Sabahın ilk demleriyle sığındığım bu köşe, aslında dünyadan kaçıp yine kendi zihnime yakalandığım yer. Saat sabahın dokuzundan gecenin onuna kadar, insanlara sırtım dönük, gölgelerin içinde inşa ettiğim bu izole krallıkta sessizce oturuyorum. Dışarıdan bakan bir göz için her şey kusursuz.…devamıSabahın ilk demleriyle sığındığım bu köşe, aslında dünyadan kaçıp yine kendi zihnime yakalandığım yer. Saat sabahın dokuzundan gecenin onuna kadar, insanlara sırtım dönük, gölgelerin içinde inşa ettiğim bu izole krallıkta sessizce oturuyorum. Dışarıdan bakan bir göz için her şey kusursuz. Özenle seçilmiş kelimeler, sarsılmaz bir duruş ve dışarıya çizilmiş iddialı bir vitrin... Herkes o vitrinin ihtişamına, o güçlü figüre hayran; ama kimse o ağır kapıların ardındaki kasanın ne kadar soğuk, ne kadar ıssız olduğunu bilmiyor.
Bu devasa yalnızlığı kendi ellerimle ince ince işledim, farkındayım. Güvensizliğin, şüphenin ve mükemmeliyetçiliğin o ağır taşlarıyla ördüğüm bu duvarlar, beni sahte yüzlerden korurken, zamanla kendi ruhumu da içeri hapsetti. Şunu çok acı bir şekilde tecrübe ettim ki; bu hayatta kimse, bir başkasının zihnindeki o karanlık dehlizlere inemez. Kimse kimsenin gerçek yüzünü tam anlamıyla göremez ve hiç kimse dünyayı benim ruhumun penceresinden seyredemez. Herkesin hayranlıkla izlediği o adamın, geceleri zihnini istila eden o sarsıcı ve fazlasıyla gerçekçi kabuslarla nasıl boğuştuğunu kimse bilmiyor. Sabahın ilk ışıklarıyla gözlerimi açtığımda, zihnimi yırtan tüm o dehşetin aslında hiç yaşanmadığını, sadece beynimin karanlık bir oyunu olduğunu fark etmenin getirdiği o ağır yorgunluktan kimsenin haberi yok.
Şimdi o sahte kalabalıkların yerini, ruhumu dinlendiren cansız yoldaşlarım aldı. Şu an bana en yakın dost; içsel çöküşlerimi ve fırtınalarımı sessizce sırtlayan elimdeki bu deri kaplı defter, çantamın ağırbaşlı misafirleri olan kitaplarım, suskunluğuma eşlik eden telefonum ve dünyayla tüm irtibatımı kesen kulaklıklarım oldu. Zihnimin susmak bilmeyen o yorucu gürültüsünü bastırmak için kendime durmaksızın yeni cepheler açıyorum. Keşfedilmeyi bekleyen yeni rotalar, peşine düştüğüm nadide kokular, mutfakta yaratmaya çalıştığım o kusursuz lezzetler ve beynimi meşgul edecek envaiçeşit hobi... Tüm bunlar, kendi karanlığımda boğulmamak için verdiğim zarif bir hayatta kalma mücadelesi.
İşin aslı, bulunduğum bu araftan hem garip bir haz duyuyorum hem de içten içe ondan kurtulmak istiyorum. Kendi etrafıma inşa ettiğim bu geçilmez fildişi kule sayesinde kalabalıkların içinde adeta görünmez biriyim. İçimde kopan fırtınaları, yaşadığım o sessiz yıkımları kimse bilmiyor ve hiçbir zaman da bilemeyecek. Eskiden etrafına enerji saçan o adam, şimdi kağıtların, ekranların ve melodilerin arasındaki bu ağır felsefi sessizliğin içinde, "Acaba zihnimin bu uçsuz bucaksız labirentlerinde tek başıma yürürken yavaş yavaş deliriyor muyum?" diye soruyor kendine.
