○ Gölgeler, üst üste binince daha mı karanlık oluyorlar? ● Emin değilim. ○ Hâlâ bilmediğim çok şey var. Hayat böyle bitiyor işte, galiba. ● Hemen anlarız şimdi! ○ Ne? Hirayama, Göğe bakan adam: Seni ve içinde kök salan yaşama sevincini…devamı○ Gölgeler, üst üste binince daha mı karanlık oluyorlar?
● Emin değilim.
○ Hâlâ bilmediğim çok şey var. Hayat böyle bitiyor işte, galiba.
● Hemen anlarız şimdi!
○ Ne?
Hirayama,
Göğe bakan adam:
Seni ve içinde kök salan yaşama sevincini asla unutmak istemiyorum. 🌾
Yapmaktan keyif aldığın şeyleri şartların debdebesine kurban etmeden yürekten yapma çabanın,
Ağaçların kıpırtısına olan merakın ve hayranlığın,
Onları çekime alırken yüzüne yerleşen tebessümün,
Bunları odanın bir köşesinden biriktirme gayretin,
Sade ama mutlu hissettiğin rutinin,
Kitaplara olan bağlılığın,
Bisiklet sürerken içinde uçuşan kelebeklerin,
Gündoğumunda arabanda çalan kaset eşliğinde sevinçle işine gidişinin,
Alarmla değil sokakları süpüren kadının süpürürken çıkardığı seslerle yorgun gözlerini aralayışının,
Ve daha seni yaşamımda bana hatırlatacak birçok detayın hayranıyım.
Senin gibi insanlar çoğalıp senin gibi insanları çoğaltsın, Allah'a duamdır.
Yaşam sizin gibilerle güzel Hirayama🌱
10/10
Ben gelmedim dava için, benim işim sevi için Dost'un evi gönüllerdir, gönüller yapmağa geldim🌾 Kitap, Yunus Emre'nin bu dizeleri ile başlıyor. • Okuduğum kitaplara sert eleştiriler yapmaktan hiç hoşlanmam. Bu yüzden henüz bitirdiğim bu kitabın beklentimi karşılamadığını daha yumuşak bir…devamıBen gelmedim dava için, benim işim sevi için
Dost'un evi gönüllerdir, gönüller yapmağa geldim🌾
Kitap, Yunus Emre'nin bu dizeleri ile başlıyor.
• Okuduğum kitaplara sert eleştiriler yapmaktan hiç hoşlanmam. Bu yüzden henüz bitirdiğim bu kitabın beklentimi karşılamadığını daha yumuşak bir dille ifade etmeye çalışacağım.
• Kemal Sayar'ın şair kişiliğini ve şiirlerini çok severim. Üzerine düşünebildiğin, farklı olmak için çabalamayan, derinlikli şiirleri var. Kendisi Psikiyatri alanında profesör, bu yetkinliğini şiirlerinde hissedebilmek mümkün.
• Fakat yazar kişiliği için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Kitap genel anlamda "Yavaşla" tanımına ve konusuna uyan bir içeriğe sahip fakat bölümleri birbirinden çok alakasız kalmış fikrimce. Dağınık ve bol bol sloganik ifadelerle bezenmiş bölümler mevcut. Bu durum okumayı kolaylaştırıyor ama okura yeni bir fikir kazandırma yönüyle çok eksik. Dili ise idare eder, bu konu için daha yetkin bir anlatım olsa daha çok okuturdu kendini sanki.
• Kitabı 3 parçaya ayıracak olursam baş-orta-son diye; ilk ve son kısımlarının bana yeni bir ufuk açmadığını belirtmem gerek, orta kısmı kendi açımdan okurken bana heyecan veren bir derinliğe sahipti diğer kısımlara nazaran.
• Genel manada günümüz yapay zeka toplumu ve sanayileşme sonucu insan dimağının sığlaşması, ilişkilerin sıradanlaşması, ânı yaşamanın zorlaşması üzerine kurulu bir konusu var.
• Zaten çoğu kez telefonumdan ya da evdeki diğer dijital araçlardan uzak, sakin bir odada okuduğum için bahsettiği bu konular beni okurken anlık bir motivasyona sürükleyecek bir vicdan azabına kapılamadım. Odağımı bozmadan hatrısayılır süreli okumalar yapabildiğim için de odak hakkında söylediklerinden kendime çok pay çıkaramadım.
