Aykırı bir tiplemenin en alt tabakadan ülkenin kraliçesi olmasını anlatıyor. Çerezlik izlenebilir türden bir dizi ama bir kere de baş karakterden ziyade 2. Yan erkek karaktere şans verilmeli tezimi bir kere daha savunuyorum 😅 her zaman kral kazanmamalı 🤷🏻♀️
“Yaşım ilerledikçe, daha ilerledikçe, pek çok şey yaşayacağım ve tekrar tekrar sert kayalara çarpacağım. Tekrar tekrar acı çekeceğim ve tekrar tekrar yeniden ayaklarımın üzerinde duracağım. Yenilmeyeceğim. Benliğimin yok olmasına izin vermeyeceğim.”
"Her şeyi alttan aldığında seni ciddiye almıyorlar. Her şeye anlayış gösterdiğinde sana anlayış göstermiyorlar. Her şeyini sevdiğin zaman, seni sevmedikleri gibi. Bazen de gitmen gerek. Bazen de sonunu göremediğin hikayeyi yaşamayı bırakman gerek."
👹📖Bence, son yıllarda çıkmış özellikle 2020lerde diyeyim en güzel korku filmlerinden bir tanesiydi. 80’lerde çıkmış absürd üçlemesinden sonra çok çok iyi geldi. Gerçek bir korku filmi fanı olarak film gayet akıcı , sıkmayan ve yer yer geren , korkutan bir…devamı👹📖Bence, son yıllarda çıkmış özellikle 2020lerde diyeyim en güzel korku filmlerinden bir tanesiydi. 80’lerde çıkmış absürd üçlemesinden sonra çok çok iyi geldi. Gerçek bir korku filmi fanı olarak film gayet akıcı , sıkmayan ve yer yer geren , korkutan bir yapım olmuş. Başarılı bir iş ve o özlediğimiz klasik korku filmi esintileri de var. Remake seriyi ben çok beğendim . Bakalım bu sene bir film daha çıkıcak heyecanla bekliyorum.
İnsanların hayatları beklenmedik zamanlarda kesişir, birbirlerini fark etmeden etkiler ve bu etkileşimler birbirine dokunan yabancıların oluşturduğu görünmez bir ağ yaratır. Şunu söylemeliyim ki izlediğim en zarif filmlerden biriydi. Filmdeki tesadüfler ağı, paralel hayatlar ve baş iki karakterin arasındaki sıcak dostluğu…devamıİnsanların hayatları beklenmedik zamanlarda kesişir, birbirlerini fark etmeden etkiler ve bu etkileşimler birbirine dokunan yabancıların oluşturduğu görünmez bir ağ yaratır. Şunu söylemeliyim ki izlediğim en zarif filmlerden biriydi. Filmdeki tesadüfler ağı, paralel hayatlar ve baş iki karakterin arasındaki sıcak dostluğu izlemek çok keyifliydi. Düşündüğümden daha çok sevdim.
Ben bu filmi üçlemenin sonuncusu olduğun bilmeden izledim ve üçlemeye dair ilk izlediğim film yanlışlıkla bu oldu. Keşke öyle yapmasaydım ama muhtemelen bağlantılı değildir.
Filmin içeriğinden ziyade göz orgazmı yaratan çekimlerinin nasıl gerçekleştiğinden ve film sayesinde öğrendiğim bir kavramdan bahsetmek isterim. Eğer doğayı ve belgesel izlemeyi seviyorsanız bu filmin sinematografisine bayılacaksınız. İzlanda doğasının içinde kaybolarak, zorluklarını günler geceler boyu yaşayarak çekimleri tamamlamış bir çekim…devamıFilmin içeriğinden ziyade göz orgazmı yaratan çekimlerinin nasıl gerçekleştiğinden ve film sayesinde öğrendiğim bir kavramdan bahsetmek isterim.