Fakat yürüdüğüm bu uzun yolun sonunda, beni düştüğüm bu kuyudan çekip çıkaracak tek bir elin olduğunu çok iyi biliyorum: Kendi elim. Kendimden başka kimsemin olmadığı o mutlak ve soğuk gerçekle yüzleşeli çok oldu. Bir gün o çok güvendiğim, ait olduğumu sandığım evden çıkıp gitmiştim; geri döndüğümde ise o duvarlar artık bana yabancıydı, o ev benim evim değildi. Yıllarca; ruhumu dinlendireceğim, kapısını ardımdan huzurla kapatacağım o 'evi' arayıp durdum. Ta ki o sarsıcı aydınlanmayı yaşayana dek: Yıllarca sokak sokak, insan insan aradığım o yuva, aslında hep bendim. Ben, bunca zaman aradığım o evin ta kendisiydim.
ALTINI ÇİZDİKLERİM✍🏻 •yaşama alanımın yetersizliğine rağmen özgür bir ruhum ben. •Karamsarlık çok kolay, hatta zevkli, her yerde entellektüellerin madalyası ve tacı. •İşlerin gidişatı bizi hep kaygilandıracak—bu da bilinçli olmanın ağır yeteneğine dahil. •Öyleyse hepimiz yalnızız, ben bile. • Dünya neden…devamıALTINI ÇİZDİKLERİM✍🏻
•yaşama alanımın yetersizliğine rağmen özgür bir ruhum ben.
•Karamsarlık çok kolay, hatta zevkli, her yerde entellektüellerin madalyası ve tacı.
•İşlerin gidişatı bizi hep kaygilandıracak—bu da bilinçli olmanın ağır yeteneğine dahil.
•Öyleyse hepimiz yalnızız, ben bile.
• Dünya neden kendisini bu kadar insafsızca yapılandırsın?
•Bir arada olabilmek için ayrılmak, kucaklaşabilmek için birbirine sırtını dönmek, âşık olabilmek için birbirini sevmekten vazgeçmek...
•Beden yalan söyleyemez, ama zihin başka bir ülkedir.
•Daha hayatım başlamadan böyle bir ağrı çekmek muazzam bir haksızlık.
•Felaketler bizi bilinçli olmaya zorladı.
•Sözcüklerin bazı şeyleri gerçeğe dönüştürebileceğini anlamaya başlıyorum.
•Mutluluk arasında fazla bir mesafe yoktur; insan, sevincin sahillerinden bakar can sıkıntısına.
•Zaman kimseyi beklemez.
•Ama aşkın gözü kördür, bütün âşıklar öyledir.
•Aşkın sürüp sürmemesinin önemi yok. Önemli olan onun var olması.
•Bir başkasına acı çektirmek için insanın kendi canını yakması...
•İntikam, uyumadan geçirilen bir tek gecede yüz kez alınabilir. Dürtümüz, hayalimizdeki amaç, insanidir, normaldir, ve bu konuda kendimizi bağışlamalıyız.
•İntikam bir uygarlığı bir arada tutan dikişi söker.
•Duygu, kraliçedir. Tabii kendini kral ilan etmedikçe.
•Hayat yaşanırken bile ne kadar büyük bir kısmının unutulduğunu çoktan anladım. Çoğu kısmının. Önemsenmeyen şimdiki zaman döne döne uzaklaşıyor bizden, bir özelliği olmayan düşünceler yumuşacık yuvarlanıp gidiyor.
•Bir cani, dağınık bir ruhtan başka nedir ki?
Adalet herkes için farklı işliyorsa bu adalet olmaz! Irkçılık çok net ve açık anlatılmış. "İstediğin kadar saksağanı vur vurabilirsen ama unutma, bülbülü öldürmek günahtır." Kitabın konusunu bir nevi özetleyen bir alıntı aslında; iyi ile kötüyü ayırt etmek adına yazılmış. Fikir…devamıAdalet herkes için farklı işliyorsa bu adalet olmaz!