• Öyle olmasa bir nebze kendime hisse çıkarıp kendimi iyileştirme adımlarını atmaya yönelik sözler verebilirdim belki. Bu açıdan bana katkısı olmasa da teknoloji ve modern dünyanın keşmekeşinin tam anlamda içerisindeki bir insana iyi bir terbiyeci olabilecek nitelikte bir kitap.
• Ayrıca son kısımlarda değindiği bazı konular da ilgi çekiciydi. Yazarın milliyetçilik ve Hrant Dink ile ilgili söyledikleri kendisine daha da ılımlı yaklaşmama sebep oldu.
• Günümüzde kadınların da çalışma hayatına girmesiyle beraber erkeklerin babalarından gördükleri tarzda "eve ekmek getiren veya evin reisi" rollerinin artık geçerliliğini eskisi kadar kesin çizgilerle koruyamadığını çok güzel anlatmış. Bununla beraber şimdiki baba-oğul ilişkilerinin de bu durumdan gözle görülür şekilde nasıl etkilendiğini, babalarda meydana gelen bir kafa karışıklığının mevcut olduğunu açıkladığı bölümleri çok beğendim.
• Okurken bol bol sayfa kıvırmışım, oralardan alıntı yaparım belki ayrı bir gönderide.
Şiirlerinin hayranı olduğum Kemal Sayar, Allah mekanını cennet eylesin. 🌱
Yavaşla, bu dünyadan bir defa geçeceksin:)
• Babaannem yanımda oturuyor, bahçede çay içiyoruz. Filmin son sahnesinde beni ağlatan şarkıyı açtım. İncelemeyi yazıyordum ki, başladı eskiden yaşadığı zorluklardan çektiği sıkıntılardan bahsetmeye... (Ben hiçbir şey sormadan söylemeden.) Müzik ve hissettirdikleri gerçekten evrenseldir. • Şarkıda ne mi diyor? Dokuz…devamı• Babaannem yanımda oturuyor, bahçede çay içiyoruz. Filmin son sahnesinde beni ağlatan şarkıyı açtım.
İncelemeyi yazıyordum ki, başladı eskiden yaşadığı zorluklardan çektiği sıkıntılardan bahsetmeye...
(Ben hiçbir şey sormadan söylemeden.)
Müzik ve hissettirdikleri gerçekten evrenseldir.
• Şarkıda ne mi diyor?
Dokuz kez çözdüm saçımın örgüsünü,
bir kez ören olmadı.
Dokuz kez açık bıraktım kapının kilidini,
bir kez içeri giren olmadı.
Dokuz kez dağlarda dolaştım maral gibi
bir kere bir avcı bile takip etmedi beni.
(Lela Tataraidze "Tskhrajer Chavshale")
• Çok sağlam film, bu imdb uydurmadan ibaret tekrar anladık. Bu kadar güzel bir konuyu mükemmel oyunculuklarla işleyebilmek, seyirciye duyguyu geçirmek kolay değil. Geçen izlediğim o derinliksiz film 8 imdb idi (Obsession), sorguladım ama şimdi anlıyorum aslını. Kaliteli işlerin alıcısı az oluyor.Türkiye'de çekildiğine gurur duyduğum bir yapım.
• Filmde Lia'yı oynayan Leyla Tanlar ve filmin yönetmeni Özcan Alper'in katıldığı bir röportaj'da Leyla Tanlar bu rolün kendisini çok zorladığını söylüyor, anne olmadığı için role hazırlanmakta güçlük çektiğini belirtiyor.
• Sağlık Ticareti'nin yaygın hale geldiği toplumlarda bile bir kadının hem Taşıyıcı Annelik hem de donör olmadığını, bununla da kalmayıp bir de 6 ay boyunca bebeğini emzirdiğini düşündüğüm zaman bu durum aslında bir annenin bebeğinden koparılması demek oluyor. Çünkü donör Lia, bebeği taşıyan Lia, bebek Lia'nın bebeği bu durumda.
Bu işi ücretli yapıyor olsa da bu Lia karakteri için inanılmaz zor bir durum. Filmde de bir sahnede bunu belirterek "Ben böyle düşünmemiştim." diyor. Sütünün memesinde birikmesi ama bebeğini artık emziremeyecek olması, taze bir anne için müthiş bir acı.
