Gülümseyerek izledim. Çok güzel ve keyifliydi. Bailee Madison'un enerjisi çok güzeldi, filme baya uymuş. Sadece başrollerin sonlarda biraz daha fazla sahnesi olsa güzel olurdu. Hızlı bitti. 🥲
Spoiler içeriyor
Kitabını okumadan filmini izleyen birisi olarak düşüncelerimi yazacağım. Çok karakter var bu nedenle filmde hepsini ancak yüzeysel şekilde tanıyabiliyoruz. Öğrendiğim kadarıyla Levin aslında Tolstoy'un alter egosunu yansıtıyormuş ve kitapta da en çok onu görüp tanıyormuşuz biz. Ama filmde ona ayrılan…devamıKitabını okumadan filmini izleyen birisi olarak düşüncelerimi yazacağım. Çok karakter var bu nedenle filmde hepsini ancak yüzeysel şekilde tanıyabiliyoruz. Öğrendiğim kadarıyla Levin aslında Tolstoy'un alter egosunu yansıtıyormuş ve kitapta da en çok onu görüp tanıyormuşuz biz. Ama filmde ona ayrılan süre oldukça azdı. Biz hep Anna'yı ve onun hayatını gördük. Fakat tabi ki hiç kolay değil 1000 sayfalık bir kitabı film yapabilmek. Alexei Alexandre (eski eşi) biz onun duygu durumunu, değişimini nerdeyse göremedik. Bir kabullenişi gördük daha çok. Kendi içinde ne yaşadı ne savaş verdi hissedemedik. Halbuki onun duygu durumunu daha çok görebilmeyi isterdim. Kabullenmesi zor bir süreç çünkü. Ama hikaye hep Anna üzerinden döndüğü için bu sefer de Kont Vronski'ye çevirdik gözümüzü. Yasak aşk şüphesiz zamanla tutkulu bir şeye dönüştü. Bunun sonuçları, bundan sonraki hayatlarının nasıl olacağı düşünülmeden. Aşk bu nasıl düşünülebilir ki zaten. Anna'nın eşini terk ederek Kont ile bir ilişkiye başlaması tutumu toplum tarafından kötü karşılandı. Katıldığı bir operada insanların bakışlarına ve fısıldaşmalara maruz kaldı. Bu sırada Kont onu uzaktan izledi, yanına gelmedi. Toplumdan oldukça etkileniyor demek ki. Evet biz bu hayatı seçtik duruşunu sergileyemedi. Ve sonra birden gördük ki operada bir prensesin yanında ve onunla samimi sohbetler ediyor. Bunun sonucu Anna kıskançlık krizleri geçiriyor. Sanıyorum ki Kont Vronski toplum baskısına, Anna'nın kıskançlıklarına ve artık bir kariyer de yapamamasının etkisiyle Anna'dan zamanla soğuyor. Ama biz filmde bunu da asla net göremiyoruz aslında. Sanki bir anda yaşanıyor. Ve sonunda da o final geliyor. Anna bütün bunlara daha fazla dayanamayarak intihar ediyor.
Karakterlerin iç dünyasını gerçekten merak ettiğim için ve film de o açıdan tatmin etmediği için kitabını da okumayı düşünüyorum.
Spoiler içeriyor
Çok güzel ve etkileyiciydi. Filmi bitirdikten sonra da bazı sahneleri tekrar tekrar izledim. Bana duygular çok net geçti. Elizabeth ve Darcy'yi oynayan kişilerin oyunculuklarını çok beğendim. Elizabeth'in o samimiyeti, neşesi, yerinde mimik kullanımı ve düşündüklerini çekinmeden dile getirmesine özellikle hayran…devamıÇok güzel ve etkileyiciydi. Filmi bitirdikten sonra da bazı sahneleri tekrar tekrar izledim. Bana duygular çok net geçti. Elizabeth ve Darcy'yi oynayan kişilerin oyunculuklarını çok beğendim. Elizabeth'in o samimiyeti, neşesi, yerinde mimik kullanımı ve düşündüklerini çekinmeden dile getirmesine özellikle hayran oldum. Filmin başında Darcy soğuk ve donuktu ama sanki Elizabeth ile birlikte biz de onu tanıdıkça değişti, daha farklı gelmeye başladı. Daha çekici bir görünümdeydi diyebiliriz son sahnelere yaklaştıkça. Belki de aşkın gücüdür...