Irkçılık çok net ve açık anlatılmış.
"İstediğin kadar saksağanı vur vurabilirsen ama unutma, bülbülü öldürmek günahtır." Kitabın konusunu bir nevi özetleyen bir alıntı aslında; iyi ile kötüyü ayırt etmek adına yazılmış. Fikir başka olsa da saksağanı vurmak gerekli mi?
Yazıldığı döneme göre oldukça cüretkar ve iddialı bir roman. Dönemin şartları ve insanların fikirleri oldukça belirgin.
Okuyabilir ve farklı milletler hakkında fikir sahibi olabilirsiniz.
bu arada sınava çalışmaya başladım bugün.ortaöğretim kpssye girip memur olmaya karar verdim.iki yıl önce üniversiteyi bıraktım .büyüklerimizin memur ol sözlerine kanmış bulunuyorum . Ne kadar doğru bi karar bilinmez ama önce memur olup üniye öyle devam edeceğim.çevrenizde böyle yapan varsa…devamıbu arada sınava çalışmaya başladım bugün.ortaöğretim kpssye girip memur olmaya karar verdim.iki yıl önce üniversiteyi bıraktım .büyüklerimizin memur ol sözlerine kanmış bulunuyorum . Ne kadar doğru bi karar bilinmez ama önce memur olup üniye öyle devam edeceğim.çevrenizde böyle yapan varsa bana bilgi verirseniz çok minnettar kalırım.yada ortaöğretim kpssye hazırlanan arkadaşlara soruyorum sizce yetişirmi.yetişmez gibi hissediyorum stres oluyorum.hangi ders kanallarını kullanıyorsunuz.neyse yoğun bir ders çalışma düzenine başlıyorum kısacası .artık uygulamaya kasıma kadar girmeyeceğim.olmuştur kafanızı şişirmişimdir affola.kendinize çok çok dikkat edin.
Trumanında dediği gibi💖🌸🥹🥹
Günaydın! Olur ya belki sizi göremem; iyi günler, iyi akşamlar ve iyi geceler!
2026 (81. Film) O kadar korku/gerilim türünde filmlere gönderi yazdım şimdiye kadar. Ancak "Smile"ı izlemek bir türlü nasip olmamıştı. Korku türünde çok ses getiren bir yapım olmasına karşın oyuncu kadrosu pekte tanıdık isimlerden oluşmuyor. Film; hastasının Dr. Rose'un gözlerinin önünde…devamı2026 (81. Film)
O kadar korku/gerilim türünde filmlere gönderi yazdım şimdiye kadar. Ancak "Smile"ı izlemek bir türlü nasip olmamıştı. Korku türünde çok ses getiren bir yapım olmasına karşın oyuncu kadrosu pekte tanıdık isimlerden oluşmuyor. Film; hastasının Dr. Rose'un gözlerinin önünde intihar etmesi sonrası Dr. Rose'un hastasının yaşadıklarını birebir yaşamasını ve bu bağlı olaylar zincirini koparmaya çalışmasını ele alıyor.
Filmin daha en başından dikkatimi çeken şey müzikleri oldu. Kullanılan sesler oldukça rahatsız ediciydi. Bu türe ait filmlerde bu aranan bir özellik. O sebeple oldukça başarılıydı. Filmin bizi hemen başından olaylara dahil etmesi de yine benim adıma büyük bir artıydı. Giriş kısmını uzun tutupta izleyiciyi sıkmak istememişler. Girişteki bu tempo filmin ilerleyen kısımlarda yer yer ritmini kaybediyor olsa da film belli bir tempoda gitmeye devam ediyor.