• Biraz da Timuçin Esen'den bahsetmek istiyorum. Kendisini aşırı beğeniyorum, inanılmaz seyir zevki veren bir oyuncu. Burada da rolünün hakkını vermiş, filmin sonunda hıçkırıklarla ağlaması beni bitirdi.
• Yaklaşık 1 hafta önce izledim ama beni etkilediği için o an inceleme yazmak istemedim. Duygularıma yenilirim de nesnelliğimi koruyamam diye.
Şimdi ise dilini bilmesem bile beni derinden etkileyen bu şarkı eşliğinde yazıyorum bu incelemeyi. Sözlerinin anlamına bakmadan önce bile aslında ne dediğini hissediyordum.
Bu his denen şey çok tuhaf, insana bilgelik yüklüyor.
İzleyinnn.
Spoiler içeriyor
Beklentimi karşılamadı, gereksiz popüler hale getirildi Raf ahalisi tarafından bence. Kaçık Nikk ödümü koparttı. Bear daha stratejik davranabilir, iki masum insanın ve kendisinin ölümüne engel olabilirdi. Ne yazık ki diğer gönderilerime benzer uzun soluklu bir inceleme olmayacak bu. Kardeşim ile…devamıBeklentimi karşılamadı, gereksiz popüler hale getirildi Raf ahalisi tarafından bence.
Kaçık Nikk ödümü koparttı. Bear daha stratejik davranabilir, iki masum insanın ve kendisinin ölümüne engel olabilirdi.
Ne yazık ki diğer gönderilerime benzer uzun soluklu bir inceleme olmayacak bu.
Kardeşim ile izledim, kılı kıpırdamadı.
6/10 anca, 8 İmdb'yi asla haketmiyor.
"Güvercinler açılmış kitaplara benziyor." Tarihi NATO Zirvesi hakkında konuşuluyorken ve gündemde hâlâ Miçotakis ile ilgili espriler dönerken bu kitabı okuyup bitirmek oldukça manidar geldi. ● Sizin dilde her sözcüğün sonuna bir "s" geliyor, öyle değil mi? ○ Evet. ● Ben…devamı"Güvercinler açılmış kitaplara benziyor."
Tarihi NATO Zirvesi hakkında konuşuluyorken ve gündemde hâlâ Miçotakis ile ilgili espriler dönerken bu kitabı okuyup bitirmek oldukça manidar geldi.
● Sizin dilde her sözcüğün sonuna bir "s" geliyor, öyle değil mi?
○ Evet.
● Ben duydum, horozlarınız "Ü'ürü-üüüüs!" diye ötermiş.
○ Evet! Ya sizinkiler nasıl öter?
● "Ü'ürü-üüüüü!" Bizim sözcüklerin sonunda "s" yoktur.
Buna çok güldüm:)
Bir yazarın kitabı yazdığı döneme özel değil de, her okurun ne zaman okursa okusun gülebileceği espriler yapması aşırı hoşuma gidiyor.
Konuya gelirsek Ürgüp ve Larisa'yı kardeş şehir yapmaya kadar giden bir gönül birliğinin, kitap sevgisinin, ortak geçmişin işlendiği sıcak bir atmosfer sunuyor bize yazar.
Köylere eşeklerle kitap taşıyıp, karanlıkları aydınlatmak için çabalayan yürekli bir adamdan ve onun mücadeleyle dolu hayatından söz ediyor. Bunu yaparken 1924'te yaşanan göçü, Rumlar'ın Anadolu'dan ayrılıp Yunanistan'a yerleştirilmesini konu ediniyor.
Ürgüp halkına ve tüm dünyaya mücadelesiyle kendini "Eşekli Kütüphaneci" olarak tanıtan Mustafa Güzelgöz;
her bireyde kitap sevgisinin anne sevgisi, yurt sevgisi gibi doğal olarak bulunduğunu fakat içlerinde bir yerlerde uyandırılmayı beklediğini savunur, bu sevgiyi uyandırmak adına çok fazla değerli iş yapar.
Bu mücadeleye yazmanın yanında bir de şahitlik eden Baykurt ise yer yer dinden ve siyasetten iğnelemelerle karşımıza çıkar.
Ben şahsen özellikle bazı yerlerinde belirgin gıdıklamalar farkettim.
