Yaz geldiği için tekrar izlediğim bir dizi daha.. Konusu güzel bence ama kısa sürdüğü için son bölümler aceleye getirilmiş ama çıtır çerez az bölümlü renkli bir türk dizisi boş vaktiniz varsa izleyin... 16.07.2026 -18.06.2026 Bitti...
📌 Black Mirror’ı yeni bitirdim ve gerçekten birçok bölümün bitiminde insana soğuk duş aldıran, şok etkisi yaratan bir yapım izledim. Bizler şu an var olan teknolojiyi bilim insanları veya mühendisler nasıl düşünmüş, nasıl yapmış diye şaşırırken, bu dizide aklımızın ucundan…devamı📌 Black Mirror’ı yeni bitirdim ve gerçekten birçok bölümün bitiminde insana soğuk duş aldıran, şok etkisi yaratan bir yapım izledim. Bizler şu an var olan teknolojiyi bilim insanları veya mühendisler nasıl düşünmüş, nasıl yapmış diye şaşırırken, bu dizide aklımızın ucundan bile geçmeyecek bir sürü dahiyane, yepyeni teknoloji fikri görüyoruz. İnsan izlerken "Demek ki bu teknolojiyi üreten beyinler bu şekilde düşünüyor" demekten kendini alamıyor. Üstelik dizi, izleyiciyi tatmin etme kaygısı kesinlikle taşımıyor; ters köşe oluyorsunuz, ekran başından tatmin olmamış şekilde ayrılıyorsunuz. İstediğimiz pembe sonları değil, tamamen gerçek hayatta olabilecek acımasız sonları veriyor. Bir karakter tamamen iyi biriyken koşullar onu kötü bir şey yapmaya zorluyor ve biz kurtulmasını beklerken hayatı kayıyor; bu gerçekçilik de dizinin çarpıcılığını hat safhaya çıkarıyor.
📌 Black Mirror, sadece yapay zekadan veya ileri teknolojiden söz etmiyor; o parlak ekranların arkasına saklanmış insan doğasını ve sistemin çürümüşlüğünü yüzümüze vuruyor. Siyasetçilerin çıkarları uğruna düştüğü acizliği, politikanın iki yüzlülüğünü ve toplumdaki o onaylanma, en iyi olma kaygısının insanı nasıl robotlaştırdığını anlatıyor. "Sosyal linç" dediğimiz klavye arkası canavarlığının gerçek bir hayata mal olabileceğini gösterirken, sosyal medyada eleştiri adı altında savurduğumuz acımasız yorumların arkasındaki yıkımı hiç düşünmediğimizi hatırlatıyor. Ebeveynlerin çocukları üzerindeki boğucu kontrolünün yarattığı hasarlara, her anı dijital olarak kaydedip geçmişi deşme takıntımızın ilişkileri nasıl zehirlediğine değiniyor. Sistem elimize güç verdiğinde dün acımasızca eleştirdiğimiz şeyin ta kendisine dönüştüğümüzü, internetteki gizli hatalarımızın ifşa olma korkusuyla nasıl birer köleye dönüşebileceğimizi açıkça sorgulatıyor.
📌 Teknolojinin getirdiği "insanları dijital olarak engelleme" ve hayatından silme kolaylığının gerçek dünyada nasıl büyük trajedilere ve kopukluklara yol açabileceğini gösteriyor. İnsan bilincini kopyalayıp dijital köleler yaratmanın fiziksel işkenceden daha vahşi bir çaresizlik ürettiğini, gerçek aşkı bulmayı tamamen algoritmalara teslim etmenin ise bizi duygusuzlaştıracağını söylüyor. Sanal gerçeklik dünyasının insanın kendi iç korkuları kadar tehlikeli bir manipülasyon aracına dönüşebileceğine dikkat çekiyor. Hatta askeri teknolojilerle insanların algısını değiştirip vicdan azabı çekmeden savaşmalarını sağlamanın acımasızlığını eleştirirken, eğlence sektörünün de insan acılarını ve travmalarını sadece birer reyting malzemesine dönüştürdüğü o büyük ahlaki çöküşü çok sert bir şekilde yüzümüze vuruyor.
•Sonuç olarak izlediğim en çarpıcı ve gerçekçi bilim kurgu konulu yapım diyebilirim. En beğendiğim bölümleri sıralama zahmetine girmeyeceğim çünkü çok var. Herkese de şiddetle tavsiye ederim.