Eğer doğayı ve belgesel izlemeyi seviyorsanız bu filmin sinematografisine bayılacaksınız. İzlanda doğasının içinde kaybolarak, zorluklarını günler geceler boyu yaşayarak çekimleri tamamlamış bir çekim ekibinden söz ediyoruz. Yol olmayan yerlerde ekipmanlarını filmdeki rahip gibi sırtlarında taşıyıp, at üstünde seyahat eden emektar sinemacılar… Öyle ki, filmde yorgun ve doğanın çetinliğine karşı mücadelenin izlerini yüzlerinden okuduğumuz oyuncuların hisleri tamamen gerçek. Film bir setin içine hapsolmayıp yönetmenin yaşadığı, büyüdüğü babasının çiftliğinde ve çevresinde gerçekleştirilmiş. Filmde yer alan sahnelerin birçoğu yönetmenin çocukluk gezilerini yaptığı, her yaz mantar toplamaya ya da alabalık yakalamaya gittikleri tepeler veya buzullarmış. Çekimler 2 sene sürmüş ve kronolojik sıra ile çekilmiş. Yani her şey hikayedeki sıraya uygun şekilde gitmiş. Bu artık günümüzde lojistik ve bütçe sebebiyle tercih edilmeyen zahmetli bir yöntem. Ancak zahmet bitmedi, sinematograf İzlanda’nın sürekli değişen hava koşullarını ve manzaradaki renk derinliğini yakalamak için filmi dijital kameralarla çekmeyi reddederek analog bir kamera kullanmış. Yani çekimler esnasında ne çektiklerini ancak vizörden anlık olarak görebiliyorlarmış, ne çektiklerini bilmek için film şeritlerinin yıkanıp gelmesini beklemek zorundalarmış, bu da tekrar imkanı vermiyor ve hatasız çekimler istiyor. Bize de muazzam gerçekçi bir ışık ve renk şöleni izleme fırsatı sunuyor.
Diğer yandan 19. yüzyılda Avrupa’da yaygın olan görsel sömürgeciliğin bir yansımasını görüyoruz filmde. Bu dönemde bir yeri fotoğraflamak, orayı görsel olarak "fethetmek", kataloglamak ve merkeze yani Avrupa'ya raporlamak anlamına geliyormuş. Fotoğraf makinesi o dönemde bir "silah" gibi algılanıyor ve bazı yerli halkların "fotoğraf çekilince ruhum çalınıyor" gibi inanışları varmış, aslında bu da görsel sömürgeciliğe karşı gösterilen sezgisel bir direnci simgeliyor. Filmde de rahip egzotik gördüğü şeylerin fotoğrafını çekmek için insanları istediği şekillere sokup ıslak levha fotoğrafçılığı yapıyor ve koca malzemelerini orada oraya taşıyordu. Bu görsel sömürgeciliğin asıl sorunu, olanı olduğundan farklı yansıtması ve yayması. Yani bugün bile bir Afrika gezisi yapılsa orada yaşayan modern insanları fotoğraflamak yerine nerede toplumun tümünü yansıtmayan marjinal bir grup varsa onun fotoğraflanması gibi. Bu yüzden kültürler, insanlar, doğa yanlış tanınıyor ve aktarılıyor. Vizör kimdeyse güç onda gibi bir durum ortaya çıkıyor. Bunun karşısında ise görsel öz-temsil/ katılımcı fotoğrafçılık gibi bir olay doğmuş. Burada da, birinin gelip bir grubu kendi istediği yerden fotoğraflamasının yerine, o yerde/halkta yaşayan kişinin kendi göre değerli olanı fotoğraflaması var. Bu yöntem, profesyonel bir fotoğrafçının gidip fotoğraf çekmesi yerine, oradaki topluluğa ekipman ve temel eğitim verilmesini içeriyormuş. Hatta böylece "PhotoVoice" projeleri ortaya çıkıyormuş. Bu projelerlerle de, marjinalize edilmiş mülteciler, azınlıklar, evsizler gibi topluluklar kendi yaşamlarını fotoğraflayarak siyasi ve sosyal değişim talep edebiliyorlarmış.