Fakat bunlara takılıp asıl konuyu gözardı etmek gibi bir hataya düşmek istemedim.
Hatta bu detaylar değindiği konuları araştırmaya sevk etti beni diyebilirim.
Bahsettiğim konulardan biri de zamanında Köy Enstitüleri'ni kimin kapattığı üzerineydi.
Gerçekten yazarın düşündüğü gibi Adnan Menderes mi kapattı yoksa bunun bir önhazırlığı vardı da işlevselliği yitirdi diye mi kapatıldı? Kapatılması için işlevselliğini belirli kısıtlamalarla bozan veya kapatılması için önhazırlıkta bulunan kişi İsmet İnönü müydü?
Biraz araştırma yapsam da bunlara pek tatmin edici cevaplar bulamadım, bilgisi olan düşüncelerini yazarsa çok sevinirim.
Dilini biraz daha iyi olabilirdi diye,
7/10
Kûsi ji Dıfırın🥹 "Feminist'im." veya "İnsanım." diye geçinen herkesi Agrîn'in yürek burkan hikayesine ortak olmaya davet ediyorum. Tekrar tekrar izlesem de bu dramı bu şarkıdan daha güzel anlatabilmem mümkün değil. Yürek verelim🎶 ... Ji min re gotin, li Qamişlo Dîlber…devamıKûsi ji Dıfırın🥹
"Feminist'im." veya "İnsanım." diye geçinen herkesi Agrîn'in yürek burkan hikayesine ortak olmaya davet ediyorum.
Tekrar tekrar izlesem de bu dramı bu şarkıdan daha güzel anlatabilmem mümkün değil.
Yürek verelim🎶
...
Ji min re gotin, li Qamişlo
Dîlber hatî mest û gêj e
Li ser êşa wê dîlberê
Yek şîretê kes nebêje
Gotin bûk e, lê biçûk e
Çîroka wê pir dirêj e
Destê Rojdar birîndar im
Bi neynûka te dirêj e
Ji min re gotin li Amedê
Dîlber hatî pir dinale
Ber çavê min ji hêstir e
Şev û rojên sor xeyal e
Gotin bûk e, lê biçûk e
Çîroka wê pir dirêj e
Destê Rojdar birîndar im
Bi neynûka te dirêj e
...
Türkçesi yorumda...🌱
• Oyunculuklar çok iyiydi, küçük Hamnet ve annesi inanılmaz bir performans sergilediler baştan sona. Küçücük çocuğun o ağlaması, o role kendini kaptırışını hayretle izledim. • Çok bir şey demeye gerek yok, yeteri kadar övüldü zaten ama o doğum-ölüm sahneleri vesaire…devamı• Oyunculuklar çok iyiydi, küçük Hamnet ve annesi inanılmaz bir performans sergilediler baştan sona. Küçücük çocuğun o ağlaması, o role kendini kaptırışını hayretle izledim.
• Çok bir şey demeye gerek yok, yeteri kadar övüldü zaten ama o doğum-ölüm sahneleri vesaire çok etkileyiciydi diyebilirim.
Görsel kalite olarak da göze hitap eden sahne renkleri ve düzeni hakimdi.
• Çok ağladım, en son ekranı göremiyordum sakinleşmeye çalıştım ama o baş ağrısı geçmedi.
• Bir insanın evladının gözünün önünde can çekişerek öldüğüne şahitlik etmesi, dehşet verici. O yüzden kadının yanında değildi diye kocasını suçlaması oldukça doğal, içim parçalandı. Sona doğru araları düzeldi, yara kabuk tutar gibi oldu ama öyle olmayacağı da seyirciye geçirildi.
En son When Life Gives You Tangerines'te bu konu yine harika işlenmişti, bu film o dramın ve kurgunun yanından bile geçmez ama başarılıydı yine de.
• Ağlamak isteyen; bir annenin sessiz ve derin mücadelesini, yürek sızısını iliklerine kadar hissetmek isteyenler mutlaka izlesin.
8/10
• Beklentimi karşılamadı, bunun sebebi NBC'nin diğer filmlerinin üstüne çıkar diye düşünmemdi. • Olaydan çok sahnelerin izleyiciye ne kadar geçeceğine odaklanılmış. İzlerken en gerçek haliyle akıp gidiyor film. Bile isteye konmuş boşluklar, bakışmalar ve nefes alış verişler; izlerken aynı zamanda…devamı• Beklentimi karşılamadı, bunun sebebi NBC'nin diğer filmlerinin üstüne çıkar diye düşünmemdi.
