Şeytanın Avukatı 7.5/10 Hırs, güç ve başarı uğruna insanın neleri kaybedebileceğini anlatan, gerilimi kadar mesajıyla da etkileyici bir film. Al Pacino’nun karizmatik ve unutulmaz performansı, Keanu Reeves’in oyunculuğuyla birleşince ortaya uzun süre akıldan çıkmayacak bir yapım çıkıyor. İzledikçe insanı başarı,…devamıŞeytanın Avukatı 7.5/10
Hırs, güç ve başarı uğruna insanın neleri kaybedebileceğini anlatan, gerilimi kadar mesajıyla da etkileyici bir film.
Al Pacino’nun karizmatik ve unutulmaz performansı, Keanu Reeves’in oyunculuğuyla birleşince ortaya uzun süre akıldan çıkmayacak bir yapım çıkıyor.
İzledikçe insanı başarı, para, nefs ve seçimler üzerine düşündüren özellikle Al Pacino’nun finaldeki performansıyla hafızada yer eden bir film.
Kibir, benim en sevdiğim günahtır..
Hümayun, ona [Seydi Ali Reis] hangi memleketin, "vilayet-i Rum"un mu, yoksa "Hindustan"ın mı daha büyük olduğuna dair tuzaklı bir soru sorduğunda, gözüpek bir cevap verir: "Pādişāhum, Rūm'dan murad Nefs-i Rūm ise, ol Vilāyet-i Sivas'dur. Hindūstān çoķdur. Ammā Pādişāh-ı Rüm'a tabi'…devamıHümayun, ona [Seydi Ali Reis] hangi memleketin, "vilayet-i Rum"un mu, yoksa "Hindustan"ın mı daha büyük olduğuna dair tuzaklı bir soru sorduğunda, gözüpek bir cevap verir: "Pādişāhum, Rūm'dan murad Nefs-i Rūm ise, ol Vilāyet-i Sivas'dur. Hindūstān çoķdur. Ammā Pādişāh-ı Rüm'a tabi' olan memälik ise Hind anuñ 'öşr-i 'āşirince yoķdur.' diyü cevāb virüp padişah dahı 'Murad cümlesidür.' diyücek 'Padişāhum bu haķīre layıḥ olan oldur ki İskender dünyāya hükm idüp yidi ıķlīme mālik olması galibā Pādişāh-ı Rūm olduğı gibidür." Ama "Rum" un Osmanlı İmparatorluğu'nun bütününden daha sınırlı bir şeyi ima ettiğini de iyi bilir. Osmanlı Bağdat'ına vardığında selamete kavuştuğunu hisseder ama oradan bir an evvel diyar-ı Rum'a yollanır.
Kendine Ait Bir Roma, sf. 123.
On beşinci yüzyılın tahrir sayımlarında örneğin, bir Müslüman'ın şu ya da bu "şahsın oğlu" olduğunu belirtmek için ibn (ya da bin) kelimesi gibi veled kelimesinin de kullanıldığı vakiydi. On altıncı yüzyıldan itibaren veled sadece Müslüman olmayanlar, ibn ise sadece Müslümanlar…devamıOn beşinci yüzyılın tahrir sayımlarında örneğin, bir Müslüman'ın şu ya da bu "şahsın oğlu" olduğunu belirtmek için ibn (ya da bin) kelimesi gibi veled kelimesinin de kullanıldığı vakiydi. On altıncı yüzyıldan itibaren veled sadece Müslüman olmayanlar, ibn ise sadece Müslümanlar için kullanılmaya başladı. Eldeki en eski kadı sicilleri her bir kişinin babasını ya da oturduğu mahalleyi adlandırma konusunda oldukça özensizdi; on altıncı yüzyıl ortalarından başlayarak, muhtemelen Sultan Süleyman (y. 1520-66) ile Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin (ö. 1574) yargı refomlarından sonra, her birey bu bilgi kırıntılarına göre de tanımlanır olmaya başladı. Gene kadı sicillerinde düzenli olarak gördüğümüz binlerce kişiden Müslüman olanlar "vefat" edecek, olmayanlar ise "helak" olacaklardı. İslam ve diğer inançlar arasında var olduğu öngörülen eşitsizlik temelinde, standart uygulama buydu. Bazı farklılıkları açıklamak ise