Oyunculuklar anlamında yazımın başında da söylediğim gibi isimler pek tanıdık değil. 1-2 ismi daha önce 1-2 başka projede görmüş olsam da oyunculara pek aşina değildim. Ancak gayette sırıtmayan, belli seviyede performanslar sunulmuş. Başrol Sosie Bacon (Rose), karakterin psikolojik çöküş evresini oldukça iyi yansıtmış. Sizde filmin ilerleyişi ile birlikte karakterin dağılışını saniye saniye takip edebiliyorsunuz. Bu konuda bir ayrı parantezi ise makyaj ekibine açmak istiyorum. Gerek Rose karakterinin tükenişinde gerek olaylarla bağlantılı eski kurbanların fotoğraflarında ve daha birçok sahnede çok iyi bir iş çıkartmışlar. Hatta öyle ki yakın zamanda gördüğüm en iyi makyajları bu filmde gördüm.
Korku/gerilim dozu oldukça yeterliydi. Rose'un akıbeti ne olacak? Diye düşünürken o arkada çalan rahatsız edici müziklerle birlikte film gayet başarılıydı. Sonu belki daha iyi olabilirdi anca ortalama bir finaldi diyebilirim. İzleyecek olanlara iyi seyirler.
7.1/10
Film Hakkında İlginç Detaylar (Spoiler Uyarısı)
1- Sosie Bacon aslında çok büyük bir Hollywood hanedanlığından geliyor! Kendisi, efsanevi aktör Kevin Bacon ve Altın Küre ödüllü oyuncu Kyra Sedgwick'in özbeöz kızıdır.
2- Kevin Bacon ve Kyra Sedgwick, kızları Sosie’nin bu filmdeki performansını sinemada izledikten sonra o kadar etkilenmişler ve korkmuşlar ki, kızlarını arayıp "Harika oynamışsın ama psikolojini nasıl korudun?" diye endişeyle sormuşlar.
3- Film aslında yönetmen Parker Finn’in 2020 yılında çektiği "Laura Hasn't Slept" (Laura Uyuyamadı) adlı 11 dakikalık ödüllü kısa filminden uyarlandı. Hatta o kısa filmdeki başrol kız (Caitlin Stasey), bu filmin hemen girişinde Rose'un gözü önünde intihar eden o ilk hastanın ta kendisidir.
4- Paramount stüdyosu bu filmi aslında sinemalara hiç sokmayıp doğrudan kendi dijital platformu olan Paramount+'ta sessiz sedasız yayınlayacaktı. Ancak yapılan ilk gizli test gösterimlerinde seyirciler korkudan çığlık çığlığa kalıp filme bayılınca stüdyo kararını değiştirdi ve film sinemalarda tam 217 milyon dolar hasılat yaptı.
5- Filmin vizyon haftasında stüdyo, Amerika'daki canlı yayınlanan büyük beyzbol maçlarında en arkadaki seyirci koltuklarına parlak neon kıyafetli figüranlar yerleştirdi. Bu insanlar maç boyunca hiç kıpırdamadan, gözlerini kırpmadan doğrudan kameraya bakarak tekinsizce gülümsediler. O görüntüler internette viral olunca film bedava reklam yaptı.
6- Sosie Bacon, çekimler bittikten sonra tam bir yıl boyunca filmin etkisinden çıkamadığını itiraf etti. Sürekli paranoit hissettiğini, set bittikten sonra bile aynalara bakamadığını ve bedeninin o yoğun stres sahneleri yüzünden fiziksel olarak çöktüğünü söyledi.
7- Polis Joel'u oynayan Kyle Gallner'ı aslında dikkatli gözler tanır. Kendisi Elm Sokağında Kâbus (2010) remake'inde ve Çığlık (2022) filminde de oynamış, modern korku sinemasının en gizli ve gedikli jönlerinden biridir.
8- Filmin tüyler ürpertici müziklerini Cristobal Tapia de Veer besteledi. Kendisi o rahatsız edici frekansları yakalamak için insan çığlıklarını, metal sürtme seslerini ve bozuk klavye tınılarını dijital ortamda birbirine katmanladı.
