iyidir.”