Uff çok kaliteli bi dizi be. İyi ki devam etmişim. İlk çıktığı zamanlar 3 4 bölüm izlemiş ve devam etmemiştim ama şimdi ilk sezonu bitirdim. Her şeyiyle mükemmel bir ilk sezon. Bu dizi bitirilir. Çok böyle finansal suç dramalar izlemem…devamıUff çok kaliteli bi dizi be. İyi ki devam etmişim. İlk çıktığı zamanlar 3 4 bölüm izlemiş ve devam etmemiştim ama şimdi ilk sezonu bitirdim. Her şeyiyle mükemmel bir ilk sezon. Bu dizi bitirilir. Çok böyle finansal suç dramalar izlemem ama bu diziyi izleten bir şeyler var. Oyunculuklar harika, karanlık ton mükemmel, kara mizah yerinde ve merak ediyorsun. Bakalım önümüzdeki 3 sezon nasıl ilerleyecek. Hakikaten kaliteli dizi.
Sinemori, bizim oyunculara en sevdiğiniz üç filmi soruyor ya. Altındaki yorumları okumak insanı güldürüyor. Neden biliyor musunuz? Oyuncuların söyledikleri filmlerin bilinmeyen, aptirik guptirik filmler olduğunu söylüyorlar. Neymiş Yüzüklerin Efendisi, Yıldızlararası, Harry Potter gibi filmler neden söylenmiyormuş... BENİM SİNEMA KÜLTÜRÜM YOK,…devamıSinemori, bizim oyunculara en sevdiğiniz üç filmi soruyor ya. Altındaki yorumları okumak insanı güldürüyor. Neden biliyor musunuz? Oyuncuların söyledikleri filmlerin bilinmeyen, aptirik guptirik filmler olduğunu söylüyorlar. Neymiş Yüzüklerin Efendisi, Yıldızlararası, Harry Potter gibi filmler neden söylenmiyormuş... BENİM SİNEMA KÜLTÜRÜM YOK, BEN CAHİLİM, YÖNETMEN BİLMİYORUM, SİNEMA BİLMİYORUM, SİNEMA BİLGİM YALNIZCA NOLANDAN ibaret demiyorlar da vırt zırt diyorlar. Yahu oyuncu bir insan zaten film kültürü gelişmiş biri olmalı arkadaşlar. Bir oyuncu çıkıp herkes tarafından bilinen, popüler, gişe canavarı filmleri saymak zorunda değil. Kaldı ki zaten bunlar izlemişlerdir. Abbas Kiyarüstemi, Asghar Farhadi, Haneke, Bergman, Tarkovsky, Tornatore yani bu isimleri söyleyen bir kişi zaten bilinçli yorum yapıyordur ve bunların yönettekileri filmler de çok güzeller. Sinema bilgisi olmayan insanların, bu kültüre sahip olmayanların, karşıdaki insanı küçümsemesi bana çok aptalca geliyor. Komik geliyor. Bir de kendilerinin haklı olduklarını düşünüyorlardır. 😂
Bakınız cahillik tam olarak budur. Burada hiçbir hakaret yoktur. Madem senin sinema bilgin, zevkin üç beş isimden ibaret o zaman otur orada kal. Siz bilgisizsiniz, zevksizsiniz diye herkes sizin gibi olacak diye bir şey yok!..
Bir güncelleme gönderisi de benden.. Oyuncular hakkında, oyuncu profili altında gönderi paylaşabilmek harika olurdu. O kadar beğendiğim performanslar var ki az önce Instagramda Mark Ruffalo'nun Spotlight filmindeki bir sahnesine denk geldim, mükemmel kelimesi yetersiz kalırdı. Oyuncu ve yönetmen biyografisi, favorilerimize…devamıBir güncelleme gönderisi de benden..
Oyuncular hakkında, oyuncu profili altında gönderi paylaşabilmek harika olurdu. O kadar beğendiğim performanslar var ki az önce Instagramda Mark Ruffalo'nun Spotlight filmindeki bir sahnesine denk geldim, mükemmel kelimesi yetersiz kalırdı. Oyuncu ve yönetmen biyografisi, favorilerimize ekleyebilmek aynı şekilde uygulamayı kültürel açıdan daha da ileriye götürürdü. Hem sürekli bugün şunu yaptım, bunu yaptım tarzındaki gönderilerdense bunlar artış gösterebilirdi.