9- Filmin o çok konuşulan final sahnelerindeki devasa, derisi soyulmuş canavar tasarımı bilgisayar efekti değildir. Tamamen silikon, lateks ve hidrolik kablolarla yapılmış devasa bir fiziksel kukladır.
10- Filmde gülüseyerek intihar eden ya da Rose'a bakan tüm oyuncular, çekimlerden önce ayna karşısında özel bir gülüş koreografı ile haftalarca çalıştılar. Amaç, gözlerin tamamen donuk kalırken sadece ağız kaslarının aşırı yukarı çekilmesini sağlamaktı.
11- Filmdeki o kasvetli ve boğucu hastane sahnelerinin bir kısmı, New Jersey'de bulunan ve gerçekten terk edilmiş olan eski bir akıl hastanesinin koridorlarında çekildi; bu da sete doğal bir ürperticilik kattı.
12- Rose'un yeğeninin doğum gününde o kutuyu açtığı ve içinden ölü kedinin çıktığı sahnedeki çocuk oyuncuların çığlıkları ve ağlamaları gerçeğe çok yakındır; çünkü yönetmen çocuklara kutunun içinden ne çıkacağını çekim anına kadar söylememiştir.
13- Görüntü yönetmeni, Rose'un dünyasının tersine döndüğünü ve kontrolü kaybettiğini göstermek için film boyunca kamerayı sık sık 180 derece ters çevirerek baş aşağı çekimler yaptı.
14- Yönetmen Parker Finn, Rose rolü için ünlü yıldızlar yerine Sosie'yi seçme nedenini: "Yüzünde o kadar çiğ, kırılgan ve sıradan bir insan çaresizliği var ki, seyirci onun ünlü bir aktris olduğunu unutup doğrudan bir kurban olduğuna inanıyor" diyerek açıkladı.
15- Filmin bazı sessiz sahnelerinin arka planına, sinema salonundaki izleyicilerin fark edemeyeceği kadar düşük bir desibelde insan kalp atış ritmi yerleştirildi. Bu sinema hilesi izleyicinin kendi nabzını da filmle senkronize etmek için kullanılır.
16- Bu devasa bağımsız başarının ardından Paramount hemen serinin ikincisi için düğmeye bastı ve Smile 2 vizyona girerek ilki kadar büyük bir sükse yaptı.
17- Film aslında doğaüstü bir canavardan ziyade, aileden geçen "psikolojik travmaların" ve "akıl hastalıklarının" nesilden nesile nasıl bir lanet gibi aktarıldığını anlatan çok ağır bir sistem eleştirisidir.
18- Filmin finali ve Rose'un o kulübeye tek başına gitme kararı, sinema forumlarında "Karakteri yaşatacağız derken mantığı öldürmüşler" başlığı altında aylarca eleştirildi.
19- Rose’un hastanedeki şefi Dr. Morgan’ı canlandıran ünlü aktör Kal Penn, bir dönem Obama yönetiminde Beyaz Saray’da halkla ilişkiler departmanında çalışmak için oyunculuğa ara vermişti; bu filmle büyük bir Hollywood projesine geri dönmüş oldu.
20- Filmde Rose'un kedisi Mustache’ın başına gelenler, senaryoda ilk başta daha vahşi yazılmıştı ancak yönetmen izleyicinin filme olan bağını tamamen koparmamak adına o kısmı sadece bir "kutu içi" şoku olarak bırakmayı tercih etti.
21- Final sahnelerindeki o tavan arasındaki yüzleşmede, o devasa yaratığın hareketleri için bilgisayar efekti yerine çok uzun boylu ve esnek bir dublör oyuncunun üzerine giydirilen silikon deri tasarımları kullanıldı.