Lee min-ki sihirbazlık gösterileriyle insanları güldüren bir sokak sihirbazı bir gün gösterilerinden birini izleyen ama hiç gülmeyen bir kadınla tanışır bu ürpertici kadını takip ederken aklına korku dolu hayaletler içeren bir sohirbazlık fikri gelir ve bu fikrini kadına açar bu…devamıLee min-ki sihirbazlık gösterileriyle insanları güldüren bir sokak sihirbazı bir gün gösterilerinden birini izleyen ama hiç gülmeyen bir kadınla tanışır bu ürpertici kadını takip ederken aklına korku dolu hayaletler içeren bir sohirbazlık fikri gelir ve bu fikrini kadına açar bu kadın da son ye-jin
Ye-jin'e bu gösteride hayalet rolünü oynamasını teklif eder ve ikisi bir ekip olurlar. Zamanla gösterileri oldukça popüler olur ve bu sayede Lee min-ki üne ve paraya kavuşur fakat bir sorun vardır Ye-jin aradan geçen yıllara rağmen ekip arkadaşlarına mesafeli ve uzaktır yıllardır beraber çalışmalarına rağmen onu hala tanımaz bu ürpertici kadını merak eden Lee min-ki onun gizli sırrını keşfeder Ye-jin hayaletler tarafından sarılmış durumdadır nereye gitse hayaletler peşini bırakmaz.
Hayalet filmi diye korkunç bir film olduğunu düsünmeyin daha çok romantizm ve komedi odaklı bir film filmi izlerken çok eğlensem ve genel olarak sihibaz karakteri sevsem de kızla açıkça flört etmesine rağmen sevgilisinden ayrılmamamış olması bizim kızı çok garip bir durumda bıraktı bu yaptığı şeyden sonra yaptığı tüm fedakarlıklara rağmen karaktere bir daha ısınamadım. Genel olarak izlemesi keyifli bir filmdi hatta bugün yeniden izledim filmi hala çok komik ve eğlenceli bir film bence kızla ölen arkadaşının arasında ki dinamik de iyi işlenmişti genel herşey toplandığında başarılı bir yapım
“Seven insan Tanrı’nın , Tanrı da onun içindedir , çünkü Tanrı sevgidir.” İnsan neyle yaşar? Güzel bir soru , iyi de bir yazar. Farklı farklı hikayeler ve dersler içeren bir kitaptı . Hepsi de kısa ama öz oldukça da sürükleyici.…devamı“Seven insan Tanrı’nın , Tanrı da onun içindedir , çünkü Tanrı sevgidir.”
İnsan neyle yaşar? Güzel bir soru , iyi de bir yazar. Farklı farklı hikayeler ve dersler içeren bir kitaptı . Hepsi de kısa ama öz oldukça da sürükleyici. Kimisi için basit konular ve dersler içeren hikayeler olabilir bunlar ama aslında derin olan şeyin ta kendisi de bu basit dersleri bile çoğumuzun hâlâ alamamış olması . Bu yüzden yediden yetmişe bu kitabı okusak güzel olurdu .Ayrıca ben Rus edebiyatını hatta özellikle Tolstoy’u da biraz fazlaca seviyorum sanırım ki okurken baya zevk aldım . Tavsiye ederimmmm :))
🛶 Yolculuk başlıyor, filmin bir eve dönüş serüveni olacağını bildiğimden giderken modumu ayarlamak istedim. Hani metot oyuncuları olur ya karakteri sadece oynamazlar, gerçek hayatlarında da o karakterin özelliklerine bürünüp tamamen ona dönüşürler. Ben de bir bakıma metot seyircisi olmayı hedefleyerek…devamı🛶 Yolculuk başlıyor, filmin bir eve dönüş serüveni olacağını bildiğimden giderken modumu ayarlamak istedim. Hani metot oyuncuları olur ya karakteri sadece oynamazlar, gerçek hayatlarında da o karakterin özelliklerine bürünüp tamamen ona dönüşürler. Ben de bir bakıma metot seyircisi olmayı hedefleyerek kızgın güneşin altında 50-60 dakikalık bir yürüyüşe aldırmadan sinema salonuna doğru ilerledim. Gayet moda da girdim filmi izlerken, ama film bittiğinde üzerimde bıraktığı etki nedeniyle eve dönüşümde hiçbir macera aramadan tıpış tıpış en güvenli ve bilindik yolları kullanmak durumunda kaldım...