• Olaydan çok sahnelerin izleyiciye ne kadar geçeceğine odaklanılmış. İzlerken en gerçek haliyle akıp gidiyor film. Bile isteye konmuş boşluklar, bakışmalar ve nefes alış verişler; izlerken aynı zamanda düşünmeni sağlıyor.
Ceylan'ın tarzını bilen biri için ezber bozmamış.
Fakat ben Ahlat Ağacı, Kış Uykusu ve Kuru Otlar Üstüne filmlerindeki o enfes ikili diyalogların beklentisi içerisine girdim.
Doktor ve savcı sahneleri bunu bir nebze karşılasa da fikirlerin savunulduğu o düşündüren, odak isteyen diyaloglar yoktu denebilir.
• Tüm bunlara rağmen sıkılmadan izledim, o karakterlerin psikolojik ruh halini bakışlarından, mimiklerinden, cümlelerinden anlamaya çalışmak hep zevkli gelmiştir.
• Yılmaz Erdoğan'nın karakterini çok beğendim, bir tek ona kanım ısındı. Onu izlerken iyiliğe olan inancım yeşerdi.
O gece orada olan tüm erkek karakterlerden tiksindim diyebilirim, çok umursamazca tavırlar sergiliyorlardı. Hepsi hayatlarında bir şekilde başarısız olmuş ve yenilgiye uğramış ama bunu kendine yediremeyen tiplerdi.
• İnsan iç huzurunu ve kendisine olan saygısını ne olursa olsun yitirmediği müddetçe insandır. O karakterlerin hiçbirinin gözünde o iç huzur yoktu, derin pişmanlık ve özlemlerle dolu koyu bakışlar içimi kararttı resmen. Bu durum olumsuz değil aksine insanın kendinin farkına varabilmesi için olumlu. Bir şeyler okumak ve izlemek özfarkındalığın inşaası için önemli bir yapıtaşı, iyi ile de kötü ile de terbiye oluruz.
Bu yüzden taşrada geçen her hikaye, her karakter tipi insana bir şey öğretmek için oradadır, umarım iyi örneklerden de kötü örneklerden de doğru dersi en verimli şekilde alabiliriz.
7/10
(Ceylan'ın kendisi 10 ise bu film o potansiyelin ancak yüzde yetmişidir. Ödül almış olsa da...)
Spoiler içeriyor
"Korkmamalıyım. Korku, katilidir aklın." • Tam zamanında izledim diyebilirim, ikinci kitabını bitirdikten hemen sonra izleseydim bu kadar keyif alamazdım. • Olay örgüsünü bilmeme rağmen hayretler içerisinde izledim bu filmini de, uyarlama çok kaliteli çok özenli çok gerçek. Okuyucunun bile okurken…devamı"Korkmamalıyım. Korku, katilidir aklın."
• Tam zamanında izledim diyebilirim, ikinci kitabını bitirdikten hemen sonra izleseydim bu kadar keyif alamazdım.
• Olay örgüsünü bilmeme rağmen hayretler içerisinde izledim bu filmini de, uyarlama çok kaliteli çok özenli çok gerçek. Okuyucunun bile okurken hayal edemeyeceği detaylarla bezenmiş. Kim ne derse desin bilim-kurgu'da farklı bir seviye şu yapılan.
Dinin ve fanatiklerinin, inanışların, hırsların, zayıflıkların ve yeteneklerin bir araya geldiği; Mesih, Mehdi inanışının yüzlerce yıl sonra bile süregidip bambaşka bir gezegende bambaşka insan ırkların bile pençesine alabileceğinin anlatıldığı inanılmaz bir senaryo. Lisan-al Gaib, Mehdi, Mesih; ismi her ne olursa olsun din insanları bir umuda bağlamaya devam ediyor.
Onca suyu toplamaları, Fremenlerin o yenilmez yıkılmaz umutları, o üstün yetenekleri, o sarsılmaz inançları; çölü yeşillendirmek, bir cennet yaratmak için yaptıkları fedakârlıklar... Ben ne okuyorum dediğimi hatırlıyorum.
