🔹“Sen bazen en zifiri karanlık gecemin güneşi, sen bazen yaşanacak hayatın cesaret verecek mutluluk yanı, sen bazen ve her zaman sevgimin tek nedenisin.” 🔹
8/10* yazarın kaleminde şeytan tüyü var sanırım. hem beğendim hem de rahatsız etti, cümleleri aşırı devrik. hatta karakterler bile devrik cümleler ile konuşuyor, yazar yazım dilini konuşmalara bile empoze etmiş.. gerçek hayatta her insanın böyle konustugunu zannetmiyorum. 🙌🏻 içime dokunan…devamı8/10*
yazarın kaleminde şeytan tüyü var sanırım. hem beğendim hem de rahatsız etti, cümleleri aşırı devrik. hatta karakterler bile devrik cümleler ile konuşuyor, yazar yazım dilini konuşmalara bile empoze etmiş.. gerçek hayatta her insanın böyle konustugunu zannetmiyorum. 🙌🏻 içime dokunan çok yer oldu ama betimleme ve iç monologlar fazla kaçmış. neyse, ilk 200 sayfa akmadı ama kalanı aktı, karaca'nın en başından beri kunt'tan uzak durması gerekse de bu mantıksızlığı görmezden geleceğim. tüm bunlara rağmen en çok da kitabın verdiği enerjiyi, o melankoliyi sevdim. okuduğum diğer wattpad kitaplarına benzemiyor, karakterlerin bir derinliği var.
önceki filme göre muhteşemdi jason mamoa tek başına taşımış filmi sonunda şu adamın ailesinden birilerinin öldüğünü gördük umarım diğeri filmde diriltmezler baya saçmalamışlardı ztn hep iyiler mi kazanıcak(tabi bunlara iyi denirse)
hikâye bir otelde kalan insanların arasında geçen bir olayla başlıyor. Evli ve çocuklu bir kadın, tanıştığı genç Fransız bir adamla birlikte ailesini bırakıp kaçınca oteldekiler arasında büyük bir tartışma çıkıyor. Çoğu kişi kadını sert şekilde eleştirirken anlatıcı, insanların bir insanı…devamıhikâye bir otelde kalan insanların arasında geçen bir olayla başlıyor. Evli ve çocuklu bir kadın, tanıştığı genç Fransız bir adamla birlikte ailesini bırakıp kaçınca oteldekiler arasında büyük bir tartışma çıkıyor. Çoğu kişi kadını sert şekilde eleştirirken anlatıcı, insanların bir insanı tek bir davranışına bakarak yargılamasının doğru olmadığını savunuyor.
Bu tartışmanın ardından pansiyonda bulunan yaşlı bir İngiliz kadın anlatıcıyla konuşmak istiyor. Çünkü anlatıcının düşüncelerinin kendisini etkilediğini söylüyor. Daha sonra yıllardır kimseye anlatmadığı, hayatında derin iz bırakan bir olayı anlatmaya başlıyor.
Kadının anlattığı hikâye, yıllar önce Monte Carlo'da geçiyor. Eşini kaybettikten sonra yalnız yaşayan kadın, bir gün kumarhanede dikkatini çeken genç bir adam görüyor. Adamın davranışlarında ve yüz ifadesinde onu derinden etkileyen bir şey fark ediyor. Bu karşılaşma kadının normal hayat akışını değiştiriyor ve kendisini hiç beklemediği olayların içinde bulmasına neden oluyor.
Bundan sonrası ise yalnızca bir gün sürmesine rağmen kadının hayatında unutamadığı izler bırakan olaylardan oluşuyor. Hikâye ilerledikçe insanların duygularıyla mantıkları arasında nasıl sıkışabildiğini, bazen çok kısa sürede alınan kararların nasıl büyük sonuçlar doğurabildiğini görüyoruz.
