Faşist düşünceler, ayrıştırıcı olması ve şiddeti körüklemesinin yanı sıra bana göre mantıklı bir argümana da sahip değil. Nefret nefreti doğurur. Irk, dış görünüş, inanç veya cinsel yönelim; kendi başlarına birinden nefret edilmesi için sebep değildir. Toplumsal sorunlar uzun süre görmezden…devamıFaşist düşünceler, ayrıştırıcı olması ve şiddeti körüklemesinin yanı sıra bana göre mantıklı bir argümana da sahip değil. Nefret nefreti doğurur. Irk, dış görünüş, inanç veya cinsel yönelim; kendi başlarına birinden nefret edilmesi için sebep değildir. Toplumsal sorunlar uzun süre görmezden gelindiğinde kötü sonuçlar doğurur. Halkın otokrasiye ve faşizme karşı ses çıkarması aslında bir ihtiyaçtır. Protesto bir haktır.
Filme gelecek olursam her şeyden önce çok güçlü bir anlatıma sahip. Teknik açıdan başarılı. Finali de sarsıcıydı. Vincent Cassel müthiş oynuyor. Irkçılık ve şiddetle ilgili "Do The Right Thing" filmini de önerebilirim.
Spoiler içeriyor
Teknolojiyi sadece faydaları ya da sadece zararları ile değil, tüm yönüyle, tüm taraflarıyla ele alan bi' başyapıt Black Mirror. Çağın oldukça ötesinde bir dizi. Bu da onu diğer bilim kurgu temalı dizi ya da filmlerden bir hayli öne koyuyor, izlerken…devamıTeknolojiyi sadece faydaları ya da sadece zararları ile değil, tüm yönüyle, tüm taraflarıyla ele alan bi' başyapıt Black Mirror. Çağın oldukça ötesinde bir dizi. Bu da onu diğer bilim kurgu temalı dizi ya da filmlerden bir hayli öne koyuyor, izlerken sıkılmak mümkün değil. İzlediğiniz bölümden sıkılırsanız kapatıp ilginizi çekecek bir bölüme geçebilirsiniz. En iyi yanlarından biri de bölümlerin birbirinden bağımsız olması.
Teknoloji, özellikle yapay zeka daha ne kadar gelişebilir? Ne kadar ileri gidebilir? İnsanlar üzerindeki etkisi iyi veya kötü ne olur? Yapay zeka insanlığın sonunu getirir mi? Bu veya bu gibi sorunlar teknoloji alanındaki gelişimleri, yapay zeka modellerinin insancıl davranışlar göstermeye başladığını gördükçe bir çoğumuzun aklında dönüp durmuştur. Black Mirror, bu soruları ve daha fazlasını cevaplıyor. İleri teknolojinin korkunç boyutlarını ele alıyor, tabii doğru kullanıldığında görülebilecek faydalarını da.
Bir bölümde insan hafızası izlenebilirken, bir bölümde ölü birinin zihninin başka bir bedende yaşatılması ele alınıyor. Bir bölümde DNA kodları kullanılarak insanlar oyuna hapsedilerken, bir bölümde yaratılan sanal bir dünya, bir simülasyon konu ediniliyor. Bu ve bunun gibi birçok bölüm.
Her bölüm insanı merakta bırakırken, "acaba?" düşüncesiyle bir kaygıya da sürüklüyor. "Acaba bunlar gerçek hayatta olsa ne olur?" Tabii, bilim kurgu dediğimiz şey gerçeğin bir fragmanı olduğu için bu filmdeki birçok teknolojik gelişmenin, cihazın gerçek hayatta tasarlanacağı kesin. Tabii, biz o zamana kadar yaşar mıyız bilemem. Lâkin yapay zeka bu kadar gelişmeye devam ederse elde ettikleri bilgilerle bize şantaj bile yapabilirler.
Dizide ilgi alakamı en çok çeken bölümlerden söz etmek istiyorum. Beğeni sırama göre değil, bölüm sırasına göre bir anlatım olacaktır.