Herkeste böyle mi bilmiyorum. Gönderi paylaşım esnasında normalde ilk harf hep büyükle başlardı otomatik. Şimdi kendim klavyeden düzeltmem gerekiyor. 1600 küsur film izlememe rağmen 1.7k gözüküyor. Böyle bazı hatalar da var. Zamanla düzelecektir diye umuyorum. Ben şahsen mor renk temasını çok sevemedim. Eskisi daha güzel ve nostaljikti. Her şeye rağmen çok güzel bir uygulamamız var bence. Geliştirenlerin ve katkıda bulunanların ellerine sağlık diyelim. Yıllardır buradayız, eksiğini de güzelliğini de belirtip teşekkür etmek borçtur. 🤍
Jafar Panahi, İran yönetimi tarafından film yapma yasağı almış bir yönetmendir. Ve normal şartlarda İran'da film çekemez. Ama kendisi, resmi makamlardan izin almadan gizli bir şekilde, ekibiyle birlikte filmlerini çekiyor. Bu film de, Tahran ve çevresinde çekilmiş. Dikkat ettiğimizde şehir…devamıJafar Panahi, İran yönetimi tarafından film yapma yasağı almış bir yönetmendir. Ve normal şartlarda İran'da film çekemez. Ama kendisi, resmi makamlardan izin almadan gizli bir şekilde, ekibiyle birlikte filmlerini çekiyor. Bu film de, Tahran ve çevresinde çekilmiş. Dikkat ettiğimizde şehir içinde geçmediğini görüyoruz olayların, daha çok kırsal, çöl alanlar kullanılmış. Ve tabii ki uluslararası bir ortaklıkla, mesela Fransa bu ülkelerden biri, bunların yardımıyla kurgu süreci tamamlanıyor. Öğrendiğime göre Panahi, filmlerinin çoğunda amatör oyuncu kullanıyormuş. Çünkü filmlerini gizlice çektiği için, profesyonel oyuncular bu riske girmek istemez ve baskıya gelemezler. O yüzden biraz da Kiyarüstemi'nin "Yeni Dalga" geleneğini devam ettiriyor diyebiliriz. Nitekim Görünmez Kaza filminde de oyuncuların profesyonellikten uzak olduğunu görebiliyoruz. Yönetmenlerin bu seçimleri, kendi düşüncelerince sinemaya gerçeklik katıyor. Ama şahsımca bu filmdeki birkaç oyuncu çok çok kötü oyunculuk sergilemişler. Dikkatten kaçmıyor maalesef.
Ve çok şaşırıyorum. Böyle kaçak, göçek film çekiliyor. Amatör oyuncuların çoğu da İran'da yaşayan kimselermiş. Şüphesiz bu büyük riskin ve tehlikenin farkındalardır ama neden yani? Çünkü İran hükümeti kesinlikle farkındadır, kör değildir, Panahi filmleri Cannes'ta boy gösterirler genelde... Hal böyleyken bu oyuncular, neden kendilerini böyle tehlikeye atarlar acaba? Çünkü ciddi yaptırımla karşılaşabilirler...
Her neyse.. E böyle bir adam film çekiyorsa zaten sistem eleştirisiz bir yapım beklenmez sanırım... Ailesi olan topal bir adam kaçırılıyor ve kaçıran kişiler, İran rejimini desteklemeyen, daha önce topal bir adamca hapishanede işkence görmüş kişiler. Ortada bir sorun var. Hem de çok büyük: Kaçırdıkları bu topal adam, gerçekten kendilerine işkence eden kişi mi? Çünkü hapishanede gördükleri muameleler sırasında hepsinin de gözleri kapatılmış ve kendilerine işkence edeni de görememişlerdir... O mu değil mi... İran filmlerinde gördüğümüz ahlaki ikilemlerin çatışması, bu filmde de seyirciyi sonuca kadar merak ettiriyor ve düşündürüyor... Sonu da çok büyük bir etki bırakmadı ancak, izleyenlerce farklı şekillerde düşünülebilir bir sondu.