Filmin sonundaki kapanış yeterli miydi kişisel yorumum daha tatmin edici bir sahne olabilirdi bence. Ancak dilerseniz Youtube'dan kesilmiş sahne olarak aratarak bu ikilinin son sahnesini izleyebilirsiniz. Tabi ki çoğunlukla bu iki karakter ve aşkları ön planda olsa da, dönemin koşulları da iyi yansıtılmıştı. Çekimler, danslar, giyimler hepsi özenle düşünülmüş. Özellikle bir parantez de Elizabeth ve babasının baba-kız ilişkisine olsun. Babasının; kızının düşüncelerine destek olması, onun mutluluğuyla daha da mutlu olması anlamlıydı.
Pride and Prejudice'in türkçe versiyonuna Aşk ve Gurur adını veriyorlar anlamadığım bir şekilde. Fakat önyargı duygusu o kadar kilit ki ancak bu yargı kırıldığında Elizabeth'in aşkını görebiliyoruz :')
Sonuç olarak dönem filmleri içinde şüphesiz en başlarda yer alan bu filmi izlemenizi tavsiye ederim.
Spoiler içeriyor
Aftersun, alışık olduğumuz filmlerden çok daha farklı bir film. Bir sürü olay ya da sizi sürekli ekrana kitleyecek şeyler beklememelisiniz. Ama eğer gerçekten üzerine düşünürseniz ve analizlerini de okursanız, hissettirdikleri oldukça anlamlı olur sizin için. Yetişkin Sophie'nin, babasıyla birlikte 11…devamıAftersun, alışık olduğumuz filmlerden çok daha farklı bir film. Bir sürü olay ya da sizi sürekli ekrana kitleyecek şeyler beklememelisiniz. Ama eğer gerçekten üzerine düşünürseniz ve analizlerini de okursanız, hissettirdikleri oldukça anlamlı olur sizin için. Yetişkin Sophie'nin, babasıyla birlikte 11 yaşındayken geçirdikleri o eski tatil günlerini anımsamasını izliyoruz. Yani onun geçmişe dönüp baktığında gördüklerini, hissettiklerini dışarıdan bir göz olarak izliyoruz. Sophie'nin babasının ruhsal durumu ara ara bazı sahnelerde bize veriliyor. Bir sahnede dalış eğitmeniyle konuşması sırasında kendisinin bu yaşına kadar gelebildiğine şaşırdığını ve ek olarak kırk yaşına kadar gelebileceğinden de şüphe ettiğini söylüyor. Başka bir sahnede ise karşıdan karşıya geçerken aracın önüne atlıyor yola bakmadan, ardından korna sesi ve ekranda game over yazısı beliriyor. Yönetmenin bize vermek istediği mesaj bu sahnelerde karşımıza çıkıyor bence. Bunun gibi birkaç örnek daha var Calum'un mevcut ruh halini anlayabileceğimiz. Erken yaşta baba olmuştu, parasal sıkıntısı da vardı. (Sophie öyle belirtiyor bir sahnelerinde.) Bunlar şüphesiz onda endişe ve stres yaratıyordu. Arkası dönük bir şekilde yatağına oturup ağladığı sahnede ise kızına yazdığı bir mektubu gördük. İntihar mektubunu andırıyordu. Yönetmen kesin olarak Calum'un intihar ettiğini bize göstermese de bu sonuca çıkan birçok sebep görebiliyoruz filmde. Ancak belki de bunu kesin bir sahne ile görmeme sebebimiz bu durumun Sophie'nin hatıralarında da net olmamasından kaynaklıdır. Yetişkin Sophie hala bu olayı anlamlandırmaya çalışmakta; kafasında düşünerek, anımsamaya çalışarak.