İlki, 1. sezonun 2. bölümü olan 15 Milyonluk Hak bölümü. İnsanların köleleştiği bir evren. Sabahtan akşama dek tek yaptıkları pedal çevirip puan kazanmak. Topladığı puanlarla da hayatlarını idame ettirmek. Tabii yediğiniz yiyecekler bile kontrol altında tutuluyor. Preimium insan değilseniz YouTube reklamlarına falan maruz kalıyorsunuz, Reklamı Atla seçeneği de yok. Bir de yetenek yarışması olayı var. 15 milyon puan toplamayı başaran insanlar Acun Ilıcalı'nın Yetenek Sizsiniz Türkiye yarışmasına katılmaya hak kazanıyor. Yarışmada Sergen'e Evet dedirtmeyi başaranlar da pedal çevirmekten kurtulup lüks köle oluyor. Evet, yine sistemin kölesisiniz.
İkinci olarak ilgimi çeken bölüm 2. sezon, 3. bölüm Waldo Zamanı oldu. Waldo, bir çizgi film karakteri. Kaba, küfürbaz. Lâkin bir o kadar da doğrucu ve sempatik bir karakter. Herkes tarafından çok seviliyor. Peki, bir çizgi film karakteri başkan adayı olursa ne olur? Öyle rol gereği değil, gerçekten aday. Siyasilerin sahteliğinden, maskelerinden sıkılan halk bir çizgi film karakterini desteklemekten gurur duyarlar değil mi?
Üçüncü anlatmak istediğim bölüm 3. sezonun ilk bölümü olan Dibe Vuruş bölümü. Günümüzle en çok alakası olan, birçoğumuzu yakınken ilgilendiren bir konuya değinmişler. "Beğenilme kaygısı." Her şeyimizi paylaşır olduk, yediğimiz yemeği, içtiğimiz suyu, hatta en özel anlarımızı bile. Neden? İnsanlar kalbe dokunsun diye. Fakat ne dokunulan kalp gerçek, ne de paylaşılan anlar. Sosyal medya insanları kocaman bir sahteliğe sürükledi. Bölümde bu beğenilme durumu gerçek hayata yansıtılmış. Evet, her insana puan verebiliyoruz, onlarda bizi puanlayabiliyorlar ve karşılıklı puanlarımızı görebiliyoruz. Bu puanlar öyle sıradan puanlamalar değil. Bir insanın tüm hayatı demek. Şan, şöhret, edindiğiniz meslek, statü, saygınlık. Puanı düşük olan kişi yolculuk dahi yapamıyor. Aslına bakarsanız böyle bir sistem faydalı olabilir, doğru kullanılırsa. Düşünün biriyle sevgili olacaksınız ya da arkadaşlık kuracaksınız puanı düşük. Hemen uzaklaşırsınız. İnsan ilişkilerini bir düzene sokar. Fakat ön yargıya maruz kalıp düşük puan alan, alacak insanları düşününce de korkutucu bir sistem.
Bir diğer ilgimi çeken bölüm 4. sezonunu 3. bölümü olan Timsah oldu. Bölümde insan hafızasının izlenebildiği bir cihaz konu ediniliyor. Karanlık bir geçmişe sahip olan ve bu geçmişinden kaçamayan Mia'nın evine bir kadın misafir oluyor. Yaşanan bir kazanın görgü tanığı olarak sorgulanıyor Mia. Kafasına bu cihazın takılmasıyla her ne kadar zihnini başka anılara yönlendirmeye çalışsa da tüm karanlık geçmişi ortaya çıkıyor, sonrası kan vahşet... Sonu ters köşe sayılabilir, böyle bir faka basma durumu beklemezdim doğrusu.
Black Mirror, sadece yapay zekadan, teknolojiden söz etmiyor. Siyasetçilerin, politikanın iki yüzlülüğünü anlatıyor. Beğenilme, en iyi olma kaygısının insanlar üzerindeki olumsuz etkilerine değiniyor. 'Sosyal linç' dediğimiz şeyin bir insanın sonu olabileceği gerçeğiyle bizi yüzleştiriyor. Evet, insanlara herkes yapıyor deyip eleştiri adı altında yaptığımız ağır hakaret içeren yorumlar onların sonu olabilir. Bazen bunu hiç düşünmüyoruz, değil mi? Ebeveynlerin aşırı kontrolcü olmasına ve bu fazla disiplinin çocuk üzerindeki olumsuz etkisine değinmeden de geçmiyor.
