Spoiler içeriyor
●Bu film, Yavuz Özkan tarafından yazılıp yönetilmiş ve başrollerinde Zuhal Olcay ile Kaan Girgin yer alır. Film, 13. Uluslararası İstanbul Film Festivali'nde Yılın En İyi Türk filmi ödülünü almıştır. Bir Sonbahar Hikayesi, görünüşte bir aşk filmi olsa da aslında 1980…devamı●Bu film, Yavuz Özkan tarafından yazılıp yönetilmiş ve başrollerinde Zuhal Olcay ile Kaan Girgin yer alır. Film, 13. Uluslararası İstanbul Film Festivali'nde Yılın En İyi Türk filmi ödülünü almıştır.
Bir Sonbahar Hikayesi, görünüşte bir aşk filmi olsa da aslında 1980 darbesinin insanların hayatında bıraktığı izleri anlatan politik bir dramdır. Film, darbeyi tanklar, mahkemeler ya da işkence sahneleri üzerinden değil; insanların ruhunda açtığı yaralar üzerinden anlatmayı seçer.
Hikâyenin merkezinde geçmişlerinden kaçamayan insanlar vardır. Onlar sadece birbirlerine âşık olmaya çalışan iki insan değildir; aynı zamanda geçmişin yükünü sırtlarında taşıyan kişilerdir. Bu nedenle film boyunca karakterlerin arasında sürekli bir mesafe hissedilir. Sevmek isterler ama güvenmekte zorlanırlar. Çünkü yaşadıkları dönem, insanlara önce korkmayı öğretmiştir.
Filmin adındaki "sonbahar", yalnızca mevsimi ifade etmez. Sonbahar burada;
Kaybedilen umutları, gençlik ideallerinin soluşunu, Darbe sonrası sessizleşen bir kuşağı simgeler.
Yaprakların dökülmesi gibi insanların hayalleri de yavaş yavaş dökülmüştür. Film boyunca gördüğümüz hüzün biraz da buradan gelir.
Batı dilleri edebiyatı bölümünde akademisyen olan Zuhal Olcay kendisini 'Aydın' olarak tanımlar ve darbe dönemindeki o karışıklıklarda, o sıkıntılı dönemde ülkesini bırakıp gitmek istemez, bunu kendisine yakıştıramaz ve bu darbe dönemi ruhunda büyük bir yara açar ama yurt dışında okumuş ve yurt dışına alışmış olan bankacı eşi ise bu karışık dönemi, ülkeyi bırakıp hayatına bakmak ister. Bu iki insanın, kadınla erkeğin ya da eşlerin -her neyse- aralarındaki ilk anlaşmazlık bu konuda başlar ve sonrasında anlaşmazlıklar artar, büyür ama çoğu zaman olduğu gibi bu kadınla erkek de daha kendilerini ve birbirlerini doğru düzgün tanımadan etmeden, aradaki bu zıtlıkları bilmeden, görmeden o ilk zamanların sevgisine, aşkına, mutluluğuna kapılarak, inanarak bir de çocuk sahibi olurlar. Oysa Zuhal Olcay orada okuyan, sakin duyguları olan ve onlarla hareket eden, narin bir insan ama karşısındaki o bankacı kocası, tam bir bankacı. Bütün derdi para ve aklı fikri cinsellikte. Asla karşısındaki kadını dinlemiyor, anlamıyor. Zaten böyle iki insanın bir arada durması ne zaman mümkün olmuştur ki. (Ayrıca çocuğu da kimsenin gördüğü yok. Seyirci olarak biz de bir iki kez görüyoruz ve geçen zaman birkaç yıl)
Ben bu filmle bir kez daha anladım ki kolay kolay hiç kimseyle bir olup bir çocuk getiremem dünyaya. Çünkü her şey, herkes, ben de dahil, sürekli değişim ve dönüşüm içinde. Ama iyi ama kötü... Ve bu, dünyaya gelecek ortak bir çocuk için çok riskli. Zuhal Olcay çok başka, çok hoş bir kadın ve onu izlemek çok hoşuma gidiyor genelde ama burada fazla donuktu yani buradaki rolünde çok fazla donuk, çok fazla iletişime kapalıydı bu da beni sinir ediyordu. Eşi ise inanılmaz sinir bozucu ve ne yazık ki birçok erkek gibiydi bakış açısıyla, davranışlarıyla, konuşmalarıyla, yaptıkları ve yapmadıklarıyla ve ayrıce adama sanki dublaj yapılmış gibiydi, çok hoş olmayan bir konuşma tarzı, sesi vardı. Birde filmde arka plandaki müzik çok baskındı, yer yer konuşmaları duymakta zorlanıyordum.
Zuhal Olcay'ın bir öğrencisinin ondan hoşlanması, ona aşık olduğunu söylemesi olayı da aslında belki o dönemler için ve söz konusu Zuhal Olcay olunca çok normal ama bana çok geçmedi bu, yani bana sadece bir beğeniden ibaret gibi geldi, iyi de işlenmemişti ve ne yazık ki Zuhal Olcay'ın da aldatılmanın ve anlaşılamamanın acısıyla bir anda gidip kendisini ona teslim etmesi çok sık yaşanan bir durum, böyle bir ruh halinde birçok kadında ve ardından gelen pişmanlık da aynen öyle. (O yüzden ben son sahnede birçok kişinin aksine 'Sen bana bunu yaptın, al ben de sana aynısını yaptım' diyen bir kadının zaferini görmüyorum. Bu bir zafer değil çünkü. Zaten oradaki kadın karakter de bunu böyle görmüyor)
Ama öğretmenin odasında bunun yaşanması açıkcası garip, saçma ve hatta uçuk geldi. Filmin sonu sanki yarıda kalmış gibi hissediliyor ama bir anlamda da çok doğru bir yerde bitmiş gibi geldi bana, bir hesaplaşma gibi kadınla erkek arasında ama aslında bir hesaplaşma da değil, belki bir iç dökme tek kelime ile ve bir kabulleniş sonbaharı...
Yani konu güzeldi, işleyiş yer yer iyiydi ama genel olarak pek beğenmedim, çok hızlı da ilerliyordu bence, bir an bir şey oluyor sonra bir an başka şey... Aylar, yıllar geçiyor ama geçmiş gibi de değil yani sevemedim pek ama yine de izlenebilir.
Filmde en dikkat çekici şeylerden biri, darbenin etkilerini doğrudan göstermeden hissettirmesidir. Siyasi olaylar arka plandadır; ön planda ise o olayların insan ruhunda bıraktığı kırgınlık vardır ve bunun çok ağır bir durum olabileceğini tahmin ediyorum o zamanki söz konusu darbe zamanında, en azından bazıları için.
10 Temmuz Cuma-2026