Filmde ara ara, ışıkların hızla yanıp söndüğü bir disko sahnesi karşımıza çıktı. Bu hızla yanıp sönen ışıklı sahnede, küçük Sophie babasını bulmaya çalışıyordu ve ardından da yetişkin Sophie ve babasını da görebildik. Dokunmaya çalışsa da babasına dokunamadı, ulaşamadı. Babası o sahnede görünüş olarak hala 11 yaşındaki Sophie'nin o zamanlar hatırladığı gibiydi... Buradan da babasının o zamanlarda intihar ettiğini ya da ortadan kaybolduğunu anlayabiliyoruz. Bu Sophie'nin zihninden hayali olarak gördüğümüz bir görüntüydü.
Ve final sahnesinde havaalanında kızını uğurladıktan sonra bir kapıya gitti ve o yer az önce bahsettiğim o disko alanıydı. O kapıdan çıktı ve Sophie'nin hayatından da ayrılmış oldu, kızının hayallerine karıştı... Çok yerinde bir detaydı güzel düşünülmüş gerçekten. Daha üzerine konuşacak farklı önemli detaylar var ancak şimdilik aklıma gelenler bunlardı. Bu filmi ileride tekrar izlemeyi düşünüyorum. Filmin Türkiye'de geçmesi de güzel olmuş. Tatlı sahneler vardı.
Yazımı bu cümleyle bitirmek istiyorum: İkimiz de aynı gökyüzünün altındayız yani bir nevi beraberiz. :')
Spoiler içeriyor
Felsefik açıdan içinde çok derin anlamlar yatan bir film. Sadece izleyip geçmemek gerekiyor. Başlangıçta Phil, bu döngüyü saçma ve içinden çıkılmaz buluyor hatta birçok kez döngüyü kırmak için intihar ediyor ancak döngü bozulmuyor, her sabah yine o yatağında buluyor kendini.…devamıFelsefik açıdan içinde çok derin anlamlar yatan bir film. Sadece izleyip geçmemek gerekiyor. Başlangıçta Phil, bu döngüyü saçma ve içinden çıkılmaz buluyor hatta birçok kez döngüyü kırmak için intihar ediyor ancak döngü bozulmuyor, her sabah yine o yatağında buluyor kendini. Film bana Albert Camus'nun Sisifos Söylenini çağrıştırdı. Başlarda, bu döngüyü yaşarken suç işledi, hırsızlık yaptı. Bunlar hayatımızda birer suç ancak eğer bir yarınımız olmasaydı, cezalar sadece o günlük olsaydı ve uyanınca her şey sıfırlansaydı.. Phil'i bu durumda anlayabiliyoruz. Bu, eğer yaptığımız eylemlerin sonuçlarına katlanmak zorunda olmasaydık durumudur. Aynı zamanda Phil, zaman zaman sadece kendi kişisel zevklerini düşünerek de çeşitli eylemlerde bulundu. Daha sonra diğer ana karakterimiz olan Rita'yı elde etmek amacıyla her gün adım adım onun sevdiği şeyleri, ilgi alanlarını öğrendi ancak bu durum Rita'nın hoşuna gidiyor gibi gözükse de gün sonunda işe yaramadı. Çünkü aslında Phil, Rita'yı sadece elde etmeye çalıştı, onunla bağ kurmaya çalışmadı. Çok sonuç odaklıydı. Doğal olarak Rita, onun kendisi hakkında nasıl bu kadar çok şey bilebildiği konusunda endişeli ve rahatsız hissetti. Sonrasında Phil, hayatın anlamını bulmaya ve yaratmaya başladı aslında. Kendisini birçok açıdan geliştirdi; heykeltıraşla uğraştı, piyano çalmayı öğrendi. Başkalarına iyilikler yaptı, bu onu çok iyi hissettirdi ve mutlu bir insana dönüştü. Başlangıçtaki kibirli, egolu halinden eser kalmadı. İçinde bulunduğu o kısır döngüden de bu şekilde çıktığını düşünüyorum. Yaşadığı o günü anlamlandırdı ve bu sayede özgürleşti...