Sürekli 9 nolu odalarda geçen her bölümünde farklı hikaye barındıran ve gercekten her detayıyla kalite kokan dizi..her bölümü 30 dk suren sıkmayan seneryolariyla çok gec kesfetmisim dedirtti.
izlerken cok cringe oldum 2020 gay wattpad kitaplari gibiydi karakterlerde hic derinlik yok 10dkda asik oluyo gibiler hic duygu gecirememisler final calisirken sıkıntidan acip izledim ama izlemesem de olur bi filmmis puani nasil bu kadar yuksek anlamadim
“Ansızın tarifsiz gelir ya O zamanlar sormaya cüretin kalmaz olanından Feri soluk, niyeti kayıp, dardayım Aşk nefrete ne yakınsın Kin kırdı her okşamak istediğimde seni Elimi gözlerimi gömdüm tebessüme Yalnız kendine inkarın Sadece senden kaçarsın Halin ele verir anlamazsın..”
'Sana, beni asla tanımamış olan sana.' 'Çünkü sen benim için her şeydin. Bütün hayatımdın. Benim için her şey, ancak seninle ilişkili olduğu ölçüde vardı. Hayatimdakilerin hepsi ancak seninle bağıntılı olduğu ölçüde anlamlıydı.' 'Ve insanların arasında yalnız olmaktan daha korkunç bir…devamı'Sana, beni asla tanımamış olan sana.'
'Çünkü sen benim için her şeydin. Bütün hayatımdın. Benim için her şey, ancak seninle ilişkili olduğu ölçüde vardı. Hayatimdakilerin hepsi ancak seninle bağıntılı olduğu ölçüde anlamlıydı.'
'Ve insanların arasında yalnız olmaktan daha korkunç bir şey yoktur.'
'Zaten çocukluktan uyanışımdan beri bütün hayatım bir bekleyişten, senin iradeni bekleyişten başka neydi ki!'
Romantik bir aşk hikayesinden öte saplantılı ve tek taraflı bir aşk hikayesi olduğunu düşünüyorum. Tamamen kendinden vazgeçen kadın karakter var ve hikayede kadının ismi yok. Erkek karakter ise yalnızca Bay R. diye geçiyor. Karakterlerin duygularını o kadar güzel işlemiş ki Stefan Zweig, direkt hissedebilir insan.
9/10
Eski gönderilerime baktıkça utanıyorum .okumaya çalıştım yapamadım.aklıma ne gelirse yazmışım.burayı bi günlük gibi kullanmışım kullanıyorumda.burası benim için entelektüel twitter gibi bir şey olmuş.sınav dönemi öğrencisi olduğum için elimde sosyal medya olarak bi burası var.arada akrabalara saydırmışım arada cinlere.arada yurttan yakınmışım…devamıEski gönderilerime baktıkça utanıyorum .okumaya çalıştım yapamadım.aklıma ne gelirse yazmışım.burayı bi günlük gibi kullanmışım kullanıyorumda.burası benim için entelektüel twitter gibi bir şey olmuş.sınav dönemi öğrencisi olduğum için elimde sosyal medya olarak bi burası var.arada akrabalara saydırmışım arada cinlere.arada yurttan yakınmışım oysaki şimdi nasıl özlüyorum yurdu.üniyi bıraktığım için aile evi işlencesi görüyorum.kim bilir okuyanlar okurken bana ne çok sövmüştür bizi ilgilendirmez be kardeşim biz kültürlü insanlarız .bize nuri bilgelerle gel demişlerdir.
Cemiyet hayatında, iş dünyasının o parlak salonlarında veya kalabalık bir caddede yürürken insanların yüzlerine bakarız. Yüz, ustalıkla dikilmiş bir takım elbise gibidir; bize sadece göstermek istediklerini sunar. Gülümsemeler prova edilmiş, bakışlar terbiye edilmiş, kelimeler özenle seçilmiştir. Fakat ben, bir insanın…devamıCemiyet hayatında, iş dünyasının o parlak salonlarında veya kalabalık bir caddede yürürken insanların yüzlerine bakarız. Yüz, ustalıkla dikilmiş bir takım elbise gibidir; bize sadece göstermek istediklerini sunar. Gülümsemeler prova edilmiş, bakışlar terbiye edilmiş, kelimeler özenle seçilmiştir. Fakat ben, bir insanın gerçekte kim olduğunu anlamak, onun ruhuna dokunmak için her zaman ellerine bakarım. Çünkü eller, ruhun en dürüst ve filtresiz tercümanıdır. Zarafetin, yaşanmışlığın, sessizce çekilen çilelerin ve gizli heyecanların bütün haritası ellerde gizlidir.
Kendi ellerime baktığımda, dışarıya yansıttığım o rasyonel, estetik ve kontrollü dünyanın ardındaki fırtınaları görüyorum. Genç bir zihnin, omuzlarında taşıdığı geleceğin, ideallerin ve o bitmek bilmeyen kusursuzluk arayışının ağırlığı, yenilmiş tırnaklarımda saklı. Zihnimdeki o durmak bilmeyen mesai, içimde kopan lirik fırtınalar ve o ince stres, parmak uçlarımda bir nevi fiziksel isyana dönüşüyor. Bir evrağı imzalarken veya kahve fincanını tutarken ne kadar kendinden emin ve sakin görünürsem görüneyim; ellerim, telaşlı bir ruhun ve derin düşünen bir zihnin sessiz itiraflarını taşıyor.