Çok bir olayı olmayan bir tarihi dram filmi. Kötü kralın sözde iyi oğlu sözde kandırılarak savaşa gidiyor ve etrafındaki çıkarcı ve yalancı bürokratlarla yüzleşiyor. Filmi izlerken genel anlamda kötü bir yan görmek güç fakat bende bir iz bırakmayan, izlerken de…devamıÇok bir olayı olmayan bir tarihi dram filmi. Kötü kralın sözde iyi oğlu sözde kandırılarak savaşa gidiyor ve etrafındaki çıkarcı ve yalancı bürokratlarla yüzleşiyor. Filmi izlerken genel anlamda kötü bir yan görmek güç fakat bende bir iz bırakmayan, izlerken de aşırı keyifle izlediğimi söyleyemeyeceğim bir film oldu. İngilizler gibi donuk, soğuk ve gri bir film.
6.5/10
Baya severek ve eğlenerek izledim icerdigi mesajlar hoştu ama bunu anlatma şeklini de beğendim. Hani bazen erkeklerin bir şeyleri anlaması icin kafasına dank etmesi gerekiyor ya hah tam olarak bunu yapmış bu film sevdim ben baya. Özellikle detaylara bittim ama…devamıBaya severek ve eğlenerek izledim icerdigi mesajlar hoştu ama bunu anlatma şeklini de beğendim. Hani bazen erkeklerin bir şeyleri anlaması icin kafasına dank etmesi gerekiyor ya hah tam olarak bunu yapmış bu film sevdim ben baya. Özellikle detaylara bittim ama su an bizde her üretilen seyin erkekleri baz alarak üretilmesi gibi kadınların egemen olduğu evrende de her sey kadınlara odaklı yapılmıştı duş başlığından tutun da arabaların boyutlarına masanın uzunluğuna reklamların erkekleri cinselleştirecek sekilde yapılması tüm tablolarda görünen erkek figürler, kadınların degil erkeklerin topuklu giymesi hatta kadınların ayakkabılarının icine alakasız çoraplar giymesi bile her detaya daha da güldüm özellikle erkek cinsel organı destekleyici fikrine baya bi kahkaha attım...
Yani sevdim komik de olsa taşıdığı mesaj çok hoş ki finalinde kadınlara sans verilse neler başarabileceklerini de gördük bu detayi eklemelerini de ayrıca sevdim.
Sessiz Bir Veda İçim ölüyor yavaşça. Her geçen gün biraz daha bitiyorum; sessiz, sedasız... Görmüyorlar... Ben de vazgeçiyorum anlatmaktan, sesimden... Ruhum fazlasıyla yorgun, dinlenemeyecek kadar. Ve her geçen gün sevgiye, kendime dair inancım bitiyor. Umut etmek bir hataydı sadece, canımı…devamıSessiz Bir Veda
İçim ölüyor yavaşça. Her geçen gün biraz daha bitiyorum; sessiz, sedasız... Görmüyorlar... Ben de vazgeçiyorum anlatmaktan, sesimden... Ruhum fazlasıyla yorgun, dinlenemeyecek kadar. Ve her geçen gün sevgiye, kendime dair inancım bitiyor. Umut etmek bir hataydı sadece, canımı yaktı... Uzaklara gitmek istiyorum, çok uzaklara. Yıldızları ve ayı izlemek istiyorum. Kendi karanlığımda boğuluyorum... Siyah bir mum misali, etrafa karanlık yayıyorum. Kendime umut beslemek de hataydı... Kendi canımı kendim yaktım... İçimdeki çocuk ölüyor; bir çocuğun ruhunu öldürmek de cinayettir.