Merhaba raf ailesi nasılsınız umarım iyisinizdir.bir jim carrey filmi ile daha burdayım artık yeter diyebilirsiniz evet bu son 👏🏻👏🏻 O zaman filme geçelim.Bazı filmler vardır, izledikten sonra yalnızca hikayeyi değil kendi hayatını da sorgulatır.bazen içimde dışarıdan izlendiğimiz bi simülasyonda olduğumuz…devamıMerhaba raf ailesi nasılsınız umarım iyisinizdir.bir jim carrey filmi ile daha burdayım artık yeter diyebilirsiniz evet bu son 👏🏻👏🏻
O zaman filme geçelim.Bazı filmler vardır, izledikten sonra yalnızca hikayeyi değil kendi hayatını da sorgulatır.bazen içimde dışarıdan izlendiğimiz bi simülasyonda olduğumuz hissine kapılırım .bu hayat bir oyun rüya dizi gibi gelir filmde karakterimiz tam olarak bunu yaşıyor.
Filmin merkezinde Truman Burbank vardır. Truman, sıradan bir hayat yaşadığını düşünen, küçük bir kasabada yaşayan neşeli ve iyi kalpli bir adamdır. Ancak bilmediği şey, doğduğu andan itibaren tüm hayatının dev bir televizyon programı olmasıdır. Etrafındaki herkes bir oyuncudur ve yaşadığı dünya devasa bir stüdyodan ibarettir.başlangıçta her şey kusursuz ilerken zamanla trumanın yapay hayattan kurtulup özgür oluşunu izliyoruz.filmin içindeki reklamlara trumana ne kadar gülsemde daha çok duygulandım.dış dünyanın farklılığından korkmayıp özgürlüğü seçtiği an ekran başında gizliden ağlarken kardeşimede yakalanmayı ihmal etmedim.en sevdiğim jim carrey filmi olduğuna da kanaat getirdim.izleyin izlettiniz🌸🙏💖
3 Ve 1915 MISIR'ın Câmiül Ezher'ine benzer bir İslâm Darülfünunu (Üniversitesi) Medine'de kurulmuş, siyasî iktidar İttihat ve Terakki'nin üç paşası Talat, Enver, Cemal Paşalar açılış törenine Medine'ye gelmişlerdi.Şereflerine oraların en değerli ikramı olarak develer kesilmişti.Bu törenler için yetiştirilmiş OSMANCIK TABURU…devamı3
Ve 1915 MISIR'ın Câmiül Ezher'ine benzer bir İslâm Darülfünunu (Üniversitesi) Medine'de kurulmuş, siyasî iktidar İttihat ve Terakki'nin üç paşası Talat, Enver, Cemal Paşalar açılış törenine Medine'ye gelmişlerdi.Şereflerine oraların en değerli ikramı olarak develer kesilmişti.Bu törenler için yetiştirilmiş OSMANCIK TABURU saf tutmuş, paşalar bekleniyordu. Arap bedevi kadınların ellerinde tefler yanık seslerle türküler söylüyorlardı. Türkülerin konusu da deve etinin lezzetiydi. Bu etin kebabının, haşlamasının, kızartmasının ne kadar lezzetli olduğu yanık yanık, makam içinde anlatılıyordu.Töreni tertipleyen Osmanlı Teşkilâtı Mahsusa Reisi Eşref Sencer Kuşçubaşı Bey, bir de gördü ki, HAZIR OL vaziyetinde olan Anadolu'nun arslan yapılı Osmancık taburunun erlerinden bazılarının Arapça deve eti kasidesini dinlerken göz yaşları şıpır şıpır damlıyor...İyi Arapça bilen Eşref Bey şaşırdı, bir ere yaklaştı, sordu:"— Oğlum, ne ağlıyorsun?"Hazırol vaziyetindeki Mehmetçik durumunu değiştirmeden cevap verdi:"— Kumandanım... Bakınız ne güzel Kur'an okunuyor..."Bu sâf, pırıl pırıl yürekli Anadolu çocuğunun duyguları önünde gözleri dolan Eşref Bey dayanamıyor:"— Oğlum, o bedevî kadınları kendilerine dağıtılacak deve etlerinin lezzetini anlatan kasideyi makamla okuyorlar. Sil gözyaşlarını..."