o kadar kolay değildir ve ancak zaman içinde ortaya çıkmışlardır. Müslümanlar her zaman sakin'diler (bir yerin sakin'i anlamında, ama tabii kelimenin "sakin olmak" anlamı da var), Müslüman olmayanlarsa bazen mütemekkin (yerleşik). halini almıştı ve bir başkası daha devreye sokuldu. Bir Müslümana aynı belgede ikinci kez ya da (ilave) bir referans vermek gerektiğinde, erkek ya da kadın olan bu kişiden mezkur(e) (yukarıda adı geçen) diye bahsediliyordu; Müslüman olmayan birisi söz konusuysa, ikinci gönderme mesfur(e) (beriki) tabirini kullanacaktı - ille de bir değersizleştirme değilse de bir farklılaştırma. Gene on sekizinci yüzyılda, hatta belki daha önceleri, gayrimüslim isimlerinin "yanlış yazımları" da-eğer bu isim Müslümanlarca paylaşılıyorsa standartlaştı. İshak mesela, sürekli olarak, Müslümanlar için doğru kullanım olan sîn'le, ama Yahudiler için doğru olmayan kullanımla şad'la yazılıyordu. 25 Başka türlü söyle-yecek olursak, Osmanlı yöneticileri ve kâtipleri, tuttukları defterlere daha da geliştirilmiş kimlik işaretleri koyarak, fark bildirmenin gitgide daha incelikli yollarını buluyorlardı. Yani Osmanlı devletini erken modern bir devlet saymamız için esaslı sebepler vardır.
Kendine Ait Bir Rome, sf. 97-98.
Korkudan ziyade gerilimi hissettiğiniz, izleyiciyi dikkatli olmaya zorlayan ve atmosferiyle huzursuz eden bir yapım olmuş. Bence hikayesinin olması filmi daha anlamlı bir noktaya taşımış sadece bir döngü deneyimi olmaktan çıkarmış, backrooms filminden daha anlamlıydı diyebilirim. Basit görünen bir değişikliği fark…devamıKorkudan ziyade gerilimi hissettiğiniz, izleyiciyi dikkatli olmaya zorlayan ve atmosferiyle huzursuz eden bir yapım olmuş. Bence hikayesinin olması filmi daha anlamlı bir noktaya taşımış sadece bir döngü deneyimi olmaktan çıkarmış, backrooms filminden daha anlamlıydı diyebilirim. Basit görünen bir değişikliği fark etmenin aslında sandığımız kadar kolay olmadığını güzel bir şekilde hissettiriyor. Ama ilk beş dakikasındaki kamera açısını pek beğenemedim resmen başım döndü:)
Osmanlı hanedanının parlak günlerindeki çeşitli Rumî halklar üçüncü ciltte beyan olunan Türk ve Tatar kavimlerinden ayrı değildir; güzide bir millet ve latif bir ümmettir, devletlerinin kökeni açısından mümtaz oldukları gibi, dindarlıkları, temizlikleri ve akideleri ile de öne çıkarlar. Bundan başka,…devamıOsmanlı hanedanının parlak günlerindeki çeşitli Rumî halklar üçüncü ciltte beyan olunan Türk ve Tatar kavimlerinden ayrı değildir; güzide bir millet ve latif bir ümmettir, devletlerinin kökeni açısından mümtaz oldukları gibi, dindarlıkları, temizlikleri ve akideleri ile de öne çıkarlar. Bundan başka, Rum vilayetleri sakinleri karışık kökenlidir. Âyânı arasında sonradan Müslüman olmuş bir kimse olmayan azdır... anne ya da baba tarafından şecereleri Allah'a şirk koşan birine dayanır. Sanki iki cins meyve ağacı vuslata ermiş de bunun semeresi olan meyve bir şah incisi gibi büyük ve sulu olmuştur. Atalarının en güzel nitelikleri dış güzellikleriyle ya da manevi marifetleriyle ortaya çıkar.
Kendine Ait Bir Roma, sf 94.