İçimdekileri çiçeklere anlattım, soldu. Güneşe anlattım, söndü. Denize anlattım, kurudu... Bir gün gökyüzüne anlattım her şeyi. Öyle bir yağmur yağdı ki bu şehir böyle bir yağmuru görmemişti. Gözyaşlarımdı onlar. Ruhum kaçıyor... Korkularım etrafımı sardı. İçimde bir ateş var sanki; etrafı yakıyor, en çok da bana zarar veriyor... Bazı vedalar sessiz olur. Ve bazen veda etmek zorunda kalır insan ama veda ettiğini bilmez... Yorgun, solgun ve bitkin olarak kendi viraneme gidiyorum. Vallahi şehrinizden bu yorgun, perişan kalbimi alıp gidiyorum... Size aydınlığı getirmeyi isterdim ama siyah bir mum sadece karanlık yayar... Bu şehir artık sizin, bana dair bir şey kalmadı...
Lale-i Pinhan
Bayildimmm. Ana karakterlerin ikisine de bittimmm. O kadar komikkk kiii başrol kadın özellikle ya da bir tek o komik zaten bazen yaptıkları söyledikleri çok cringe gelse de aşırı komik yaaa çok sevdim. Erkek başrole zatenn düştümmm cokkk iyii yaa asla…devamıBayildimmm. Ana karakterlerin ikisine de bittimmm. O kadar komikkk kiii başrol kadın özellikle ya da bir tek o komik zaten bazen yaptıkları söyledikleri çok cringe gelse de aşırı komik yaaa çok sevdim. Erkek başrole zatenn düştümmm cokkk iyii yaa asla cringe durmuyor mafya karakteri. Adam önceki hayatında kesin mafyaydı. Ikisi arasındaki uyum inanılmaz. 20 bölüme çıkarmışlar yeni bölüm bekliyorumm. Kıza aptal muamelesi yapıyorlar ama aşırı zeki bir şeyler çıkacak ortaya merakla bekliyorumm.
Spoiler içeriyor
●Yılanı Öldürseler Romanı bi"töre cinayeti" hikâyesi gibi görünse de aslında bir çocuğun nasıl suçluya dönüştürüldüğünü, toplumun ne kadar korkunç, acımasız olduğunu ve kadın olmanın böyle bir toplumda ne kadar zor olduğunu anlatır. Yaşar Kemal bu romanı gerçek bir olaydan esinlenerek…devamı●Yılanı Öldürseler Romanı bi"töre cinayeti" hikâyesi gibi görünse de aslında bir çocuğun nasıl suçluya dönüştürüldüğünü, toplumun ne kadar korkunç, acımasız olduğunu ve kadın olmanın böyle bir toplumda ne kadar zor olduğunu anlatır. Yaşar Kemal bu romanı gerçek bir olaydan esinlenerek yazmıştır ki zaten bu kitapta işlenen olaylar şu zamanda bile hâlâ oluyor ne yazık ki!
Hasan'ın annesi Esme, sevmediği bir adam olan Halil'le evlendirilmiştir.
(Halil denen erkek sırf kadını seviyor (!) diye kaçırıp tecavüz eder ama bunu bilen kimse de adama bir şey yapmaz, Esme'nin ailesi(!) bile. Üstüne bide o öldürülünce şöyle kahramandı, böyle yiğitti derler!)
Esme ise daha bekarken Abbas'a aşıktır, Abbas da ona, öyle ki onun için birilerini yaralamış, hapse düşmüştür o sırada ve hapisten, jandarmaların elinden kaçmış Esme'ye gelmiştir ve Hasan'ın babası Halil'i öldürür bir gece vakti evinde. Kendisi de jandarma ile yaptığı bir çatıymada öldürülür ve köylü ile Halil'in ailesi onun cesedini köpeklere parçalatmak için ortalık yerde bırakırlar ama Esme bırakmaz. Bir gece vakti, sayfa 31 de anlatıldığı gibi onu kendisine yardım eden bir kadınla birlikte Anavarza tepesinin oraya gömer ve ne yaparlarsa yapsınlar, mezarının yerini söylemez kimseye. (Bir o sayfa bide son bir iki sayfa içimi en çok acıtan satırları barındırıyor.)