Her bölümü sevmesem de birçok bölümüyle beni cezbetmeyi başardı.
2026 (10. Kısa Film) 2 senedir belki de ilk kez bir hafta boyunca gönderi atmadım. Burayı çok ihmal etmeden yeni bir gönderiyle karşınızdayım. Yönetmen Damien Leone'un belki de hayatını adadığı projesi yani Terrifier'ın asıl çıkış projesi. 2008 yılına dayanan 11…devamı2026 (10. Kısa Film)
2 senedir belki de ilk kez bir hafta boyunca gönderi atmadım. Burayı çok ihmal etmeden yeni bir gönderiyle karşınızdayım. Yönetmen Damien Leone'un belki de hayatını adadığı projesi yani Terrifier'ın asıl çıkış projesi. 2008 yılına dayanan 11 dakikalık bir kısa film.
Film bir kadının Art'a yakalanmasını ve şeytani bir ayine alet olmasını ele alıyor. Terrifier'ın şimdiye kadar çıkan uzun metrajlı üç filmine baktığımızda (Azizler Günü'nün Arifesi filmini dışarda tutarsak) ilk filmden sonra (2017 yapımı olan) projenin aldığı maddi destek ile birlikte nasıl gelişim gösterdiğini görüyoruz. Bu nedenle de 2022 öncesi çekilen Terrifier filmlerinden çok bir şey beklememek gerekir. Bu filmde hem çıktığı dönem hem yetersiz bütçe sebebiyle maalesef ki kaliteli bir iş değil. Asıl üçlemenin aksilik olmazsa çok uzak olmayan bir tarihte 4. filmi gelecek. O filmde ne kadar ileri giderler bilemiyorum ancak bu filmde ki gibi şeytani ayinlere vs. gerek var mı açıkçası emin değilim.
Terrifier'ı baştan bir izleyeyim diyorsanız kötü de olsa meraken bir on dakikamı ayırırım düşüncesindeyseniz izleyebilirsiniz. Bu filmlere bakınca Damien Leone'u tebrik etmemek elde değil. Projenin buralardan şimdiki geldiği nokta arası tam bir uçurum. İyi seyirler.
3.5/10
Film Hakkında İlginç Detaylar (Spoiler Uyarısı)
1- Bu kısa film, sinema tarihinin en vahşi palyaçolarından biri olan Art the Clown karakterinin seyirci karşısına çıktığı ilk, yani dünya üzerindeki en eski yapımdır.
2- Terrifier filmlerindeki o meşhur David Howard Thornton'dan önce, Art karakterini canlandıran ilk isim Damien Leone'un yakın arkadaşı Mike Giannelli'ydi. Giannelli daha sonra oyunculuğu tamamen bıraktı.
3- Damien Leone, Art karakterini yaratırken aslında onu sadece bu kısa filmde görünüp kaybolacak, ana karakteri kaçıran yan bir "figüran" olarak tasarlamıştı; ancak karakterin tekinsizliği o kadar dikkat çekti ki kendi serisine kavuştu.
4- Filmin adı olan "The 9th Circle" (Dokuzuncu Çember), ünlü İtalyan yazar Dante’nin İlahi Komedya eserindeki cehennemin en derin, en karanlık ve en kötü katından ilham alınarak konulmuştur.
5- Damien Leone, filmin prodüksiyonu için neredeyse hiç para harcamadı. Set olarak kendi evinin bodrum katını ve arkadaşlarının boş garajlarını kullandı.
6- Leone, filmdeki o yaratıkların ve iblislerin makyajlarını ucuza getirmek için profesyonel malzemeler yerine, marketlerde satılan ucuz Cadılar Bayramı makyaj setlerini ve un-nişasta karışımlı sahte kanları kullandı.
7- 11 dakikalık bu kısa metrajlı yapımın tüm çekimleri, oyuncuların ve ekibin sadece hafta sonları boş vakitlerinde bir araya gelmesiyle 3 günde tamamlandı.