🦋 Filme geçmeden önce bazen insanların yaşamları üzerindeki etkimizin ne kadar büyük olabileceğinden bahsetmek istiyorum. Sinemaya doğru giderken iki farklı olay yaşadım ve bir o kadar farklı iki etki. Birinde pazarın içinden geçerken karşıdan el arabası tarzında bir araçla birisi gelmekteydi, ben de yolun ortasını kapatmayayım yol vereyim diyerek kenardan yürümeye başladım ama karşıdan gelen üstün zekalı canlı da yolun o tarafından gitmek istiyormuş, sanki sinyal vermiş de bilerek onun gideceği yolu kapatmışım gibi arkamdan biraz yüksek sesle söylendiğini duydum ama aldırış etmeden yoluma devam ettim. Biraz empati yapmayı denedim, sıcağın altında belki başka bir şeye sinir olmuştur tepkiyi bana verebilmiştir falan diye ama yine de olumsuzluğu kafamı az da olsa meşgul etti. Bir diğer olayda ise karşıdan karşıya geçmek için beklerken arabalara yol vermeyi kabullenip bekleme moduna almıştım kendimi, gelen bir sürücü bu halimi görüp nazikçe yol verdi ve istemsizce olumlu hislerle doldum.Kendisi için veya başkası için büyük bir şey yapmadı belki ama benim günümün o kısmını güzelleştirdi. Şeye benzetilebilir belki, bir atış yapacakken kısa mesafede 1-2 derecelik bir açı çok fark yaratmaz ama mesafe uzadıkça devasa farklar oluşur. Sabah yaşadığımız bir olumsuzluk veya güzel his de bu şekilde tüm günümüzü etkileyebilir gibi geldi bana ve sonrasında da katlanarak diğer insanlara yayılmaya devam eder...
🎬 Perde açıldı, gayet güzel başladı aslında ama ben ekranda Akhilleus olduğunu zannettiğim bireyi görür görmez saydırmaya başladım. İthaka'daki sahneler oldukça sürükleyiciydi, genel olarak film de sizin kendinizi kaybetmenize neden oluyordu izlerken ama ama ama malum şahıslar ekrana geldikçe ben kendime hakim olmakta zorlandım. Onların dışındaki sahneler gerçekten keyifliydi sizi hemen içine çeken bir hikaye istiyorsanız çok iyi bir filmdi.
⏳ Bu arada şeyi fark ettim, evde film izlemekle sinemada film izlemek çok farklı şeyler. Evde istediğimiz gibi sahne atlayabiliyoruz veya o an dikkatimiz başka yerdeyken geri alıp yeniden izleyebiliyoruz. Sinemada bu olanağa sahip olmadığımızdan özellikle film bunun gibi sürükleyiciyse odağımızı hiç kaybetmememiz gerekiyor. Aralarda 1-2 saniye dağılan dikkatim yüzünden sinir olmadım değil. Bununla ilgili şunu biliyorum bir insan uzun süreli odaklı kalamaz, biraz ara vermesi gerekir zihnini toplayabilmesi için. İşte bu oyuncu seçimleri ile ilgili teorim şu; Nolan abimiz de bu odak durumunu tahmin etmiş ve filmin büyüsüne kendimizi kaptırıp gitmiş olsak bile 3 saate yakın bir zaman boyunca odağımızı taze tutamayacağımızı bildiğinden aralara bu şahısların sahnelerini serpiştirmiş. Ekranda görür görmez hemen ne alaka bu deyip izzeti nefislerine sövmeye başlıyorsunuz, bu sayede o büyüden çıkıp zihninizi dinlendiriyorsunuz ki sonraki sahnelere güzelce odaklanabilin. Benim inanmak istediğim teori budur, en azından mahkum olduğu mecburiyetleri bu şekilde telafi etmeye çalışmış aksi takdirde izzeti nefsine sövdürmekten keyif alıyordur...
📽 Onun dışında her zamanki bildiğimiz Nolan filmleri gibiydi, birden çok zaman akışı kendi içlerinde akmaya devam ederken arada kafamızı karıştırıp arada kendine hayran bırakıyordu. En sonunda bir potada eridiğinde her şey çözülmüş oluyordu. Hikaye genel olarak mitolojiden alındığından, bu arada mitolojiye ne kadar uygundu kitabını okumadığım için bilemiyorum ama genelde birden çok yorumlanışı oluyor mitolojik olayların ve bunların etrafında şekillenmiş gibiydi (oyuncu seçimleri hariç), genel işleyişini bilmesem bile sonunda olacakları bildiğimden merak unsurumu azalttı diyebilirim. Tamamen bilinmezliklerle dolu olsaydı daha çok etkilenebilirdim. Ama bir yandan da fantastik tarafı oldukça kuvvetliydi, var olan bir hikayeyi anlatmanın da böyle avantajları var, baştan kusursuz bir şey yazmaktansa var olanı modifiye etmek daha verimli, tekerleği yeniden icat etmeye gerek yok...
🎞 Oyunculukları genel olarak beğendim, görsellik çok güzeldi. Ses efektleri ve müzikler de öyle çok aklımda kalmasa da uyumsuzluk hissi uyandırmadılar. Sadece birkaç sahnede aşırı gürültü vardı ve beni bile rahatsız etmeyi başardı, sanki o sahneyi siz de yaşıyormuşsunuz izlenimi uyandıracak kadar gürültülüydü.