Bunun ardından köyde "namus" ve "kan davası" düşüncesi devreye girer. Köylüler ve özellikle Hasan'ın babaannesi (ah şu kadın düşmanı kadınlar, erkek çocuk aşığı kadınlar!) Halil'in ölümünden Esme'yi sorumlu tutar ve onun öldürülmesi gerektiğini düşünürler. Bu görevi de zamanla küçük Hasan'ın omuzlarına yüklerler.
Hasan annesini çok sever ama çevresinin baskısı altında kalır. Sonunda kendi vicdanı ile toplumun sesi arasında sıkışıp kalır ve işte en çok burada insan ister istemez kendini çocuk Hasan'ın yerine koyar sık sık.
Kitabın adı neden "Yılanı Öldürseler"?
Anadolu'da yaygın bir inanış vardır: Eğer bir yılan öldürülmezse intikam almak için geri gelir. Bu yüzden insanlar yılanı tamamen yok etmek isterler. Halil'in hayaletini gördüğünü söyleyenler de hep onun Esme için "Şu yılanı öldürün de beni kurtarın dediğini" aktarırlar.
Romanda Esme de köylülerin gözünde bir "yılan" gibi görülür. Onlara göre felaketlerin sebebi odur ve mutlaka ortadan kaldırılmalıdır.
Ama Yaşar Kemal'in vermek istediği mesaj bunun tam tersidir elbette
Asıl yılan Esme değildir; insanları körleştiren töre, nefret ve intikam duygusudur. Yani romandaki "yılan" aslında bir insan değil, toplumun içindeki zehirdir.
Hasan'a herkes sürekli aynı şeyi söyler:
"Babanın kanı yerde kalmasın."
"Erkek ol."
"Namusunu temizle."
Hasan'ın zihni adım adım işgal edilir.
Romanın en acı tarafı , Hasan doğuştan katil değildir. Bir çocuk olarak annesini sever. Ancak yetişkinlerin nefreti onu değiştirir ester istemez. Roman boyunca aslında Hasan'ın değil, onu bu hale getiren toplumun yargılandığını hissederiz ve aklı olan zaten kendi de yargılar o toplumu
Hasan'ın yaşadığı korkular, rüyalar ve hayaller romanın psikolojik gücünü oluşturur. Bu yüzden kitap sadece toplumsal değil, aynı zamanda psikolojik bir romandır. Gerçek ile rüya sık sık birbirine karışır. Özellikle Hasan'ın korkuları ve vicdan azabı anlatılırken masalsı ve kâbus gibi bir atmosfer oluşur.
Romanın sonunda akılda kalan soru şudur:
Hasan annesini öldürürse suçlu kimdir?
Hasan mı? Babaannesi mi? Köylüler mi? Yoksa bütün düzen mi?
Yaşar Kemal'in cevabı açık gibidir: Asıl suçlu, bir çocuğu annesine düşman edecek kadar güçlü olan töredir ve ne yazık ki "Tek Kanatlı Kuş" kitabında birlik olmayı, cesaret etmeyi başaramayan insan grubu burada ise nefret için, töre için, kan için öyle bir birlik olup, bir insana, bir çocuğa saldırıyorlar ki, insan okurken deli oluyor!
Bu yüzden Yılanı Öldürseler sadece bir aile dramı değil; töre, namus ve toplumsal baskının insan ruhunda açtığı yaraların romanıdır.
Ve son olarak Hasan'ın o yaşadığı, maruz kaldığı çocukluktan ve öyle ya da böyle annesini öldürmesinden sonra son sayfada denildiği gibi bir hayat kurmuş olması doğrusu beni şaşırttı.
Başlangıç/Bitiş:
5 Haziran Cuma/6 Haziran Cumartesi-2026
Alıntılar yorumda...
Az önce şu yazıyı okudum ne kadar doğru Bir insana tereddüt etmeden, şüphe duymadan inanabilmek ne lütuf. "Seviyorum" dedi, seviyordur. "Uyuyacağım" dedi, uyuyacaktır. "Mutluyum" dedi, mutludur.