Melis sezenin "Sadakatsiz" dizisi rolünde bana bıraktığı etkiyi bu dizide de hissettim genel anlamda güzel psikolojik gerilim tarzı sevdim. 2.sezonu heyecanla bekliyorum
İyi hoş ama cidden biraz fazla abartılıyor. Kesinlikle alışılmış bir senaryo ve çok fazla mantık hatası ile dolu çerezlik bir film. Çerez diyerek trajikligini görmezden geliyor degilim ama çok eksik, rastgele ve herhanagi bir film gibi hissettirdi. Yine de çocukları…devamıİyi hoş ama cidden biraz fazla abartılıyor. Kesinlikle alışılmış bir senaryo ve çok fazla mantık hatası ile dolu çerezlik bir film. Çerez diyerek trajikligini görmezden geliyor degilim ama çok eksik, rastgele ve herhanagi bir film gibi hissettirdi. Yine de çocukları cook sevdimdim
Yıldızlararası 8.7/10 İnsanlığın geleceği için uzayın bilinmezliğine açılan bir baba ve geride bıraktığı ailesi.Yıldızlararası, bilimkurgunun ötesinde zaman, fedakârlık, umut ve aile bağlarını anlatan unutulmaz bir yolculuk. Görselliği, müzikleri ve özellikle zaman kavramını işleyişiyle insanın zihninde uzun süre kalan filmlerden. Bazı…devamıYıldızlararası 8.7/10
İnsanlığın geleceği için uzayın bilinmezliğine açılan bir baba ve geride bıraktığı ailesi.Yıldızlararası, bilimkurgunun ötesinde zaman, fedakârlık, umut ve aile bağlarını anlatan unutulmaz bir yolculuk.
Görselliği, müzikleri ve özellikle zaman kavramını işleyişiyle insanın zihninde uzun süre kalan filmlerden. Bazı filmler izlenir, bazıları yaşanır Yıldızlararası ikincisinden.
Sevgi, zaman ve mekânın ötesine geçebilen tek şeydir
Spoiler içeriyor
Pir-i Lezzet, sarayda doğuştan koku ve tat alma yeteneğine sahip (mutlak damak) bir çocuk üzerinden bizi Osmanlı dönemine götürüyor. Yazar, dönemin siyasal çalkantılarını ve olmazsa olmaz entrikalarını sarayın mutfağına dayandırarak anlatıyor. Bu okuma deneyimi maalesef içerisinde fazlaca iştahlanmayı da barındırıyor.…devamıPir-i Lezzet, sarayda doğuştan koku ve tat alma yeteneğine sahip (mutlak damak) bir çocuk üzerinden bizi Osmanlı dönemine götürüyor. Yazar, dönemin siyasal çalkantılarını ve olmazsa olmaz entrikalarını sarayın mutfağına dayandırarak anlatıyor.
Bu okuma deneyimi maalesef içerisinde fazlaca iştahlanmayı da barındırıyor. 🤤
Konusu ise şöyle:
Saray bünyesinde doğan ve dünyada bin yılda bir görülen bir yeteneğe sahip olan aşçıbaşı, koku ve tatlara tamamen hükmedebiliyor. Fakat bu özelliğini geliştirmesi ve kendisini lezzetlerin piri yapabilmesi için eğitilmesi gerekiyor. Okur da bu yolculuğa eşlik ederken hikâye katmanlı bir şekilde açılıyor. İntikam, aşk ve mutfak üzerinden sarayı daha yakından tanıma imkânı sunan hikâye, Osmanlı mutfağında başlayıp aşk ve Pir-i Lezzet bağlamında İskenderiye’ye kadar uzanıyor.
Anlatının güzel tarafı, mutfağın gastronomiye, tıbba, astrolojiye, astronomiye, psikolojiye, tarihe, siyasete ve aşka bağlanmasıydı. Bu açıdan öğretici yönünü oldukça başarılı buldum. Ancak hikâye ilerledikçe bazı yerlerde anlatıdan koptuğumu hissettim. Konu bağlamındaki hızlı geçişler zaman zaman kitaba olan ilgimin azalmasına sebep oldu.
Onun dışında özellikle mutfak ve gastronomi açısından öğretici, merak uyandırıcı bir okumaydı. İlgilisinin bilgisine.🤗
Sevgilerimle 🤍