Bir de, Dahiliye Nazırlığı da yapmış olan Kudüs Valisi, Cemal ve Ekrem Reşid'in babaları Mehmed Reşid Rey Beyefendi'den dinlediğim ibretli olayı anlatacağım: Sultan Hamid'in falcısı ünlü Ebi Huda ile ilgili olarak...Şöyle anlattı Reşid Bey:
"- Sultan Hamid Ebül Huda'ya çok inanır, değer verir, iltifat ederdi. Sultanlar ve Sarayın ileri gelen hanımları arasında da itibarı yüksekti. Rüyalarını yorumlar, sorularını cevaplandırırdı. Aslında zarif, terbiyeli, nâzik bir adamdı.Bir gün benimle Kudüs'le alâkalı bir mevzuu görüşmek istemişti. Yıldız Sarayı'ndaki hususi odasına ziyaretine gittim. Minderinde rahat ve derin uykuya dalmıştı. Önünde yaldızlı ciltli, büyük eb'atta ve tabii Arapça bir kitap vardı. Sayfaları açıktı. Şöyle bir göz attım: Binbir gece Masalları'ydı!.."Özellikle rica ediyorum: Sizlere aktardığım bu geçmiş anılarla Arapça üzerinde menfi duygulara sahip olduğumu sanmayınız. Asla!.. Fakat öylece düşündürücü izler varki ortada, kendi anadilimizi adeta silmeye çalışan maksatlı bir kültür emperyalizminin karşısında olduğumuzu düşünmemek mümkün değil... Doktor Kırımlı bir Rahmi Bey var ki, ilk TIB OKULU, Tibhane adıyla kurulduğu zaman dersler Lâtince (Fransızca) olarak veriliyor, tüm dünyada olduğu gibi, bir de bakıyorsunuz ki bir MEDRESE kafası hortluyor: "— Lisanı Arabî var iken Frenkçeye ne lüzum var?" diyor... Bir yürek sahibi cesur kişi çıkıpta:"— A kişiliksiz bahtsız kafa... benim bir Yusuf Has Hasib'im ve bir de onun 1070'de tamamladığı buram burak Türklük örülü KUTADGU BİLİG'im var. Benim uygarlıklara yol vermiş dopdolu bir DİL'im var, Senin ARAP'ı, ACEM'in (İRAN'ın) devletine sahip değilken ben:NUH idim yer yüzünde köpüren her TUFAN'da,MEDENİYET tacını giyen bendim TURFAN'da.diyordum"— Neden benim doktorlarımı, bir Batı diliyle alıp, yakın gelecekte kendi öz dilimle onu değerlendirme emeğinin önündesin?" dememiş, diyememiştir?Bu bizim ulusal yapımızın reddinde olan aşağılık duygusunun sebebi nedir?Kur'an'ın ARAPÇA olması, ARAP'ı CAHİLİYE KARANLIK ve UTANCINDAN kurtarmak için indirilmiş olmasından dolayıdır: Yoksa İslâmiyeti bir CİHAN HAREKETİ yapmış Türklüğü cezalandırmak için değil!..Soruyorum: İbadetin sadece ARAP DİLİ'yle yapılması yolunda Kur'an veya sahih hadislerde nassı katı' (değişmez dinsel hüküm) halinde bir emir var mıdır? Yoktur.