Panahi filmlerinin bir anlatısı var izliyoruz, düşünüyoruz ama bu filmler aynı zamanda büyük bir politik gerilim sebebi olabilir İran ve filmin yapım sürecini destekleyen Avrupa ülkeleri arasında... Ki zaten öyledir de.. O yüzden hayret ediyorum sadece. Filmi de beğendim diyemem. Ödül alacak bir iş göremedim, çok daha güzelleri çekildi. Keza İranlı diğer yönetmenlerin buna göre başarılı eserleri var... ama oturdum ve sadece izledim, merak uyandırdı, sıkıcı değildi pek.
Hemen hemen hiç germeyen bir Kore dizisiydi. Romantizm bir an eksik olmadı. Aksiyon veya karanlık sahneler de buna engel değil, her köşeden aşk fışkırıyor 😄. Başrol oyuncuları daha önce hiç izlemedim ama çok uyumlulardı. Dizinin konusu daha ilk bölümden ilgi…devamıHemen hemen hiç germeyen bir Kore dizisiydi. Romantizm bir an eksik olmadı. Aksiyon veya karanlık sahneler de buna engel değil, her köşeden aşk fışkırıyor 😄. Başrol oyuncuları daha önce hiç izlemedim ama çok uyumlulardı. Dizinin konusu daha ilk bölümden ilgi çekiyor, hafızasını kaybetmiş bir savcı kadın... 12 bölüm olduğu için ve bölümler en fazla bir saat sürdüğü için izlemek çok kolaydı. Dövüş sahneleri ve bazı yerler mantık hatası içerse de başkarakterlerin aşkı ve keyifli diyalogları bunu unutturuyor. Zaten bu diziden beklenti sadece güzel ve keyifli bir seyir olmalı. Ara sıra böyle diziler, ilaç etkisi yaratıyor.
Sadece son bölümde açığa çıkması gereken bir şey vardı diye düşünüyorum. Spoiler vermek istemediğim için detaya girmeyeceğim, izleyen bilir ne demek istediğimi. Bu yüzden bir tık eksik tamamlandığını düşünüyorum hikâyenin ama güzel mutlu bir sondu. Anlatacağı ve vereceği pek bir şey kalmamıştı zaten. Sıkmadan izleten hoş bir diziydi. Başrol adam 38, kadın da 33 yaşındaymış. Yaşlarını anlamak biraz zor 😂
Bu Won Bin tam bir hayalet oyuncu. İzleyen bilir; Mazisi Olmayan Adam, Mother ve Tae Guk Gi filmleriyle ünlüdür. Ve bu üç film de Kore sinemasının güzel örneklerindendir. Won Bin'in ülkesine sinema konusunda katkısı şüphesiz çok büyük. Adam çok seçiçi…devamıBu Won Bin tam bir hayalet oyuncu. İzleyen bilir; Mazisi Olmayan Adam, Mother ve Tae Guk Gi filmleriyle ünlüdür. Ve bu üç film de Kore sinemasının güzel örneklerindendir. Won Bin'in ülkesine sinema konusunda katkısı şüphesiz çok büyük. Adam çok seçiçi biriymiş. Train To Busan, Descendants Of The Sun, Along With The Gods gibi yapımlardan gelen başrollük teklifini reddetmiş adam 😂 Bu üç yapım da, özellikle Train To Busan harika bir filmdir. Ve Won Bin reisinki usta işi bir reddediş sanırım ahsjsksj
Ayrıca bu teklifleri reddetme nedeni de karakterlerin imajına uymamasıymış. Gerçekten seçici davranmış yani. Mazisi Olmayan Adam 2010'da vizyona girmişti ve adam 16 senedir ne sinemada ne de tv dizilerinde var. Aslında bi Park Chan Wook filmine de yakışırdı...