• Kitaplarını da filmlerini de hep öveceğim sanırım. Bana çok hitap ettiği içinse olumsuz bir yanını bulmak ve dile getirmek çok zor. Frank Herbert tarzını hep sevmişimdir.
• Oyunculuklardan bahsetmeme gerek var mı bilmiyorum, ilk filmdeki ufak tefek acemilikler törpülenmiş performanslar daha ileri seviyeye taşınmış. Zaten oyuncular bildiğim, daha birçok yapımdan takipte olduğum oyuncular. Rebecca Ferguson'un verdiği seyir zevki için bile izlenir ama Zendaya ve Timothèe için de aynı şeyleri söylemek mümkün.
Rolleriyle, mekanla uyum sağlamış adeta bütünleşmişler.
Stilgar, Gurney Halleck kitapta okurken bile karakterlerine hayran kaldığım adamlar, o müthiş heybetleri izlerken de okurken de insanı heyecanlandırıyor.
(Duncan Idaho en sevdiğimdi ama ilk filmde kaldı.)
• Şu iğrendiğim karakterlere de değinmeden geçmek istemiyorum: Baron ve Feyd Rautha
O kadar mide bulandırıcılardı ki izlerken ister istemez yüzümü ekşittiğimi farkediyordum.
Tabii kurgu onlarla tamamlanıyor, onların da oyunculuklarını çok yerinde ve kaliteli buldum.
• Kitapla uyuşmayan kısımları var elbette, çok önemli detaylar değil birçoğu ama umarım düşündüğüm şeyi yapmamışlardır. Yüz dansçıları 3. bölümde Paul'un aynı zamanda arkadaşı olan bir hocası kılığına girerek aralarına sızmaya çalışıyor, umarım onu yaparlar. 2. kitap Dune Mesihi'nde en çok etkilendiğim ve filmde sabırsızlıkla beklediğim yer orasıydı.
Alya'nın doğduğu ve olaylara açıktan dahil olduğu kısımlar da üçte olacak, bu da beni heyecanlandırıyor. Alya karakterini ufak bir gösterdiler, bence gayet iyi bir seçim.
Baharatın etkisi mavi göz detayları daha gizemli kılmış.
• İlk iki kitabındaki tüm olayları içermiyor neyseki, bu da demek oluyor ki 3. bölüm çok daha keyifli olacak.
Çok konuştum ama değdi. Artık 3. kitabı okuyabilirim aynı hevesle.
10/10 ♡
(...) Bu kitabı nasıl yazdım Türkiye'de "Osmanlı" kavramı bütünüyle ortadan kaldırılıp yerine Türk" ve "Turan" kavramları kullanılmaya başlandığı andan itibaren, ben de Türk olmayan her Osmanlı vatandaşı gibi doğal olarak Türklerden ayrı bir ulusal kimliğin bilincine vardım. Bu bilinç, beni…devamı(...)
Bu kitabı nasıl yazdım
Türkiye'de "Osmanlı" kavramı bütünüyle ortadan kaldırılıp yerine Türk" ve "Turan" kavramları kullanılmaya başlandığı andan itibaren, ben de Türk olmayan her Osmanlı vatandaşı gibi doğal olarak Türklerden ayrı bir ulusal kimliğin bilincine vardım. Bu bilinç, beni duygusal ve duyarlı bir ulusculuğa ve ulusal nitelemeleri ön plana çıkarma eğilimine yöneltti. Ne var ki, mensup olduğum ulusun kökeni hakkında hiçbir sey bilmiyordum. Çünkü o güne kadar, hiçbir şekilde Kürt ulusunun tarihini araştırma, tarihsel bulguları değerlendirme gibi bir düşünce uyanmamıştı zihnimde. Ne eğitimim esnasında, ne de daha sonraki dönemlerde böyle bir ihtiyaç duymamıştım. Bunun "Osmanlılık" kavramının, Osmanlı devletine bağlı halkları ve etnisiteleri kapsayacak anlamda kullanılmasından başka bir nedeni yoktu ve kuşkusuz, bu durum, başka uluslara mensup olan her birimizi bir bakıma birleştirmişti. Zaman zaman kendime şöyle sorduğum oluyordu: Acaba Kürt ulusu hangi kökenden geliyor? Hangi eserleri meydana getirmiştir ve nasıl bir tarihe sahiptir?
(...)
"Kürtler ve Kürdistan Tarihi"
Muhammed Emin Zeki Beg