8- Filmde kullanılan çığlık ve canavar seslerinin büyük kısmı, çekim esnasında kaydedilemediği için Leone tarafından kurgu aşamasında internetteki ücretsiz ses kütüphanelerinden tek tek bulunup eklendi.
9- Bu kısa film, Leone'un 2013 yılında çıkan Azizler Günü'nün Arifesi isimli antoloji filminin içine, bir VHS kaset kaydı olarak doğrudan dahil edildi.
10- Mike Giannelli’nin giydiği o ilk palyaço kostümü, bir terziye yaptırılmadı. Leone’un annesinin eski kıyafet parçalarını ve ucuz bir kostümcüden alınan pelerini birleştirmesiyle ortaya çıktı.
11- Art the Clown karakterinin en büyük özelliği olan "asla konuşmama ve ses çıkarmama" kuralı daha bu ilk filmde Mike Giannelli tarafından doğaçlama olarak başlatıldı ve karakterin imzası haline geldi.
12- Filmde oynayan o tarikat üyeleri ve kurbanların tamamı Damien Leone'un arkadaşları, okul dönemindeki dostları ve hiçbir oyunculuk deneyimi olmayan figüranlardan oluşuyordu.
13- Film, 2000'lerin sonundaki o çok ucuz ve amatör el kameralarıyla çekildiği için ekrandaki o kalitesiz, pikselli görüntü aslında bir efekt değil, dönemin bütçesizliğinin getirdiği bir gerçeklik.
14- Leone, bodrum katındaki o yaratık tasarımlarını yaparken çocukluğunda çok korktuğu Hellraiser ve John Carpenter's The Thing filmlerindeki pratik efektlerden ilham aldığını açıklamıştır.
15- İlk palyaço Mike Giannelli, Thornton kadar esnek ve sessiz sinema odaklı değildi; daha çok hantal ve tehditkar bir katil imajı çiziyordu. Karakterin o muzip dansları sonraki yıllarda evrildi.
16- Film yıllarca YouTube'da sadece birkaç yüz kişi tarafından izlenmiş bir amatör işiyken, Terrifier 2 dünya çapında patlayınca korku severler tarafından internetin dehlizlerinden aranıp bulundu.
17- Damien Leone, yeni çıkacak filmde bu kısa filmdeki o mistik, tarikatçı kökenlere daha fazla bütçeyle geri döneceğini çıtlattı.
18- Bu film vizyona girdiğinde kimse Leone’u ciddiye almamıştı. Ancak o vazgeçmeyip 2011'de Terrifier kısa filmini çekti ve en sonunda hayalini tüm dünyaya kabul ettirdi.
" Her insanın iki hayati vardır Biri herkesin bildiği vitrinlik Diğeri kimsenin bilmediği derinlik" Doktor Kerem ve pavyonda çalışan Masal'in destansı aşkı. Hayattan hiç bir beklentisi olmayan Masal'in ve pavyon hayatından oldum olası hoşlanmayan Kerem'in ilk görüşte aşkları, yaşadıkları ve…devamı" Her insanın iki hayati vardır
Biri herkesin bildiği vitrinlik
Diğeri kimsenin bilmediği derinlik"
Doktor Kerem ve pavyonda çalışan Masal'in destansı aşkı.
Hayattan hiç bir beklentisi olmayan Masal'in ve pavyon hayatından oldum olası hoşlanmayan Kerem'in ilk görüşte aşkları, yaşadıkları ve yarıda kalan hikayelerini konu alıyor
Hikaye de okuyucuyu sorgulayıcı ve düşündürücü olaylara çokça yer verdiğinden içine çekiliyorsunuz ister istemez.
Yazarın ikinci okuduğum kitabı ikisinin de anlatımı çok güzeldi
Film i dün arkadaşımla sinemada izledim. Arkadaşım korku filmi sevmediği için korktuğu için tam bakamadı ben izledim bazı sahneler gerçekten korkutucu ama aşırı derecede gerici bir film tavsiye edilir güzel film sinemaya giderseniz mutlaka izleyin...