Yönetmen Kristoffer Borgli'nin daha önce Syk Pike filmini seyretmiştim. Hatırladığım kadarıyla narsisizmle dolu toksik bir ilişkiyi ele alıyordu. Yönetmen toplumsal eleştirilerini kara komedi ve absürt mizahla buluşturarak seyirciye sunuyor genelde. Psikolojik gerilimi de eksik etmiyor ki The Drama bunun güzel…devamıYönetmen Kristoffer Borgli'nin daha önce Syk Pike filmini seyretmiştim. Hatırladığım kadarıyla narsisizmle dolu toksik bir ilişkiyi ele alıyordu. Yönetmen toplumsal eleştirilerini kara komedi ve absürt mizahla buluşturarak seyirciye sunuyor genelde. Psikolojik gerilimi de eksik etmiyor ki The Drama bunun güzel bir örneğiydi. Huzursuzluğu karakterler üzerinden çok güzel yansıtıyor ve seyirciyi sanki bir anksiyete krizine veya bir çeşit iç rahatsızlığına davet ediyor.
Tatlı bir tanışma sahnesiyle başlayan film bizi gittikçe tekinsizleşen bir atmosferin içine bırakıyor. Emma (Zendaya) ve Charlie (R. Pattinson) çifti evlenmeye karar verdiklerinde hemen ardından kendilerini bir krizin içinde buluyorlar. Krizin başlıca nedeni Emma'nın geçmişinde, 14 yaşındayken okuluna bir silahlı saldırı yapmak istemesi(!) ve bundan tesadüfen vazgeçmesi. Charlie bunu şaşkınca öğrendiğinde psikolojisi gittikçe bozulmaya başlıyor. Robert Pattinson, kontrolünü kaybeden, sinir krizinin eşiğindeki erkeği mükemmel canlandırmış. Ruh halinden ötürü oluşan o panik, kaygı ve kontrolsüzlük performansı profesyonelceydi.
Emma ise karanlık geçmişi adım adım çözüldükçe içi hezeyanla doluyor. Pattinson'ın dışa dönük patlayan duygularına karşın Zendaya sessiz bir gerilim yaşıyor performansında. Ve çiftin ilişkisi sağlıklı olmaktan çıkarak her birinin psikolojik savaşına dönüyor. İkili arasındaki kimyayı eleştirenler olmuş, uymamışlar şeklinde yorumlar gördüm lakin belki yönetmen Borgli bilerek uyuşmaz bir kimya oluşturmak istemiş olabilir. Sonuçta Emma ve Charlie için mükemmel bir çift diyebilir miyiz? Hayır. İki oyuncu da bana kalırsa doğallardı ve huzursuz edici performansları başarılıydı.
Hayatta gördüğümüz binlerce çiftin aralarındaki ilşki kaotik çatlaklarla dolu olabilir. Instagramda görülen her güler yüzlü fotoğraf kişiyi bize tanıtmaz. Fotoğraflar bazen yalnızca bir insan aldatmacasıdır. Emma'nın karanlık geçmişi öğrenilince, fotoğraf çekiminde ikili arasındaki mesafe tam anlamıyla aralarındaki gerilimi açıklıyordu. İnsan düşünen bir varlıktır ve kafasına bir şey takıldığında, her şey mükemmelmiş gibi davranamaz. İnsanlar partnerlerine, eşlerine yabancı da çıkabilirler. Tüm bunların yanı sıra, evlilik konuşması için hazırlık, DJ, Dans, fotoğraf çekimi hepsi de sırrın ortaya çıkmasıyla beraber arka planda gösteriş olarak kalıyorlar; yani tüm bunlar aslında gerekli mi? Öyle ki filmdeki yan karakterler bile sözde arkadaş gibiydiler, çizilecek mutluluk tablosunda rolleri vardı yalnızca...
Filmin sonuysa umut vaat ediyor şahsen. Karanlık bir son olduğunu düşünmüyorum. Ama filme yakışır bir bitimdi. Geçtiğimiz yılın öne çıkan filmlerinden Drama'yı sonunda izlemiş oldum. Bir sitemde bulunacağım. Sanırım insanlar bir şey izlerken derinlere inmek istemiyor, youtubedan öylesine video izlercesine geçiştirmek ve 1 buçuk hızda ilerletmek istiyorlar filmleri. Bu tür izleyiciler çoğaldı mı bilmiyorum ama The Drama asla çöp bir film değildi! Robert Pattinson'ın yakışıklılığı değerlendirme için daha önemli sanırım, keza canlandırdığı karaktere dair yorumlar çok az...
