Monte Carlo gerçekten çok sevdiğim tam bir çerezlik film. Hikaye, üç kızın Paris'e gitmesiyle başlıyor. Ancak beklenmedik olaylar sonucunda kendilerini Monte Carlo'da buluyorlar ve bundan sonra macera dolu olaylar yaşanıyor. Film bana çok soft hissettiriyor. Ben izlerken gerçekten eğlendim umarım…devamıMonte Carlo gerçekten çok sevdiğim tam bir çerezlik film.
Hikaye, üç kızın Paris'e gitmesiyle başlıyor. Ancak beklenmedik olaylar sonucunda kendilerini Monte Carlo'da buluyorlar ve bundan sonra macera dolu olaylar yaşanıyor.
Film bana çok soft hissettiriyor. Ben izlerken gerçekten eğlendim umarım sizde seversiniz.
🤍 “Çocukluğunda kafası bizimkilere doldurulan türden gereksiz saçmalıklarla doldurulmadığından algısı çok daha canlı ve açıktı. Öğretilen her şey aklına pırıl pırıl giriyordu.” 🤍 “En büyük imparatorluklardan en küçük devletlere kadar herkesin kaderini belirleyen hayaletler, kehanetler, mucizeler, büyüler, dönüşümler, rüya yorumları.…devamı🤍 “Çocukluğunda kafası bizimkilere doldurulan türden
gereksiz saçmalıklarla doldurulmadığından algısı çok daha
canlı ve açıktı. Öğretilen her şey aklına pırıl pırıl giriyordu.”
🤍 “En büyük imparatorluklardan en küçük devletlere
kadar herkesin kaderini belirleyen hayaletler, kehanetler,
mucizeler, büyüler, dönüşümler, rüya yorumları. Burada
konuşan hayvanlar, orada tapınılan hayvanlar, insana dö
nüşen tanrılar ile tanrıya dönüşen insanlar.”
Instagram'da bir reels'te, yıllardır Hasretinle Yandı Gönlüm şarkısının aslında ilk kez 1972 yapımı Dönüş filminde kullanıldığını ve şarkıyı Seha Okuş'un seslendirdiğini öğrenince merak edip filmi açtım. YouTube'daki görüntü kalitesi haliyle oldukça düşüktü ama film buna rağmen etkisini kaybetmiyor. Dram yönü…devamıInstagram'da bir reels'te, yıllardır Hasretinle Yandı Gönlüm şarkısının aslında ilk kez 1972 yapımı Dönüş filminde kullanıldığını ve şarkıyı Seha Okuş'un seslendirdiğini öğrenince merak edip filmi açtım. YouTube'daki görüntü kalitesi haliyle oldukça düşüktü ama film buna rağmen etkisini kaybetmiyor. Dram yönü son derece güçlü, Yeşilçam'ın en sağlam yapımlarından biriyle karşılaştım.
Hem yönetmenliğini hem başrolünü üstlenen Türkan Şoray, Gülcan karakteri üzerinden gurbete giden eşini bekleyen bir kadının yaşadığı acıları, çaresizliği ve hayatta kalma mücadelesini çok etkileyici anlatmış. Bu filmle, Türkan Şoray'ın sadece büyük bir oyuncu değil aynı zamanda çok başarılı bir yönetmen olduğunu da görüyorsunuz.
Film boyunca Gülcan, namusunu korumak ve çocuklarını büyütebilmek için Reşit Ağa'nın her türlü baskısına direniyor. Buna karşılık Almanya'ya çalışmaya giden İbrahim'in başka bir hayat kurması, ardından köye döndüğünde yaşananlar insanın içini acıtıyor. Ancak filmin asıl vurucu tarafı, tüm bu hikâyenin bir kadının yalnız bırakılmışlığı ve toplum tarafından nasıl ezildiği üzerine kurulmuş olması.
Finalde çalan "Hasretinle Yandı Gönlüm" ise adeta filmin özeti gibi. Özellikle Gülcan'ın "Dönüşün böyle mi olacaktı?" diye haykırdığı sahne uzun süre akıldan çıkmıyor. Şarkı da o anda insanın yüreğini gerçekten cayır cayır yakıyor.
Bana göre Yeşilçam'ın en güçlü dramlarından biri. Sadece bir aşk hikâyesi değil; hasretin, gurbetin, fedakârlığın ve adaletsizliğin filmi. Klasik Türk sinemasını sevenlerin mutlaka izlemesi gereken eserlerden
Gerçek bir hikâyeye dayandığını öğrendiğimde daha da ilgimi çeken bir film oldu. İki gencin silah ticareti gibi ciddi ve karanlık bir işe nasıl bulaştığını izlerken bir yandan eğlendim, bir yandan da hayret ettim. Özellikle Jonah Hill’in oyunculuğunu çok başarılı buldum…devamıGerçek bir hikâyeye dayandığını öğrendiğimde daha da ilgimi çeken bir film oldu. İki gencin silah ticareti gibi ciddi ve karanlık bir işe nasıl bulaştığını izlerken bir yandan eğlendim, bir yandan da hayret ettim. Özellikle Jonah Hill’in oyunculuğunu çok başarılı buldum karakteri gerçekten hissettirdi. Filmin temposu yer yer düşse de genel olarak sürükleyiciydi. Hem düşündüren hem de zaman zaman güldüren bir yapım arıyorsanız kesinlikle izlenmeye değer.
(...) Bu kitabı nasıl yazdım Türkiye'de "Osmanlı" kavramı bütünüyle ortadan kaldırılıp yerine Türk" ve "Turan" kavramları kullanılmaya başlandığı andan itibaren, ben de Türk olmayan her Osmanlı vatandaşı gibi doğal olarak Türklerden ayrı bir ulusal kimliğin bilincine vardım. Bu bilinç, beni…devamı(...)
Bu kitabı nasıl yazdım
Türkiye'de "Osmanlı" kavramı bütünüyle ortadan kaldırılıp yerine Türk" ve "Turan" kavramları kullanılmaya başlandığı andan itibaren, ben de Türk olmayan her Osmanlı vatandaşı gibi doğal olarak Türklerden ayrı bir ulusal kimliğin bilincine vardım. Bu bilinç, beni duygusal ve duyarlı bir ulusculuğa ve ulusal nitelemeleri ön plana çıkarma eğilimine yöneltti. Ne var ki, mensup olduğum ulusun kökeni hakkında hiçbir sey bilmiyordum. Çünkü o güne kadar, hiçbir şekilde Kürt ulusunun tarihini araştırma, tarihsel bulguları değerlendirme gibi bir düşünce uyanmamıştı zihnimde. Ne eğitimim esnasında, ne de daha sonraki dönemlerde böyle bir ihtiyaç duymamıştım. Bunun "Osmanlılık" kavramının, Osmanlı devletine bağlı halkları ve etnisiteleri kapsayacak anlamda kullanılmasından başka bir nedeni yoktu ve kuşkusuz, bu durum, başka uluslara mensup olan her birimizi bir bakıma birleştirmişti. Zaman zaman kendime şöyle sorduğum oluyordu: Acaba Kürt ulusu hangi kökenden geliyor? Hangi eserleri meydana getirmiştir ve nasıl bir tarihe sahiptir?
(...)
"Kürtler ve Kürdistan Tarihi"
Muhammed Emin Zeki Beg