Yaşar Kemal'in Bir Ada Hikâyesi üçlemesinin ilk romanıdır. Eser, Kurtuluş Savaşı sonrasında yaşanan mübadele sürecini ve bu süreçte göçe zorlanan insanların yaşadıkları travmaları konu edinir. Yazar, sade, yalın ve anlaşılır bir dil kullanarak göçün bireyler üzerindeki etkilerini başarılı bir şekilde…devamıYaşar Kemal'in Bir Ada Hikâyesi üçlemesinin ilk romanıdır. Eser, Kurtuluş Savaşı sonrasında yaşanan mübadele sürecini ve bu süreçte göçe zorlanan insanların yaşadıkları travmaları konu edinir. Yazar, sade, yalın ve anlaşılır bir dil kullanarak göçün bireyler üzerindeki etkilerini başarılı bir şekilde yansıtır.
Roman, yalnızca fiziksel bir yer değiştirmeyi değil, aynı zamanda insanların yaşadığı psikolojik yıkımı da gözler önüne serer. Göç sonrasında ortaya çıkan yalnızlık, yabancılaşma, aidiyet kaybı ve geçmişe duyulan özlem eserin temel temaları arasında yer alır. İnsanların doğup büyüdükleri, anılarıyla bütünleşen toprakları terk etmek zorunda kalmalarının ne kadar ağır bir deneyim olduğu roman boyunca hissedilir. Okuma sürecinde özellikle bu yön dikkat çekmekte ve göçün insan ruhunda açtığı derin yaralar daha belirgin şekilde görülmektedir.
Eserde öne çıkan karakterlerden Vasili ve Poyraz Musa'nın yaşamları, göçün farklı boyutlarını anlamaya yardımcı olur. Romanın sonunda gelişen dostlukları, savaşın ve çatışmaların ötesinde insanlığın ortak değerlerini ortaya koyar. Özellikle Vasili'nin aslında hiçbir zaman Poyraz Musa'yı öldürmek istememesi ve kendisine sürekli gerekçeler bulması, karakterin iç çatışmalarını ve insani yönünü göstermesi bakımından önemlidir.
Sonuç olarak roman, mübadele göçünün bireyler üzerindeki etkilerini güçlü bir şekilde ele alan, göç, bellek, aidiyet ve kimlik meselelerini başarılı biçimde işleyen etkileyici bir eserdir.
Genel olarak diziyi beğendim. Hikâyesi oldukça akıcı ve izleyiciyi kolayca kendine bağlıyor. Özellikle ilk sezonlar dizinin en iyi dönemiydi. O belirsizlik, hayatta kalma mücadelesi ve her an bir şey olacak hissi yapımı gerçekten sürükleyici kılıyor. Ancak 9. sezondan itibaren tempo…devamıGenel olarak diziyi beğendim. Hikâyesi oldukça akıcı ve izleyiciyi kolayca kendine bağlıyor. Özellikle ilk sezonlar dizinin en iyi dönemiydi. O belirsizlik, hayatta kalma mücadelesi ve her an bir şey olacak hissi yapımı gerçekten sürükleyici kılıyor.
Ancak 9. sezondan itibaren tempo belirgin şekilde düşüyor ve dizi sıkıcılığa kayıyor. 11. sezon biraz toparlıyor olsa da ilk sezonlardaki heyecanı yakalayamıyor. Karakterler arasında en çok Glenn’e bağlandım, ölümü beni en çok üzen sahnelerden biri oldu. Rick ve Michonne’un ayrılığı ise bana mantıklı gelmedi. Dizide bazı mantık hataları var ve kimi kararlar sadece senaryoyu ilerletmek için verilmiş gibi duruyor.
Final ise beklentilerimin altında kaldı. Birkaç yıl sonrasını daha detaylı göstermelerini isterdim. Salgının kökeni ve çözümüyle ilgili daha ciddi girişimler olsaydı dizi çok daha ilgi çekici olabilirdi. Zaten bir noktadan sonra zombi tehdidi arka planda kalıyor, hikâye tamamen insanlar arasındaki çatışmalara odaklanıyor. Bazı mantık hataları çok göze batıyor . Genel olarak beğendim.