Duygusal bir film. Çok hoştu. Ve işin içinden Japonların çıkmasına ve onlara dair şeylere rastlamamıza yine, yine şaşırmadım. İlk yarısı başka, diğer yarısı bir başka hisler barındırıyor film. Branden Fraser'ın karakteri de dahil filmdeki herkeste bir yalnızlık vardı ve hayatlarında…devamıDuygusal bir film. Çok hoştu. Ve işin içinden Japonların çıkmasına ve onlara dair şeylere rastlamamıza yine, yine şaşırmadım. İlk yarısı başka, diğer yarısı bir başka hisler barındırıyor film. Branden Fraser'ın karakteri de dahil filmdeki herkeste bir yalnızlık vardı ve hayatlarında bununla baş etmek için "Rental Family" şirketine girmiş gibilerdi aslında. Bu şirket, başkalarının hayatlarındaki eksiklikleri gidermek için rol yaparak onlara duygusal destek sağlıyor fakat zamanla en büyük eksikliği kendileri yaşıyorlar. Çünkü sevgide, bağlılıkta yalanın ve rolün bir etkisi yoktur, bunlar yalnızca karşıdakine zarar verir, duygularını hüsrana uğratır. Sevgi gerçek bir duygudur ve bu ancak gerçek hislerle tamamlanabilir...
Filmin mesajını veriş biçimi çok huzurluydu. Özellikle en son Rental Family grubunun cenaze sonrası birbirine sarılmaları, beraber yürümeleri ve yalnızca yapay bir iş arkadaşlığından ziyade gerçekten bir aile gibi durmaları, bunu idrak etmeleri hoş düşünülmüş. Brandan Fraser'ı uzun bir zamandır izlemiyordum ve filmdeki duygusal performansı başarılıydı. Ayrıca kariyerini yeniden canlandırması, böyle filmlerde rol alması da takdire şayan. Saygı duyuyorum.
İşte koskoca evreni sırtlamak budur. Helal olsun Dan Trachtenberg! Ölmeye yüz tutmuş Predator film serisini 2022'de "Prey" ile canlandırmıştı ve şimdi Badlands ile yürütmeye devam ediyor. Prey, 1719'da oldukça eski bir zamanda geçiyordu. Badlands ise olayları uzak bir geleceğe taşıyor.…devamıİşte koskoca evreni sırtlamak budur. Helal olsun Dan Trachtenberg! Ölmeye yüz tutmuş Predator film serisini 2022'de "Prey" ile canlandırmıştı ve şimdi Badlands ile yürütmeye devam ediyor. Prey, 1719'da oldukça eski bir zamanda geçiyordu. Badlands ise olayları uzak bir geleceğe taşıyor. Muhtemelen 25. yy gibi bir zaman. Yönetmenin bunu tercih nedeni, filmi Alien Romulus ve Alien: Earth yapımlarından sıyırmak olabilir. Yani olayların bağını, sürekliliğini fazla bağdaştırmak ve izleyiciyi bu detaylarla boğmak istememiş diye düşünüyorum, akıllıca bir karar.
Alien ve Predator kardeş seriler arkadaşlar. Ayrı ayrı izlenebilir ama ikisinde de dünyanın gelişmiş teknolojisinin ardında Weyland-Yutani denilen bir şirket var. Ve bu şirket sentetikler üretmeyi başarıyor. Prometheus ve Covenant'ta (Alien filmleri) Michael Fassbender'i hatırlıyorsanız.. O sentetik bir karaktere hayat vermişti. Serinin ilk filmi Alien'da (1979) bu sentetikler ilk defa karşımıza çıkmıştı. Hatta insanmış gibi kandırıyordu Nostromo mürettabını. İkonik bir sentetikti ve şimdi yazarken bile deli gibi özlüyorum. 2024'te Fede Alverez bir Alien filmi çekmişti, Romulus... Andy adlı bir sentetikle karşılaşmıştık. Aliens (1986), yine bir sentetik vardı ve insan dostuydu. Alien 3, Alien Resurrection yine bu yapımlarda da bizleri yalnız bırakmamışlardı. Noah Havley de bir dizi çekerek (Alien Earth) sentetiklerin varlığına biraz daha derinlik katmıştı.