Sonra babamın elleri düşüyor aklıma… O eller, salt bir beden parçası değil; bir ömrün, taşıdığı büyük sorumlulukların, inşa ettiği bir mirası ayakta tutmanın ve sessiz bir ciddiyetin anıtı gibidir. Biraz şişkindir babamın elleri. Esmer ve beyazın o tezat oluşturan karışımı, cildindeki vitiligo, adeta ruhunun barometresidir. Hayatın zorlaştığı, işlerin veya içsel üzüntülerin ağırlaştığı o karanlık dönemlerde, o beyazlıkların nasıl da sessizce ve inatla yayıldığına şahit olurum. Konuşmaz, şikayet etmez ama teni, onun yerine anlatır tüm yorgunluğunu. Tırnakları her daim tertemizdir; milimi milimine, en dibinden kesilmiş… Ne bir eksik, ne bir fazla. Bu, onun hayata karşı tavrıdır aslında; tavizsiz, düzenli, sıfır hata payıyla yaşamanın ve bir yükü hakkıyla taşımanın fiziksel yansımasıdır.
Ve annemin elleri… O rasyonel ve yorucu dünyanın içinde açan zarif bir çiçek gibi. Narindir, ipek gibi yumuşacıktır. Çabuk kurur; çünkü hayatın sertliğine karşı o kadar da dirençli yaratılmamıştır, hep bir korunmaya, bir özene ihtiyaç duyar. Yanından hiç ayırmadığı o nemlendiriciler, tırnaklarındaki o kusursuz ve bakımlı duruş, sadece bir estetik kaygısı değil, aynı zamanda hayata karşı sergilenen bir zarafet duruşudur. O eller, etrafımızdaki kaosa karşı şefkati ve dengeleyici sükûneti temsil eder.
Bir masanın etrafında toplandığımızda, sadece üç farklı insan değil, üç farklı hayat hikayesi durur o zeminin üzerinde. Benim içsel savaşlarım, babamın sessiz fedakarlıkları ve annemin onarıcı zarafeti…
Bir insanı gerçekten tanımak istiyorsanız, onun süslü cümlelerine veya terzi elinden çıkmış kıyafetlerine değil, ellerine bakın. Zira sözcükler yalan söyleyebilir ama tenin hafızası, o muazzam gerçeği her daim fısıldar.
Mert CÖMERT
03.06.2026
Spoiler içeriyor
Ben dönem dönem bir sanatçı seçer onun filmlerini çerez gibi tüketirim .bir ara ryan gosling ,edward nortana öyle bir sarmıştım ki kalitelimi farketmezsizin izliyordum.bu ara jim carrey takıntılısı olduk .neyse gereksiz ayrıntıları geçelim.öncelikle film, hayatını sürekli yalan söyleyerek sürdüren avukat…devamıBen dönem dönem bir sanatçı seçer onun filmlerini çerez gibi tüketirim .bir ara ryan gosling ,edward nortana öyle bir sarmıştım ki kalitelimi farketmezsizin izliyordum.bu ara jim carrey takıntılısı olduk .neyse gereksiz ayrıntıları geçelim.öncelikle film, hayatını sürekli yalan söyleyerek sürdüren avukat Fletcher Reede’in oğlunun dileği yüzünden bir gün boyunca yalan söyleyememesini konu alıyor.çok eğlenceli bir filmdi .hem konu olarak ilgi çekici hemde oyunculuklar mükemmeldi.
Filmi izlerken en çok hoşuma giden şey, komedinin sadece güldürmek için kullanılmamasıydı.Fletcher’ın yaşadığı komik olayların altında dürüstlük, aile ilişkileri ve ebeveyn sorumluluğu gibi önemli mesajlar da bulunuyor. Jim Carrey’nin mimikleri ve hareketleri filmin en güçlü yönü. Özellikle mahkeme sahneleri ve doğruyu söylemek zorunda kaldığı anlar çok komikti.
Uzuuun zamandır kitaplardan çok uzaklaşmış, başladığım hiçbir kitabı sürdüremez olmuştum ama bu kitap yeniden kitap okumayı sevmeme sebep oldu yada hatırlattı bilmiyorum. Kitaptaki hikâyeyi olduğu gibi okuyup geçersen çok bi ilgi çekici yanı kalmıyor ama Charlie'nin duygularını, hislerini içselleştirip empati…devamıUzuuun zamandır kitaplardan çok uzaklaşmış, başladığım hiçbir kitabı sürdüremez olmuştum ama bu kitap yeniden kitap okumayı sevmeme sebep oldu yada hatırlattı bilmiyorum. Kitaptaki hikâyeyi olduğu gibi okuyup geçersen çok bi ilgi çekici yanı kalmıyor ama Charlie'nin duygularını, hislerini içselleştirip empati yaptığında çok daha etkileyici oluyor. Mesela Charlie dahi olduğunda herkesin ondan uzaklaşmaya başlaması çok gerçekçiydi (yani Charlie insanlara cahil gözüyle baktı evet ama 😄) Aslında değiştiğinde, kendini geliştirdiğinde bazı insanların konfor alanının dışına çıktığın için kendilerini yetersiz ve kötü hissetmesinin faturasını sana kesmesi ve seni suçlu hissettirmesi çok gerçekti aslında