👑 O kadar yazdım yazdım ama bir türlü karakterlere gelemedim. Şimdi sıra karakterleri anlatmakta (tabii ki spoiler vermeden). Benim dikkatimi çekecek düzeyde beğendiğim iki karakter vardı sanırım, bunların dışında ekran süreleri kısa olsa bile hoş etki bırakan karakterler olsa bile kralımızla kraliçemizi çok beğendim. Her ne kadar filmden önce linç edilmeye çalışılmış olsa da kraliçemiz rolüne uygun bir performans sergilemişti. Kralımız ise gerçekten çok ilginç bir karakterdi. Film boyunca özgür irade ile ilgili düşüncelere dalmamıza sebep olurken olgunluğu nedeniyle bence herkesi şaşkınlığa uğrattı. Onların dışında bahsetmeye değer Eumaeus, birazcık Sinon biraz da Menelaus gösterilebilirdi. Bu arada gıcık edici şahısların ekran sürelerinin düşük tutulması filmi kurtarmış denilebilir. Hayır bu Helen'i kaçırsalar peşinden gidip savaş çıkarmayı bırak dini inancına bağlı olarak şükür namazı bile kılabilirsin, ne alaka yani ne alaka ne alaka...
⚖️ Bu arada spoilersız nasıl anlatabilirim bilmiyorum ama kralımızın liderliğine imrenmemek elde değildi, buna rağmen askerlerinin tavırları çok ilginçti. Onları görünce şey geldi aklıma, kızları açık giyindiği için ona kızıp evin tüm bereketini kaçırdığını söyleyen anneler... Deprem zamanları suçu günah işleyenlerde bulanlar da olabilir, hayır ne alaka yani ne alaka zaten her zaman kötü şeyler başımıza geliyor. Mükemmel yaşasak bile herkese iyilik yapsak bile yine kötü şans gelip bizi bulabiliyorken bunu batıl bir şekilde olmayacak şeylere bağlarken ne düşünüyoruz acaba. Gerçekten inanmak rahatlatıyor mu bizi, bir zayıflık göstergesi mi yoksa işe yarayan bir strateji mi, gerçekten bir şeylerin sorumluluğunu almayı ve ilk olarak kendimizi düzeltmemiz gerektiğini ne zaman öğreneceğiz?
🛶 Son olarak yazımı bitirirken sinemadaki ham deneyimimden bahsedeyim. Bu parayla yapılabilecek en iyi aktivitelerden biriydi bence, başka bir filme gitmek yerine bunu gönül rahatlığıyla izleyebilirsiniz. Sinemada izlemeye değer dediğim filmlerden biriydi. Kafanızı dağıtmak için, bir an olsun farklı bir evrende bulunmuş olmayı hissedebilmek için, sırf kendinizle bile bir maceraya çıkmış olmak için çok uygun bir filmdi.
🎶 Şu sıralar kendinden pek olumlu anlamda söz edilmese de cuk oturan bir müzik: Yollarda Bulurum Seni (Haluk Levent)
Bu aralar izlediğim çoğu Kdrama başlarda eğlenceli olup sonradan coook sıkıcı oluyor , bu da öyleydi başlarda akıyordu sonra baymaya başladı. Neden bilmiyorum basrollerin oyunculukları da hiç geçmedi. Bence izlemeyin
Klasik bi film tam beklenen gibi, MLM olması dışında pek bi farkı yok diğerlerinden Jennifer robertson rolü çok güzel oynamış cıvıl cıvıl bir enerjisi var bu kadının bayılıyorum
Spoiler içeriyor
Yıllardır, okuduğum hiçbir kitabı bitiremiyor, yarım bırakıyor, okuduğumu unutup rafımda tozlanmaya bırakıyordum ki, eskiden var olan kitap aşkımı canlandıran bir kitap oldu. Yazarın tarzını beğendim, bir dizi izliyormuşum ya da baş karakter benmişim gibi hissettirdi ve beni alıp hikayenin orta…devamıYıllardır, okuduğum hiçbir kitabı bitiremiyor, yarım bırakıyor, okuduğumu unutup rafımda tozlanmaya bırakıyordum ki, eskiden var olan kitap aşkımı canlandıran bir kitap oldu.
Yazarın tarzını beğendim, bir dizi izliyormuşum ya da baş karakter benmişim gibi hissettirdi ve beni alıp hikayenin orta yerine koydu. Normalde birinci ağızdan yazılmış hikayeleri okumak bana zor gelir, üçüncü şahısla yazılan hikayeler bütün karakterlerin düşünceleriyle daha da derinleşir ve çekicileşir ama hikayenin içine o kadar daldım ki bunu düşünmedim bile.
Kitabın başından beri kayıp olan Mine’yi, son 20 sayfa kala hâlâ bulamadıklarında “Bulun artık şu kızı,” diye kendi kendime söylenirken kızın son iki sayfada hiç olmayacak bir yerden çıkması ve bütün parçaların yerine oturmasıyla kızın hikayesini öğrenmek iç burkan bir son yarattı.