İşte Predator: Badlands'taysa sentetik Thia'ya Elle Fannig hayat veriyor. Önceki Predator filmlerini izleyen bilir, av avcı ilişkisi üzerine kurulu. Bir grup insanı avlamaya çalışan yaratık (Yautja) vardı. Bu sefer iş değişiyor. Bir Yautja ile sentetik (Elle Fannig) iş birliği yapıyor. Hayatta kalmak için dost olan varlıkları izliyoruz artık. Önceki filmlerde genelde teke tek bir mücadele izlerken artık konu başka yönlere evriliyor. Yautja, kendi kabilesinden dışlanmış bir yaratık olduğu için bu durum sentetik Thia ile olan ilişkilerine çok güzel yansıdı. Thia'nın bir android olmasına rağmen biz dünyalıların masum insaniyetini taşıması çok hoştu. Çünkü filmde bir tane bile insan yok ve dünyadan farklı bir gezegende geçiyor.
Filmin ilk yarısında Thia'nın bacaklarının olmaması harika düşünülmüş. Aklıma hiç gelmezdi bir Predator'un sırtında bacaksız bir sentetik taşıyacağı. Düşünmesi bile komik. Ama filmde çok tatlı bir hale gelmiş bu durum. Badlands, hep bir katil ve avcı olarak izlediğimiz Yautja yani Predator'ın perspektifinden izlediğimiz bir filmdi ve böyle olması seriye derinlik katmış. Hani uzaydan geliyor, insanları avlıyor, en sonda da geri gidiyor hikâyesinin daha farklı bir noktaya gelmesi beni çok mutlu etti. Elle Fannig, role çok uyumlu olmuş. Ayrıca yönetmenin Weyland- Yutani şirketi ve sentetiklerle birlikte Alien'ın temellerine dokunması da çok başarılıydı.
Yeni bir Alien filmi için de çok heyecanlıyım. Seri birbirinden bağımsız izlenebilir deyip gönderimde ikisine de yer verdiğimi biliyorum bu arada ahshsha Çooook güzeldi.
Yönetmenin ismini görmeden baksam direkt Paul Thomas Anderson filmi derdim. Hem çekimlerden, hem de arkadaki tanıdık tınılardan Anderson'ın çektiği belliydi. Bir grup devrimci, bir komutan (Sean Penn) ve komutanın sonradan dahil olduğu ırkçı bir örgüt etrafında şekillenen bir filmdi. Leonardo…devamıYönetmenin ismini görmeden baksam direkt Paul Thomas Anderson filmi derdim. Hem çekimlerden, hem de arkadaki tanıdık tınılardan Anderson'ın çektiği belliydi. Bir grup devrimci, bir komutan (Sean Penn) ve komutanın sonradan dahil olduğu ırkçı bir örgüt etrafında şekillenen bir filmdi. Leonardo Dicaprio'nun sahnelerini çok çok sevdim ve de başarılı buldum. Özellikle kızını kurtarmaya giderkenki o paniği, anksiyete seviyesindeydi resmen ahaha. Hayat verdiği Bob karakterini, harika performansıyla sempatik kılmış.
Paul Thomas Anderson, bence şu yönüyle de harika bir yönetmen. Hollywood'a oyuncu kazandırıyor. Yani keşfediyor. Ben yönetmenlerin bu huyuna bayılıyorum. Abi sen ustasın, mesleğin hakkını böyle harika seçimler yaparak verirsin değil mi? 26 yaşındaki Chase Infiniti, Bob'ın kızı Willa'yı canlandırmış ve çok iyiydi. Nolan, her filminde aynı oyuncuları oynatmaya ve dünyaca ünlü isimlere yer vermeye başladı sıklıkla; biraz Anderson'dan ders almalı bence bu konuda.
Sean Penn'e en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülü verilmiş bu filmle. Bence çok da başarılı değildi ya. Yani bana çok sıradan bir kötü karakter rollendirmesi gibi geldi. Filmde beğenmediğim bir nokta da sonuydu maalesef. Harika bir tempo yakalamıştı oysa.. hatta Anderson'dan beklemediğim bir hareketlilik, heyecan vardı izlediğim şeyde. Fakat o sakin ve durgun sonu ne yazık ki beğenemedim. Yine de yönetmenin tarzına elbette uyuyor. Ve film asla sıkıcı değildi.